İşten çıkıyor mantı açıyor

A -
A +

HEPİMİZİN işimizden, çevremizden sıkıldığımızda farklı arayışlar içine girdiği olmuştur. Kimi bir başka işin hayalini kurar, kimi bir başka semtin. İstanbul'da bütün bunlara bir de ekonomik kaygılar eklenince ikinci bir iş yapanlar, hobiyi nakde dönüştürmeye çalışanlar da çoğalıyor. Özellikle de hanımlar evde boşa geçirdikleri zamanları değerlendirmek, üretime dönüştürmek istiyorlar. Artık köşe başlarında küçük, sevimli mekanlar çoğalmaya başladı. Bu cafe-restoranlar bir ev sıcaklığını yaşatıyor insana. Mutfaklarında çoğunlukla hanımları görüyoruz. Hem pişiriyor, hem de sunuyorlar yiyecekleri müşterilerine. Birer küçük işletmeye dönüşüyor ellerinin değdiği yer. Serpil Diyar da bu mekanlardan birinin sahibi. O zaten çalışan bir hanım. 'Hanımeli'ni açma hikayesini dinliyoruz önce. "Kardeşim 'abla sen harcanıyorsun evde bunları sadece bize yapıp yedirerek' derdi hep. Benim de hep kafamda vardı. Böyle bir yer açmazsam gözlerim açık gider sanıyordum. Bankadan emekli olduktan sonra diye düşünürken 'neden olmasın' deyip karar verdik. İyi ki de açmışım. Buraya gelenleri benim misafirim kabul ediyorum. Bu arada özel günlerde evlere servis yapıyoruz..." Müşteri bile mutfağa girip çıkıyor Gelenlere asla 'müşteri' demiyorlar, demek isteseler de diyemiyorlar zaten. Yalnız başlangıçta durumu biraz abarttığını anlatıyor. "İki kişi geliyor ben masalarına oturup, sohbete katılıyorum, istediklerini ikram ettikten sonrada gitmiyorum, sohbete devam ediyorum. Zaman zaman yardıma gelen görümcem, kaş göz işaretleriyle bana buranın işletmecisi olduğumu hatırlatıyordu sürekli. Alışmaya çalışıyorum ama arada bir konulara katılmadan edemiyorum yine." Serpil Diyar 25 yıllık bir bankacı aslında. Hâlâ görevinin başında ve işini çok seviyor. Alibeyköy-Yeşilpınar'da Hanımeli cafede onu gördüğümüzde daha bir saat önce bankadaki koltuğunda oturuyor olduğuna inanmakta zorlanıyoruz. Pembe duvarları, masa örtüleriyle küçük, şirin bir yer burası. Raflarda Serpil hanımın yaptığı reçeller, turşular sıralanmış. En güzel yanı mutfağı herkesin görebilmesi, istediğinde girip çıkabilmesi. Gelenler çaylarını kalkıp kendileri dolduruyor istediklerinde.. Hatta sabırsız müşteriler zaman zaman poğaçaları kontrol ediyor pişmiş mi diye... Serpil hanıma sormadan edemiyorum 'bankacılıkta mı iyisiniz, pasta börek işinde mi?' 'İkisini de çok iyi yapıyorum bana göre. 25 yıldır bankacılıkta iyi olduğuma inanıyorum. Bu işte daha amatör sayıyorum kendimi aslında. Hâlâ tarifler deniyorum, araştırmalar yapıyorum. İçime sinmeyen hiç bir şeyi de misafirlerime ikram etmem.' O kendini pasta-börek işinde amatör sayıyor ama müşterileri hiç de öyle söylemiyor. Sürekli müşterilerden Sevilay hanım halinden çok memnun. Bir tek şikayeti var; kilo almak. "İnanmayacaksınız ama burası açıldıktan sonra 7 kilo aldım. Bizler de gidip rahatça oturacağımız, sohbet edebileceğimiz samimi bir ortam arıyorduk. En önemlisi o samimiyet ve rahatlık. Ama bunun için Taksim'e Beşiktaş'a gidemeyiz ki hep buralardan. Böyle mekanların İstanbul'un farklı yerlerinde açılması çok iyi." Sohbet de yapılıyor kavga da... Masadaki bir başka hanım giriyor söze; "Burada yemekten ziyade ortam çok güzel. Canın sıkılmışsa buraya gelebiliyorsun, sohbet ediyorsun, kavga ediyorsun, (gülerek anlatıyor) deşarj oluyorsun. Evde aile bireyleri olunca arkadaşlarınla rahat sohbet edemeyebiliyorsun. Tutuyorsun arkadaşının kolundan burada hem sohbet edip, hep tavla oynuyorsun. Bir yandan güzel şeyler