Kansere inat gülümsemek

A -
A +

Dünyada her 3 dakikada 1 kadına yeni meme kanseri teşhisi konuyor, her 11 dakikada 1 kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Erken teşhis hastalıkla baş etmekte en önemli faktör. Bir de çevredeki insanların sevgisiyle gelen moral ve güç. İşte kansere gülümseyen genç bir insan Sibel Kalaycı'nın mücadelesi. * Kitabını okurken bu kadar direnen, kendi ayakları üstünde durabilmek için çabalayan akıllı bir insan nasıl bu kadar ihmalkar davranabilir, hastane korkusu yüzünden ayakları geri geri gider ? diye düşünüyor ve anlayamıyor insan... Benimkisi tek başına hastane korkusu değil. O ihmalkarlık bende hâlâ var. Ailem hastalığımı bilmese, bu kadar manevi baskı yapmasa, kız kardeşim doktor olmasa ve takip etmese tedavim çok aksardı. Kemoterapi almam lazım her hafta ama ben 'Pazartesi yerine Salı gitsem ne olur' diyorum. Belki biraz kişilik yapısıyla ilgili. Bende hastane anksiyetesi vardı SSK'ya gitme konusunda. Özel hastaneye gidecek durumum da yoktu. Bir de ben göğsümdeki kitleyi fark ettikten sonra internetten araştırmalar yaptım. Rahatsızlığımın ne olduğunu, kaçıncı evrede olduğumu da tahmin ediyordum, ama bunu bir doktorun söylemesi çok farklı. Gerçek hayat habere benzemiyor * Yaptığın sağlık haberlerinde sektördeki sıkıntıları, yaşananları çok defa kaleme aldın. Peki bir hasta olarak o ortama girince şaşırdın mı? Problemin bu kadar büyük olduğunun farkında mıydın? Yok. Haber yaparken, işin bitiyor ve gidiyorsun, yabancılaşıyorsun. Yaşarken başka. Kemoterapi olabilmek için ilaçların SSK eczanelerinden alınması gerekiyor. Bir sürü bürokratik işlemler, imzalar kuyruklar. O hastaneden diğerine, oradan oraya 7-8 belgeyi bir araya getiriyorsunuz 2-3 saat kuyrukta bekliyorsunuz, derken tam sıra size geliyor 'ilaç bitti' diyorlar. Alamazsanız kemoterapiye giremiyorsunuz. Ben problemlerin bu kadar farkında değildim. Kanser zengin hastalığı * Sen üniversite mezunusun, kardeşin Cerrahpaşa'da doktor, seninle birlikte bu işlemler için koşturacak birileri de var, ama buna rağmen zorlandığını anlatıyorsun. Ya tek başına olanlar, yol-yordam bilmeyenler? Tek başına bunu yapmak mümkün değil. İki kişi gidince bile güç aslında. Ben kendimi çok iyi hissediyorum mesela ama öyle hastalar var ki kemoterapi yüzünden bulantıları, rahatsızlıkları oluyor, ayakta duramıyor. Onların bu işlemleri takip etmesi mümkün değil. Gerçi ben böyle anlatınca SSK'dakiler bana kızacak ama. İlaçlar, tedaviler, filmler ve daha pek çok şey, kanser zengin hastalığı diye düşünüyorum ben. En iyi ilaç sevgi ve moral * Yazdığın kitap 'ben ettim siz etmeyin' der gibi erken teşhisin önemini, hastalığı, tedaviyi bütün süreci anlatıyor. Sanki sembol haline geldin. Bu sana nasıl yansıyor? Hasta yakınları hastalarına moral vermem için çağırıyor beni ya da bana hastalıkla ilgili sorular soruyorlar. Tedaviden çekinenlere güç vermemi istiyorlar. Çünkü bu hastalığın en önemli ilacı sevgi ve moral. Hatta kemoterapi saatlerini değiştirenler bile oluyor, benimle aynı güne denk getirmek için. * Kadınların kabullenmekte en çok zorlandığı konu göğüslerinin alınması. Seni nasıl etkiledi bu durum? Amazon kadınları gibi olmak beni rahatsız etmedi, pek bir şey hissetmedim. Tek düşüncem hayatta kalmaktı. Tabii sonuçta kilo bazında bir farklılık var, denge kusurları oluyor. Protez aldım ve kullanıyorum. Pek çok kadın memesinin alınmasından rahatsızlık duyabiliyor, kendini eksik hissedebiliyor. Benimle ilgili haberlerin ardından pek çok meme kanseri kadından telefon aldım. Emekli Sandığı, Bağ-Kur protez memeyi veriyor. Fakat