Hiçbir senaryo hayatın kendisi kadar çarpıcı, şaşırtıcı yazılamıyor. Hiçbir olay hayatın kendi doğallığındaki gibi kurgulanamıyor. Yine 'bu kadar da olmaz' dedirten bir öykü okuyacaksınız bugün. Gerçek bir hayat öyküsü. Eksiği var, fazlası yok yazılanların bunu bilin. Birazı bende saklı kalan. Neden mi saklı? Kendim için değil elbet! Kısacık kesilmiş saçları, kendinden emin duruşuyla oturdu stüdyoda Aynur Bingöl. 62 yıl boyunca yaşadıklarını anlattıkça dinleyen herkes üzüldü, şaşırdı... Programın ilerleyen dakikalarında ise 'hayatta her şeyi görüp yaşadığını' zanneden Aynur hanımdı şaşıran. Gözyaşlarına engel olamasa da dimdik duruyordu. 16'sında gelin oldu Aynur'un hikayesi de dağılan bir aileyle başlıyor. Bir boşanma değil, ölüm ayırıyor anne-babasını Aynur daha küçükken. Bundan 50 yıl öncesinde çocuklarıyla tek başına kalan genç kadın, kızının geleceği için korkuyor. Güzel bir kız olan Aynur için söylenecek sözlerden, dedikodulardan korkuyor ve çareyi daha 16'sında onu evlendirmekte buluyor. 'Anne beni kiminle evlendiriyorsun?' demeye fırsat kalmadan hiç istemediği bir evlilik yapıyor Aynur Bingöl. 16'sında gelin oluyor, bir yıl sonra da oğlunu alıyor kucağına. Küçük yaşta gelin olmayı, anne olmayı öğrenen Aynur hemen ardından da 'gurbetçi karısı olmak' nedir onu öğreniyor. Ve daha 19'unda eşini Almanya'ya uğurluyor. Bu gidişin temelli bir ayrılığa açılan kapı olduğunu bilmeden. 'Güven yoksa evli kalamam' 'Gençtim, hayat doluydum, gezmeyi çok severdim. Öyle çocukmuşum ki demek, oğlumu anneme bırakıp dolaşmaya giderdim.' O sever dolaşmayı ama bunlar kayınbiraderinin gözüne hoş görünmez, bir mektup yazar Almanya'ya. O mektuptan sonra Aynur'a eşinin yazdıkları ise tek celsede boşanma sebebi olur. Genç anne bunları gururuna yediremez 'bana güven duymayan erkeğin yanında duramam' der, koşar mahkemeye. 43 yıl önceki ayrılığın sebebini bugüne kadar kimseye anlatmamış Aynur Bingöl. 'Bir sırrı paylaşacağım' diye başladığı cümlesinde evlilikte karşılıklı güvenin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyordu. O da gurbetçi Bu defa Aynur'dur 19 yaşında oğluyla tek başına kalan. Bebeğini annesine bırakır yurt dışına işçi olarak gitmek için müracaat eder. Kısa bir süre sonra o da Almanya'dadır. 'Çok sıkıntı çektim. Önce bir fabrikadaydım. 6 ay sonra hastanede çalışan bir ablayla tanıştım. 'Beni de yanına alsana' dedim ve hastaneye girdim. Hastaların temizliğini yapıyordum, bazıları beni sıkıştırmaya çalışıyordu. Daha çok gençtim, güzeldim. Senelerce çalıştım böyle ama zorluklarını bir ben bilirim.' 35 yaşında babaanne Oğlu ilkokulu bitirdikten sonra Almanya'ya yanına alır onu da. Ahmet bir gün okuldan bir arkadaşıyla el ele gelir eve. 'Biz evlendik anne' diye. 