yiyorsun tabii. Börekler harika bence. Ben en çok onları seviyorum, fiyatlar da çok uygun. Evde hazırlasak hem zaman lazım, hem de her zaman istemiyor insan yapmayı." Davut Diyar büyük bir özenle hazırlıyor mantının sosunu bir yandan anlatarak. "Mantıyı yiyenin kıymanın salacağı suyun tadını alması lazım. Yoksa bir şeye benzemez. Ben etini özel yaptırıp çektiriyorum kıymayı. Mantı pişip beklemeye gelmez, taze taze haşlayıp sunacaksın." O böyle detaylı anlatınca kırk yıllık aşçı sanıyorum ben. Ama asıl mesleğini söyleyince eşimi arada bir buraya göndersem belki faydası olur diye geçiriyorum aklımdan. "Oto elektrikçisiyim ben, tamirhanem vardı. Ama elimde yüzümde kızarıklıklar, şişlikler oluşmaya başladı. Doktorlar en sonunda meslek alerjisi dediler. Eşim de burayı açtıktan sonra gelip gitmeye başladım' Beyler kıskanır olmuş Hafta sonları aileler kahvaltıya gelebiliyor. Ne istediğinizi söylerseniz mutfağa geçiyor ve hazırlıyorlar. Ama hafta içi kapıları sadece hanımlara açık. Kimi okey oynuyor, kimi tavla. Eşleri kıskanır olmuş 'biz de gelelim' diyorlarmış ama izin yok. Biz sohbeti sürdürürken kahvelerimizi hazırlayan Davut bey yaşadıklarını anlatıyor. ''Telefonları çalıyor hanımların, eşleri arıyor. 'Neredesin' diye soruyor herhalde. Büyük bir keyifle 'kahvedeyim, oyunum bitsin öyle geleceğim' deyip kapatıyorlar telefonu. Sonra da hep birlikte gülüyorlar, 'şimdiye kadar hep onlar bize 'kahvedeyim, sonra geleceğim' diyorlardı sıra bizde' diye. Çalışan kesimden gelenler çok fazla, özellikle de öğretmenler. Yakınımızdaki okuldan öğretmenler geliyor sık sık. Bir grubumuz var mesela her sabah işe gitmeden kahvaltılarını burada yaparlar. Binamızda oturanlar, bitişik dükkanlarda çalışanlar geliyor sık sık.' Çay, kahve derken tabii ki kurabiye ve poğaçalardan da yemeden edemiyorum. Yeme konusundaki becerim artık dillere düştü zaten. (Bu arada hani herkesin diline dolanan bir şarkıda geçen 'şakşuka'nın da bir patlıcan yemeği olduğunu öğreniyorum.) Tabii ki en güzeli en sona kalıyor.. Nefis bir tabak mantı yemeden ayrılmıyorum 'Hanımeli'nden... Elinize sağlık Davut bey.... Erkeklerin hizmeti hoşlarına gidiyor Oto elektrikçiliği yaparken eşinin açtığı mantı dükkanına gelip gitmeleri o kadar sarmış ki sonunda kendi işyerine gitmez olmuş Davut bey. Dükkanın müdavimleri 'Davut abi' diyor başka bir şey demiyor zaten. Onlar için bir dert ortağı, sıkıntı anında başvurulan kişi olmuş. "Evvela beni görünce biraz tedirginlik yaşamışlardı, şimdi alıştılar" diye başlıyor söze... "Kadınlarda garip bir duygu var, erkeklerin onlara hizmet etmesi hoşlarına gidiyor. Serpil mutfaktayken bile benden istiyorlar 'abi çay versene, şunu getirir misin' diye. Evin intikamını alıyorlar galiba.' Davut bey bu kadar işine hakim ve severek anlatınca Serpil hanıma soruyorum eskiden de girer miydi mutfağa? diye.. "Arada bir hafta sonları kahvaltı için tost hazırlar, yumurta falan yapardı. Ama şimdi inanamıyorum. Her şeyi o kadar titiz ve detaylı yapıyor ki.. Salata hazırlıyoruz, her şeyi o kadar itinayla doğruyor ki inanamazsınız. Bir gün kurabiye hamuru yoğurdum, şekillendirmeye vakit kalmadan bankaya gitmem gerekti. Davut'a kalıplarla şekillendirmesini söyledim, tarif ettim. Aklım burada kaldı tabii. Geldiğimde, tepsilerde kanatları, gözleriyle kuğular, çikolata damlalarıyla benekler yapılmış uğur böcekleri görünce inanamadım. Aslında erkekler mutfakta başarılı, en iyi aşçıların erkek olması boşuna değil..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.