Yerli yabancı hangi televizyon kanalını açsak, sıcak savaş bölgesinden gelen görüntülerde İHA logosuyla karşılaşıyoruz. Japonya'dan Amerika'ya dünyanın dört bir yanında insanlar artık bu ismi ezberledi. İHA çalışanları da zor zamanlarda işlerini iyi yapmanın kurallarını... Ve sonuçta herkes başarılarını takdir etmeyi bildi. İHA Genel Müdürü Fevzi Kahraman'la konuşalı birkaç gün oldu ama, televizyonlar sahip oldukları "hız" avantajıyla bizden önce sizinle buluşturdular onu... İşte gazetenin iki kat alttaki komşusunda hummalı bir çalışma ortamında Fevzi Kahraman'la konuştuklarımız; -Bağdat herhangi bir nokta mıydı İHA için, yoksa ekstra bir yatırım, çalışma yapılmış mıydı?... "-Böyle bir hadiseyi bugünden planlasaydık İHA'nın bu kadar muvaffak olması zordu. İşin diplomatik boyutu, iki ülke ilişkileri, pek çok yönü var. Biz 96 yılından sonra yurt dışında başlattığımız yapılanmayla ilk büroyu Kudüs'te, ikincisini de Bağdat'ta açtık. Bölgede problem olduğu anlaşılıyordu. Biz gittik ve enformasyon bakanıyla bir anlaşma yaptık. Bağdat'a herhangi bir zamanda ya da olağanüstü durumda sadece İHA'nın uplink cihazı girebilir diye. Gerçi şimdi bu ihlal edildi ama. 11 Eylül hadisesinden sonra dünyada Amerika'nın hakim olan anlayışı ve önsezimizle Irak'ta bir hadisenin olacağını hissettik. Oradaki teknik altyapıyı ve kadromuzu daha da güçlendirdik..." -Ve şimdi bütün dünya savaşa ait görüntüleri İHA logosuyla izliyor... "-Son müdahale yaklaştıkça Irak televizyonu oraya bir çok televizyon ve ajansı koymaya başladı. Biz dedik ki '96 yılından beri buradayız'... Karşılıklı mutabakatla biraz onlar biraz da biz geri adım atarak oradaki teknik ekipman ve muhabirlerimizle Amerika'dan Japonya'ya 250'den fazla televizyona hizmet veriyoruz. Bizim faaliyetlerimizin yaklaşık yüzde 80'i yurt dışınadır. Bölgedeki hassasiyeti nedeniyle Kuveyt, Türkiye açısından önemi nedeniyle K.Irak ve yine bu ateşin Bağdat'ta sonuçlanmaması halinde sıçrayabileceği düşüncesiyle İran'da da uplink cihazları ve ekiplerimizi güçlendirdik. Türkiye'deki arkadaşlarımız da 24 saat görevlerinin başında. Urfa, Mardin, Silopi'ye de arkadaşlarımızın bir kısmını kaydırdık..." -İHA şu anda Bağdat'taki en kalabalık ekibe sahip. Orada olsaydım diyor musunuz?... "-Bu isteğimi yönetim kurulu başkanımıza ilettim. Biz de burada sabahlıyoruz. Benim bir battaniyem yastığım var içerde, orada uyuyorum. Ama oradaki arkadaşlarımız ölüm tehlikesiyle yaşıyor, aileleri her gün ekranlardan bombalamaları izliyor. Mesela bir haber geliyor 'Biraz önce bir istihbarat geldi enformasyon bakanlığını boşaltın Amerika bombalayacak' diye. Bu durumda 'Kal orada' demek kolay değil, bunu söylemek için orada olmak gerekiyor. Bu bir kahramanlık meselesi değil ama onlara uzaktan değil de bizzat içinde yönlendirmenin doğru olacağını düşündüm. Ama 'işin başında, yerinde olmalısın' dediler. Orada olmasam da onların dertlerine vicdanen ortağım. O heyecanı, korkuyu, acıyı ben de hissediyorum..." -Yaşanan sıcak çatışmaların ötesinde, bilgilendirme konusunda yaşanan savaş var. Bir televizyonda askerlerin su verdiği çocukların görüntüleri yer alırken, diğerinde yaralı çocuklar ya da esir askerleri görüyoruz. Sivil kayıplar konusunda birbirinden çok uzak rakamlar var?... "-Televizyon seyircilerinin de vatandaşın da kafası karışmış durumda. Medya bu savaşa enformasyon ve dezenformasyon olarak katıldı. Çok kasıtlı, yanlış ve propaganda amaçlı yayınlar var. Bir gün biri çıkıyor 'Taha Yasin kaçtı' diyor. Bizim medyamızın bazı büyük yazar ve yorumcuları, televizyonlar da öyle 'Biz demiştik, Irak teslim olacak' diye başlıyor. Sonra Taha Yasin 'Ben buradayım' diyor. Birileri Pentagon'da oturuyormuş, birileri de Saddam'ın sarayındaymış gibi yorum yapıyor bunu yadırgıyorum. Tarafsız, objektif habercilik açısından oldukça sıkıntılı günler yaşıyoruz. Biz kılı kırk yarmaya ne Amerika'nın ne de Saddam'ın propagandasına alet olmamaya çalışıyoruz. Biz doğru enformasyonda varız..." Savaşı "zap"lamak... Sevmediğim, doğru olmayan bir ifade şekli "zap"lamak... Ama şu günlerde hep sevmediğimiz, doğru olmayan şeylere mahkum