İyi ki benim babamsın!

A -
A +

Evden birlikte çıkar, el ele okulun bahçesine kadar yürürdük. Sonra elini bırakır, bahçede öğretmenlerini karşılamak için yan yana dizilen arkadaşlarımın yanına koşardım. Ellerimi iki yanıma sarkıtır, ben de başımla selamlardım; "Günaydın öğretmenim" diye. Yüzünde gülümsemeyle kaçak bir bakış fırlatırken "Günaydın" diye karşılık verirdin... Okul bahçesine kadar elinden tuttuğum 'Babacığım', o sınırdan ötede 'öğretmenim'di benim! Kucağında denize doğru yürüyüşümüzü hatırlıyorum. İleriye, daha ileriye...Ve beni suyun derinliğine doğru bırakışını... Su yüzeyine çıkmaya çabalarken bir yandan da, Karadeniz'in tuzlu suyu boğazımı yakıyordu. Ama güneş ışığının altında suyun renginde gözlerini görüyordum bana bakan. Sen oradaydın ve bana bir şey olmazdı biliyorum. Şimdi attığım her kulaçta, o günkü güneş omuzlarımda... Onu hiç böyle görmedim Dedemi kaybettiğimizde, başka büyükleri senin iki kolundan tutarken gördüm ilk kez. Ayakta duramıyordun ve feryat ediyordun. Babamın içi acıyordu ve ben bir şey yapamıyordum. Benim de içim yanıyordu. Dedem artık yoktu. Bir süre sana baktım ve sonra oradan kaçtım. Kuzenlerimle birlikte salıncaklara koştuk. Yıllarca kendimi suçladım sonra, böyle bir günde nasıl oyun oynadık diye... Kız kardeşim doğduğu sabah okula giderken saçlarımı sen taradın. Hiç bitmesin tarayışın istedim. Sanki saçlarımı taraman bitince, sen de beni bırakıp gidecektin. Sanki dünyaya yeni gelen bu bebek, babamı benden alacaktı. "Git cici kızının saçlarını tara artık" derken nereden bilebilirdim, dünyaya gelen her çocuk için anne-babaların yüreğinde yer olduğunu, her sevgiyle daha da büyüdüğünü... Öyle alıştık ki birbirimize Eline bağlamayı aldığında hiç bırakma isterdim. Ard arda söylenen türkülerden sonra şarkılara geçerdik. Biz de erkek kardeşimle elimize kaşıkları alır, eşlik ederdik. O şarkılar, türküler hâlâ kulağımda. Ve senin sesinden tanıyıp sevdiğim "yağmur üstüme üstüme varsın yağsın küçük hanım; ben yağmurdan, yaştan değil aşkından sırılsıklamım" diye başlayan o parça!.. O sömestr tatilini de unutmuyorum. Hani ilk ayrılığımızı yaşadığımız. Sen İstanbul'a akrabaları ziyarete gelmiştin, biz annemle kalmıştık. Sonra kar yağdı, çok kar yağdı. Her kar yağışında bayram eden biz, o sene 'kar'a çok kızdık. Beyaz örtü kalınlaştıkça bizim ayrılığımız uzuyordu. Her gece seni öperek uyumaya ve her sabah da öperek uyanmaya öyle alışmıştık ki; ellerimizde yaralar çıkmıştı üzüntüden. Şimdi dedeliği öğreniyor Ya düğünümdeki halin, şaşkınlığın. Kendini ne kadar zorladığını, ağlamamak için nasıl çabaladığını biliyorum. Belki ben de sizin için o kadar tuttum kendimi. O akşam annemle seni gözledim sürekli. Hiç tanımadıkları, bilmedikleri bir yere gelmiş iki yabancı gibiydiniz. Bakışlarınız, tavırlarınız nasıl da ürkek! İnsan evlenip giderken anne-babasına ihanet etmiş gibi hissediyor kendini. Şimdi bana öğrettiklerini kızıma öğretirken seyrediyorum seni. Aslında sen de 'dedeliği' öğreniyorsun ve çok da