ibn-i Sina, kalbin diğer organların kaynağı olduğundan hareketle, bedenin merkezi ve canın ikametgahı olduğuna karar vermiş... Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez'in odasındayız. Masanın üstünde kocaman bir not var "Lütfen masamı toplamayın dağılıyor!" diye... İçeri bir aile giriyor. Bir televizyon ekranı açılıyor, hepsi heyecan ve mutlulukla ekrandaki kadına bakıyor. Ağzındaki maske, kolundaki serumla ameliyattan yeni çıktığı belli genç kadının. 'Sadece bir kişi konuşabilir' uyarısıyla eşi telefonla ona iyi göründüğünü, belki de bugün odasına çıkabileceğini söylüyor. Kısa bir konuşmanın ardından hani neredeyse 'güle oynaya' çıkıyorlar odadan. "Bütün rahatsızlıklar kalp krizi sanılıyor, vatandaşlar da gereksiz telaşa kapılıyor" diyor Sönmez. Beni de buraya getiren, geçtiğimiz hafta "Genç yaşta kalp krizinden 4 ölüm" başlığıyla basına yansıyan haberler ve sonrasındaki tartışmalar zaten. Hastaların arasında dolaşırken doktorlarına bakışları dikkatimi çekiyor. Büyük bir saygı ve minnetle bakıyorlar, kalplerine elleriyle dokunan Sönmez'e. Doğrusunu isterseniz hastaneden ayrılırken Bingür hocanın elini sıkarken sanki bir şey olacak diye korkuyorum. Bu bahsi fazla uzatmadan "Genç ölümlerindeki kalp krizi oranında bir artış mı var?" konusuna dönelim. Gençler neden ölüyor? Her ani ölüm, kalp krizi değildir. Bunların bir çoğu doğumdan gelen kalp hastalıkları sonucu ortaya çıkan ritim bozukluklarıdır... İlkokul çocuğu top oynarken hayatını kaybediyor veya 45 yaşındaki biri kalp krizinden gidiyor. Doğru değil, bu insanların çoğu kalp dışındaki nedenlerle ölüyor. Birçoğunda doğumsal kalp problemleri var. Mesela gizli kalmış bir aort daralması varsa, bu bir ani ölüm nedenidir. Yıllarca hiç fark edilmez, 25-26 yaşında ani bir çarpıntı sonucu hayatını kaybedersin. Sonuç ölümdür, ancak bu enfarktüs değil bir ritim bozukluğudur. Ya da ilaç kullanımı veya intihar oluyor ve maalesef basına yanlış aksettiriliyor. Yani insanlar gereksiz bir paniğe kapılıyorlar 'aman genç ölümü' diye. Özellikle basketbolcular, yüzücüler, boyu uzun olan çocuklarda genetik bir bozukluk sebebiyle marfan sendromu vardır. İngiltere'de yapılan bir çalışmada tenis oyunundan sonra insanların potasyum seviyesine bakmışlar. Potasyum seviyesi 20'ye kadar çıkan insanlar var. Potasyum seviyesinin üst sınırı 5,5-6'dır. Bu seviyenin aşılması hayat sınırıdır. Ama profesyonel bir sporcu, 20'yi tolare eder. Hamburger yasaklansın! Günümüzde herkeste bir telaş, yoğun bir stres var. Bu hayat şartları ve sınavlar acaba gençleri nasıl etkiliyor? Modern hayat, inanılmaz adrenalin salgılatıyor. Adrenalin, kalbin düşmanı olan bir hormondur. Ama adrenalin mutluluk veren bir hormon ve insanlar, adrenalini arıyorlar. Niye insanlar hızlı araba kullanırlar, bungee jumping (iple atlama) yaparlar. O andaki heyecan, adrenalin deşarjı inanılmaz bir şey. Çocuklarımızı çeşitli sınavlarla inanılmaz bir adrenalin bağımlısı yapıyoruz. Üniversite birinci sınıfa geldiklerinde tükenmiş oluyor çocuklar. Hamburger de sigara kadar büyük bir tehlike. Çocuk kahvaltı etmiyor, öğlen yemeği yemiyor hamburger alıyor. Bence ilköğretim okullarındaki hamburger büfelerinin kapatılması lazım! Ailelerin çocuklarına, kesinlikle hamburger yedirmemeleri lazım. Bir de kolalı içecekler var. Bunlar dikkate alındığında, bu çocukların 20 sene sonra kalp hastası olma riski, diğerlerine oranla çok daha fazla. Bunun yanısıra modern toplum gençlere daha erken yaşlarda sorumluluk getiriyor. Bu sorumluluk genellikle onların bilgi, beceri ve alışkanlıklarının çok ötesinde bir iş talep ettiriyor. Kadınlar tehlikede Eskiden kadınlarda erkeklere göre çok daha az kalp krizi görülürken şimdi