Her maharet 'O'nda

A -
A +

İnsanın tanıyıp, sevdiği biriyle röportaj yapması çok zor aslında. Duygularınızı karıştırmadan yazmaya çalışırken kendinizi fazlasıyla kontrol altına alabiliyorsunuz. Yıllar önce TGRT haber merkezinde birlikte çalışmıştık. Şimdi de yine aynı kanalın gündüz kuşağında görev paylaşımı yapıyoruz sevgili Zeynep Kasımlıoğlu ile. Ben onu haber bültenlerinde izlerken konulara hakimiyeti, rahatlığı ve ekrandan yaydığı enerjiyle 'program sunmalı' diye düşünmüşümdür hep. Ve kimse kusura bakmasın ama ekrana en çok yakıştırdığım yüzlerin başında da o gelir. Doktor Dilaver Özturan'la evlendikten sonra soyadına 'Özturan'ı ekleyen, bu güzel yuvayı da dünya tatlısı iki evlatla tamamlayan Zeynep şimdi her sabah TGRT ekranlarında 'Zeynep'le her şey on'da' adlı programıyla seyirciyle buluşuyor. Gülen yüzüyle seyredenleri yeni güne hazırlıyor. Peki ya kendisi! O gününü nasıl geçiriyor dersiniz?. Bunun cevabını yazarken yanına bir nazar boncuğu bir de 'kolay gelsin' dileği eklemek istiyorum. Çünkü biri 2, diğeri daha bir yaşında bile olmayan iki bebekle beraber bu işi yürütmek herkesin harcı değil. Ama Zeynep insanın isteyince hepsinin üstesinden gelebildiğini gösteriyor. -Çok cesur bir kararla ard arda kızını ve oğlunu dünyaya getirdin. Onları büyütürken de işine ara vermedin. Nasıl yürüyor hepsi bir arada? -Baba öğleye kadar evde anneanne de sağ kolum. Onların desteğiyle yürüyor. Çocukların küçük yaşlarda anneye çok ihtiyacı var ama sürekli çocuğunun başında bir annenin iyi anne olduğunu söylemek de mümkün değil. Ben çalışmazsam geçimsiz bir insan olacağımı hissediyorum bu da çocuklarım için iyi olmaz biliyorum. İşimi yaptıktan sonra çocuklarımın yanında olduğumda buradaki yorgunluk önemini kaybediyor. Ve ben iyi hissedince onların da daha iyi olduğunu görüyorum. Çok daha meşgul çalışıyorum, gece çocuklar için uyanmam gerekiyor ama işim gereği de uyumama lazım. Hatalar yapıyorum azabını da çekiyorum ve öğreniyorum. Çalışan anneler bu planlamayı bir şekilde yapıyor zaten. Değişiklik gerekiyordu -Haber spikerliğinden program sunuculuğuna geçişi konuşursak. Kolay oldu mu bu değişiklik kararı -Kahvaltı haberlerinden emekli olacağımı düşünüyordum. Böyle bir teklifle karşılaşmadığım için söylenmiş bir şeydi demek ki. Daha önce habercilik yaptığım kanalda şimdi farklı bir konseptle birlikteyiz. İlk defa bir programda adım yer alıyor. Bu beni çok heyecanlandırdı, çok hoşuma gitti saklayamam. Farklı bölümleri, konularıyla ben de her gün bir şeyler öğreniyorum, heyecanlanıyorum. Mesleki anlamda böyle bir heyecana ihtiyacım vardı. Kolay değil zor ama bir dönemece kadar bunu yürüteceğim. Bugün programdan sonra TGRT haberi izliyordum. Orada haber sunan arkadaşımla yıllar önce aynı tv kanalındaydık. Ben deneyimli bir haberciydim o da yolun başındaydı. Şu anda ben Karadeniz kostümleri içinde geleneksel bir şeyler yapmaya insanları eğlendirmeye çalışıyorum, o da habercilikte ilerliyor. Garip geldi bana o yüzleşme. Habercilikte stüdyo haberciliği dışında olan işler de yaptık. Haber yöneticisi olmayacağımıza göre çünkü o başka bir şey bence artık bu değişiklik olmalıydı. Oradaki misyon bitmişti, her şey tekrarlanmaya başlamıştı kendi adıma. 'Bu insanlara haber yaptık biz yılarca seyirci böyle eğleniyor' diye bir şey görüyorum şimdi karşımda, bu lazımdı. Hiçbir haberci oturup da seyircisiyle öpüşmez ama bunu yapabiliyoruz konuşabiliyoruz. En genç köşe yazarı -Zeynep senin meslek hayatında sadece sunum yok yazarlık da var. Çok genç yaşta nasıl köşe yazarı oldun -Bir kış günü beni Tercüman gazetesinden aramışlar. Hocalarımın orada yönetici olduğunu biliyordum. Evet Tercüman eski pırıltılı günlerinde değildi ama yine çok bilinen bir gazeteydi. Beni rahmetli Kemal Ilıcak'ın da olduğu odaya aldılar. Hocam Oktay Verel önüme bir gazete koydu ve 'gazetenin neresine bakarsın Zeynep' diye sordu. Sınav mı diye düşündüm, sayfaları çevirdim. Sonra 'manşeti kadın sayfası..' diye gördüklerimi anlatırken 'gazetenin künyesine bakmalısın' dedi. Künyeye baktığımda adımı gördüm. Bir sayfa çevirince de resmimi ve benim ağzımdan yazılmış ilk yazıyı. Karşısında heyecandan titrediğim hocam bu ilk yazıyı bana armağan etti. O anı sana anlatamam. Büyük onur duydum. Daha üniversiteden yeni mezun olmuştum bir iş arayışım yoktu. Okulda yaptığım bir başarı derecesi vardı ve akademisyen olmayı düşünüyordum. Bu olay televizyon için her şey için cesaret verdi bana. Şimdi 'bebeğim' dergisinde yazıyorum. Çocuklar bu konuda reklamımı yapmış oldu herhalde. Üç yılda çok değişmişiz -İş, çocuklar derken Zeynep'e ne kalıyor geriye -Pek bir şey kalmadı aslında her şey çocuk merkezli. Eşimin de öyle. Üç yıl önceki resimlere bakıyorum da eşim de ben de bu yıllarda değişmişiz. Tatlı bir yorgunlukla geçen bu üç yılın izlerini yüzümüzde ve saçımızda fark ediyorum. Ama çocuklara her bakışımda 'iyi ki bunları doğurdum' diyorum. Her şey silinip gidiyor onlar kalıyor sadece. Dünya yansa umurumda olmuyor. Eskiden iş için çok hırpalardım kendimi, bir ailem olduktan sonra anlamlar değişti. Allah aile bütünlüğünü bozmasın diyorum. Özel hayat ancak yaz aylarında olabilir, program da ancak böyle fırsat tanır. Eşim de ben de yelken tutkunuyuz ve denize dönük yaşamaya çalışıyorum daha çok. > "Konuğumdu kocam oldu" 'Sinüziti konuşmak için çağırmıştık Dilaver'i... Ama 11 Eylül yüzünden haber merkezinde gündem çok yoğundu. Birkaç dakika ayırabildik. Çok sinirlendi. Ben de 'bu adamın bir eşi var yazık kadına, ne kadar sinirli' diye düşünmüştüm. Sonra bir iftar yemeğinde karşılaştık. Kısa sürede de evlendik.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.