yakışıyor. Benim saçlarımı okşadığın gibi okşuyorsun onun da saçlarını. (Tabii benimkileri de bırakmadan) Birbirinize sımsıkı sarılırken ben yıllar öncesine gidiyorum. Eve gelirken sana doğru koşuşumuzu hatırlıyorum. Her sabah tıraş olmanı sabırsızlıkla bekleyip, yanağından aldığım öpücüğü.. Ne mutlu bana... Babama seslenmek istedim ben bugün. Bu fırsatı bulamayan niceleri var biliyorum. Ve ben bulmuşken birkaç cümle söyleyeyim dedim. Ne mutlu ki bu yaşımda bile saçlarımı okşayan bir babam var. Ben dizine yatınca dünkü çocuk olabiliyorum ne mutlu.. Ne mutlu konuşabiliyorum, paylaşabiliyorum her şeyi... Ne mutlu ki ben doya doya yaşadım senin sevgini, güvenini... Ne mutlu ki doğruları öğrettin bize... Şanslıyım, çok şanslıyım... Babacığım seni çok seviyorum... Annemiz bize ilk derslerimizi verir, sevgiye ve onun ortağı nefrete dair. Babamız bizim 'ikinci diğer'imizdir. Ve bu dersleri ayrıntıyla işler. Judith Viorst ------------------------------------- Şanslıysanız değerlendirin! Haziran'ın 2. pazarı mıydı, yoksa 3. pazarı mı? Senelerdir süregelir bu tartışma. Bir türlü netleşmedi kafalarımızda Babalar Günü'nün hangisinde olduğu. Bazı arkadaşlarım geçen hafta kutladılar mesela eşlerini, babalarını. (Olsun bu hafta bir kez daha kutlarlar) Nedense 'Anneler Günü'nün gölgesinde kaldı hep Babalar Günü. 'Annelerin günü var, hadi babaların da olsun bari' denmiş gibi algılandı. Bu özel günlere, kutlamalara bir anlam veremeyenler ise en temelinden karşı durdular 'Babalar Günü'ne... Belki Anneler Günü kadar değil, ama Babalar Günü'nün kutlanması da eskilere dayanıyor; çıkış noktası da 6. çocuğunun doğumu sırasında eşini kaybeden bir babanın öyküsüne... Küçük yaşta annesini kaybeden Dodd, babası William Jackson Smart'ın bir yandan çiftlikte çalışıp diğer yandan çocuklarına bakarken yaşadığı zorlukları görünce onun doğum gününün 'Babalar Günü' ilan edilmesi için çalışmalar başlatmış.Ve Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910'da Washington'ın Spokane şehrinde kutlanmış. Resmi olarak da 1924'de. Yani Anneler Günü'nden yıllar sonra... İlk törende de gül, bu günün sembolü olarak seçilmiş... Babası hasta veya vefat etmiş olanlar beyaz, sağlıklı yaşayanlar ise kırmızı gül takmışlar yakalarına. Bazıları bu özel günlere karşı çıksa da, insanlar bu günlerde yapılan çağrılarla alışverişe teşvik edilip, tüketime yönlendirilse de kutlamalar güzel. Sevdiklerimize, bizim için değerli olanlara; bu vesileyle de olsa bunu hissettirmek, belirtmek güzel. İster bir hediyeyle olsun, ister bir ziyaretle... Önemli olan birlikteliğin tadını çıkarmak, bu mutluluğu paylaşmak. Şanslı gruptansanız ve babanız hayattaysa bu fırsatı kaçırmayın bence. Belki yıllardır olamadığınız kadar yakın olursunuz bu Babalar Günü'nde. Belki içinizde tuttuklarınızı söylemek için bir fırsat bu. Uzakta ya da yakında olsunlar, bence bir yolu vardır değerlendirmenin... > İnci Ertuğrul -------------------------------------

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.