edilerek yaşamıyor muyuz zaten?... İşte böyle bir ortamda bu uydurma ifade de yazıya başlık oluverdi... Evet... Önce biri yaklaşıyor çocukların, diğerleri arkada bekliyor. Dünyanın bir ucundan gelmiş, dillerini bilmedikleri bu silahlı adama şaşkınlık ve korkuyu harmanladıkları gözleriyle bakıyorlar... Sonra tek tek yaklaşıp su şişelerini alıyorlar... Bazıları gülüyor sanki ama ürkeklikleri geçmiş değil... Ve final... Kameraya el sallıyorlar... İyi senaryo.... Biz evimizde, elimizde uzaktan kumanda bacaklarımızı uzatmış seyrederken kanal değiştiriyoruz. Çocuklar koşturuyorlar... Oyun mu?... Yoo... Belki de daha dün odasında oturdukları bir evin enkazı, anneleriyle alış verişe gitikleri bir pazaryeri ya da hastane koridorları koşturdukları. Yani koşturabilecek durumda olanları... Ve kamera yine zoom yapıyor. İki koca kara göze. Bize bakıyor, hepimize, taa yüreğimize... Yani orada birşeyler taşıyanlara... "Doğru iyi senaryo, iyi kurgu, yönetmen hata yapsa da tekrar tekrar sahneleri çekmekte, istediği görüntüyü yakalamakta kararlı. Nasılsa seyirci merakla bekliyor gişenin önünde... İyi de bu rolü ben seçmedim ki" diyerek... Bacaklarımızı biraz topladık mı ne?... Yine "zap"lama zamanı geldi değil mi?... Hem diğer kanalda "ağa"lar bekliyor... Cepheden mektup var "-Şiddetli sarsıntılarla aniden uyanıyoruz, kendimizi Bağdat'ta değil de 17 Ağustos depremini yaşıyormuşuz gibi hissediyoruz bazen. Bomba sesleri ve sarsıntılarla geçen uykusuz gecelerin sabahında tekrar görevimizin başına dönüyoruz. Akşam sığınağa inmeden sağlam gördüğümüz binaların ertesi gün enkazıyla karşılaşıyoruz. İnsanlar bombalama görüntülerini binlerce kilometre uzakta evlerinden izlerken, buradaki dehşetin ne zaman farkına varacak bilemiyorum. B-52 bombardıman uçaklarının İngiltere'den havalandığını görünce saatimize bakıyoruz. Çünkü bu uçakların hedeflerini vururken hassas olmadıklarını, bombaların bizim bulunduğumuz yere de düşebileceğini biliyoruz. Uçakların kalktığını öğrendikten sonra yaklaşık 6 saatlik bir zamanımız olduğunu biliyoruz ve beklediğimiz yerde üzerimize bomba düşmemesi için dua ediyoruz..." Görevimiz çok önemli -Doğru enformasyonda. İnsanın aklına Irak müdahale ediyor mu, oradaki gazeteciler nasıl, bir çalışma özgürlüğüne sahip sorusu geliyor?... "-Bütün medya mensupları enformasyon bakanlığında kalıyor. Ve onların götürdüğü yerlere, izin verdikleri kadar gidebiliyorlar bunu da güvenliğe bağlıyorlar. O konuda şunu verin, bunu verin yok. Yayıncılık alanında en önde görülen El Cezire ve Abu Dabi televizyonlarının farklı bir durumu var. Enformasyon bakanlığında değil nehrin kenarında çok uygun yerde büroları, geniş ekipleri var ve devlet desteğine sahipler. Onlarla avantaj açısından farklılıklarımız var. Onun da sebebi Arap kökenli olmaları mı bilemem..." -El Cezire televizyonunu insanlar Afganistan'daki olaylarla duymuştu. Televizyonların, ajansların parladığı dönemler kriz ve savaş dönemleri oluyor... "-Problem çıksın da biz kazanalım demiyorum. Problem çıkmışsa onu en hızlı, en tarafsız şekilde aktarmak görevimiz, nedenlerini çözmek de yöneticilerin işi. Burada medya önemli bir görevi yapıyor kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından..." -İHA'nın bu dönemde kazandığı para da çok yazıldı, çizildi. Gerçekten bahsedildiği kadar yüksek bir rakam mı?... "-Çok abartılı rakamlar. Ortada bu kadar cihaz ve yatırım var. Savaş döneminde çalışanların harcamaları da üç katına çıkabiliyor. Biz o rakamları çıkarabilmek için çalışıyoruz. Normal zamanımızdakiyle kıyaslanmayacak kadar iyi kazanıyoruz ama o abartılan rakamlar medyada olmaz zaten..." İHA'ya büyük övgü NEW YORK - ABD'nin en kuvvetli haber kanallarından Fox News'ten İhlas Haber Ajansı'na (İHA) övgü geldi. Başta Bağdat ve Kuzey Irak olmak üzere birçok sıcak noktada İHA teknik imkanlarını ve haberlerini kullanan Fox Televizyonu, gönderdiği özel bir notta, bölgedeki en bilinen haber ajansının artık İHA olduğunu ve yayınlarının büyük bir kısımını artık İHA'dan yapacaklarını bildirdi. Fox News, şu anda ABD'de en yüksek haber reytingine sahip televizyon konumunda bulunuyor.