'Daha 17 yaşındaydı ikisi de. Yapabileceğim bir şey yoktu, nikahlarını kıydık. Ve 35 yaşımda da babaanne oldum. Hastaneye 'torunumu almaya geldim' diye gittiğimde Almanlar elleriyle 'delirdin mi?' diye işaret ediyorlardı bana' diye anlatıyor o günleri. Art arda üç çocukları olur gelini ve oğlunun. Yılmaz, Ülker ve Okan Tan. Erken yaşta yapılan bu evlilik de uzun sürmez ne yazık ki... Sebebini bilmez ama oğluyla, gelini ayrılırlar. Ahmet Tan askerliğini yapmak için Türkiye'ye gelir ve bir daha Almanya'ya dönmez. Aynur hanım da onlar ayrıldıktan sonra bir daha ne çok sevdiği gelini Ufuk'u görür ne de torunlarını. Ben her sene Almanya'ya gidip torunlarımı görüyordum. En son gördüğümde Ülker beş yaşında, yuvadaydı. Sonra ne gelinimi bulabildim ne torunlarımı. Aslında gelinim dünya tatlısı, çok iyi bir insandı. Hâlâ çok severim onu. 4 yıl önce kalp krizinden kaybettim oğlumu. Şimdi tek isteğim torunlarımı bulmak, onlara destek olmak. Bir-iki yıl önce de Ülker beni aramış bir TV programında ama ulaşamamış.' 16 yaşında yaptığı evliliği 3 yıl süren Aynur Bingöl o günden sonra eşini oğlunun ölümüne kadar hiç görmemiş, aramamış. Oğlunun durumu ağırlaşınca telefon etmiş. 'Oğlumuz ölüyor, istersen gel son bir defa gör' diye. Birlikte dünyaya getirdikleri evlatlarının son yolculuğunda tekrar bir araya gelmişler yıllar sonra. Bu görüşmeden 1-2 yıl sonra da eski eşi vefat etmiş. 1998'de ikinci defa evlenir ama eşinin çocukları mal kavgasına tutuşunca uzun sürmez bu birliktelik de. 'Anne nasılsın?' Ve çok geçmeden 'çok iyi biri insandı, hiçbir kırgınlığım, şikayetim yok' dediği gelini Ufuk bağlandı canlı yayınımıza ve 'anne' diye seslendi Aynur hanıma. Yıllardır özlediği, beklediği seslenişi duyunca koltuğunda ne yapacağını bilemedi... Torunlarıyla ilgili gerçeği seneler sonra bir TV programında öğrendi babaanne. Ufuk kanser hastası olduğunu Adana'da yaşadığını söyledikten sonra her şeyi anlattı. 'Anne çocukları Ahmet biz daha evliyken evlatlık verdi. Üçünü de... Ama Ülker'i alan aile onu sonra tekrar yuvaya bırakmış. Şimdi Almanya'da yaşıyor. O beni arıyor, öyle görüşebiliyoruz. Sanırım orada kalabilmek için usulen bir evlilik yapmış. Yılmaz ve Okan'a ulaşmak için çok uğraştı Ülker, ben de aradım ama bulamadık.' Gelini bunları anlatırken Aynur hanım da oğlunun, eski eşinin öldüğünü, dedelerinden torunlarına miras kaldığını bunu onlara vermek, destek olmak istediğini söylüyordu. '3 değil 4 torunun var' Eski gelininin yıllar sonra bulunması, onunla konuşması ve torunlarıyla ilgili gerçekler şaşırtmıştı Aynur Bingöl'ü. Fakat asıl sürprizi gelini Ufuk hanım yaptı canlı yayında. 'Anne senin üç değil dört torunun var. Adı İsmihan ve bugün 23. doğum günü.' Aynur Bingöl ne yapacağını bilemedi bunu duyunca. Bir yandan herkese teşekkür ediyor bir yandan da 'İnci hanım hemen bana bir bilet ayarlayın ben Adana'ya gideyim, bekleyemem artık. Ben şimdi gidip onları alır İzmir'e getiririm, sahip çıkarım. İnanıyorum siz diğer torunlarımı da bulursunuz' diyordu. Kolay değildi 20 yıldan fazla bir süredir torunlarını görmeyen babaanne hiç bilmediği bir torunu daha olduğunu öğreniyordu. Bugün 25 yaşında olan Yavuz Tan ve 24 yaşındaki Okan Tan evlatlık verilmişlerdi. Ve kimse nerede olduklarını onları kimin büyüttüğünü bilmiyordu. Aynur hanım öyle mutluydu ki gelini ve torunlarını göreceği için. 2 yıl önce onu aramak için Türkiye'ye gelen ama o Almanya'da olduğu için kendisine ulaşamayan torunu Ülker'in cezaevinde olduğunu söyleyemedik ona. Bunu birbirlerine hââa 'kızım ve anne' diye hitap ettikleri gelini Ufuk'a bıraktık...