durum neredeyse eşitlenmiş. Kadınlardaki östrojen hormonu, kalp damar genişletici, damarların içini koruyan bir hormon. Ve menopozdan sonra kayboluyor. Fakat, modern hayat, kötü beslenme, sigara, stresli iş hayatı sebebiyle östrojen daha erken yaşlarda kaybolmaya başladı. Daha erken menopoza giriyorlar. Geç evleniyorlar, doğum yapmıyorlar, bebeklerini emzirmiyorlar. O nedenle, kadınları artık hormonları eskisine oranla korumuyor. Kadınların riski erkeklere yaklaştı. Bir yazıda, yalnız yaşayan insanlarda kalp rahatsızlıklarına daha çok rastlandığını okumuştum. Gerçekten 'sevgi'nin koruyucu bir etkisi var mı? Ben kalp hastalarına bir hayvan dost edinmelerini öneriyorum. Sevgi, endorfin salgılar. Kalbe iyi gelen aşık olmaktır, sevmektir... Çünkü sevgi iyi hormonlar salgılar, iyi hormonlar kalbi destekler. >>> Beyniniz rahat olmalı Dedesi 1914 Aralık ayında Allahu Ekber dağlarında donarak şehit olan 90 bin Mehmetçiğimizden biri olan Bingür Sönmez, bu konudaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. "Çocukluğumdan beri, Sarıkamış şahitleri için ne yapabilirim diye düşünüyordum. 3 yıldır bu işlerde yoğun çalışıyoruz, inanılmaz bir noktaya geldik. Geçen yıl Türkiye'de Sarıkamış'la ilgili 2 kitap vardı, bu yıl 16 tane kitap var. Hatıralar basılıyor. Şimdi bir yüzbaşının anısını buldum, onu yayınlatacağım, bir belgesel hazırlanıyor. Okul kitaplarında Sarıkamış birkaç satır olarak anlatılıyor. MEB'den beklentimiz ders kitaplarına Sarıkamış şehitlerini hak ettikleri şekilde koymalarıdır. Bu yoğunluk arasında nasıl yapıyorum bunu bilmiyorum... Cuma, cumartesi, pazar Sarıkamış'taydım. Perşembe günü 6 tane ameliyat yaptım. Cuma sabahı, uçağa bindim gittim. Ekibim 3 ameliyat yaptı. Pazar akşamı döndüm geldim hastalarımı dolaştım. Pazartesi de 5 ameliyat yaptım. Kalbinizin rahat olması için beyninizin rahat olması lazım. Bu olaylar benim beynimdeki stresi boşaltıyor. Beyniniz rahat değilse, beyniniz sizi yiyorsa, kalp de etkilenecektir. Ne olacak, mutsuzluk hormonu, mutluluk hormonunun önüne geçecek. Eğer beyniniz rahat değilse adrenaliniz yüksek olacak. O da sizin kalbinizi rahatsız edecek! >>> Sporcular örtbas ediyor Sporcu ölümlerinde de sık sık kalp krizinden söz ediliyor. Sahanın ortasında yığılıp kalanlar oluyor. Sürekli sağlık kontrollerinden geçen bu kişilerde durum tespit edilemez mi? Nasıl oluyor diye tedirgin oluyor insan. Düzgün bir sağlık kontrolüyle bunlar tespit edilebilir, ama profesyoneller de daha çok ihmal edilebilir doğrusu. Biz bunları yaşadık. Gerek ailesi, gerek şahsın kendisi, gerekse antrenörleri, olabilecek sınırdaki problemleri maalesef örtbas ediyorlar, üzerine gitmiyorlar. Düşünün bir kulüp futbolcusuna milyon dolar yatırmış, ama bir ritim bozukluğu var. Bana geliyor 'Bunu müşahede altına almak, ileri tetkik yapmak lazım' diyorum kulüp buna izin vermiyor. Çünkü böyle bir şey yaparsa, o sporcunun fiyatı düşecek. Çok ünlü bir futbolcu var mesela şu anda böyle. Bana güreşte inanılmaz gelecek vadeden bir çocuk getirdiler. Aile yalvarıyor, 'ne olur devam edebilir' deyin diyor. Ama çocukta aort daralması var. Kulüp çok üzerinde duruyordu, çocuk aslan gibi, sağlıklı görünüyor. Ama görünen o! Bir gün minderde kalacak. Yaşar Doğu, 47 yaşında minderde hayatını kaybetti. Kamerunlu Foe, sahada oynarken kendi etrafında dönerek yere yığıldı. Bu tipik bir ritim bozukluğudur. O anda müdahale edildi, ancak çok kötü bir yeniden canlandırma yapıldığı için hayatını kaybetti. Galatasaray altyapısından 15 yaşındaki Dursun Özbek isimli çocuk antrenman yaparken öldü. Fenerbahçeli Washington, antrenman sırasında fenalaştı, hastaneye kaldırıldı. Kalp damarı tıkandı. Damara stent taktılar da kurtuldu.