SSK'ya göre protez meme estetik kapsamına giriyor. Kadınlar bu konuda yardım istiyorlar. Kardeş olmak gerçekten zormuş! Kızkardeşin Serap'ın senin mücadelende çok önemli bir yeri var. Uzmanlık alanını da senin için değiştirmiş. Şimdi sen Trabzon'a gideceksin, ne olacak? Serap uzmanlığını psikoloji üzerine yapmak istiyordu ama hastalığımdan sonra Onkolojiyi seçti. Serap olmadan hiçbir şey yapamam, belki tedaviyi de çoktan bırakmıştım. Hastane, doktorlarla konuşma, bürokrasi... Bunların çoğunu birlikte yapıyoruz. Şimdi ben Trabzon'a gidiyorum o da istifa etti, uzmanlıkta üçüncü yılıydı. Dolayısıyla benim için hayatını tekrar değiştirmek zorunda kaldı. Kardeş olmak gerçekten çok zormuş, bu süreçte hayatı en çok alt-üst olan zaten Serap oldu. * Hani hep bazı güzel özelliklerimizi kaybettiğimizden yakınıyoruz ya. Aslında içimizde umudumuzu canlı tutacak, daha çok güzel insan var. Sizin için düzenlenen gece de bunun bir göstergesiydi galiba? Ben hastalığım süresince bunun çok farkına vardım. İnanılmaz bir dayanışma var aslında. Yurdun dört bir yanından mesajlar, telefonlar geliyor. 'Sibel hanım şu, şu otları iç iyi gelir' diye arıyor biri, bir hafta sonra da kontrol için arıyor 'içiyor musunuz?' diye. Sokakta teyzeler sarılıp 'Allah şifa versin' diyor. Maillerin çoğu 'yakınlarımız hasta, ne yapalım?' ya da 'Biz de aynı kaderi paylaşıyoruz, tanışalım, dua ediyorum' diye oluyor. Evet suç oranı artıyor, bazı şeyler kötüye gidiyor ama ben onu fark ettim, toplumsal desteğimiz sürüyor. Geceye katılan herkes o akşam beni çok duygulandırdı. Kitabın son baskısında da Nilüfer ve yakınlarını kanserden kaybeden Volkan Konak'a mektuplarım da var. Benimle ilgili haberi yazan Hürriyet muhabiri 'ahşap bir evde yaşamayı istiyor' diye yazmış Hollandalı bir firma aradı ve şimdi köyümde o ev yapılıyor. Sadece erken emekli oldum * Ve sen de ıspanak, soğan yetiştirmeye gidiyorsun. Sürekli mi kalacaksın, bundan sonrası için düşüncen ne? Onları ananem ve Şahin yetiştirecek, ben koparıp yiyeceğim. Emeklilik planım köye yerleşmekti, onu öne çekmiş oldum. Aslında bu düşünceyi kafama sokan Şahin'di. Şimdi eşyalarımın bir bölümü gitti, haftaya da ben gideceğim. Tedavime orada devam edeceğim. Eskiden her şeyi planlardım, ama artık uzun dönemli planlar yapmaktan vazgeçtim. O anı yaşıyorum bir kaç günlük işleri planlıyorum sadece. Kanserle elde edilen bir kazanç var. İnsan her şeyi doya doya yaşaması gerektiğini anlıyor, isteklerini ertelemiyor. Yazmaya devam edeceğim * Yazıp çizmeye devam edeceksin herhalde. İnsan doğayla iç içe olunca kalem kağıttan uzak duramaz sanırım. Haftada bir kemoterapi alıyorum, 2-3 günüm hastanelerde geçiyor. Onun dışındaki zamanda çalışmak, yazmaya devam etmek istiyorum. Ama malulen emekli olduğum için kanunen problemler oluşabilir. Bazı dergilerden teklifler aldım ama bu yoğunlukta görüşemedik. Ama yazmaya devam etmek istiyorum. * Yeni bir kitap projesi var mı? Var aslında ama bol bol seyahat gerektiriyor. Anadolu mitolojileri benim çok ilgimi çekiyor. Her yörenin kendine özgü bir mitolojisi var onları toplamak istiyorum. Seyahat gerektiriyor, onları kafamda planlayacağım. * Emekli ikramiyeni alabildin mi? *nanılmaz bir süreç yaşadım. Emekli ikramiyemi işyerimden alamadım. Aslında yarısı peşin kalanı dört taksit şeklinde verilmesi lazım. Bana beşte birini verdiler, böyle giderse 1-2 yılda tamamlanır. Benim normalde ikramiyemi çoktan alıp, bitirmiş olmam gerekiyordu, ama bu hesaba göre biraz zor. Gelecek kaygısı beni çökertmiyor Ameliyattan sonra 2. yılda en tehlikeli bölümü atlatacakken, 3-4 ayda bir olan kontrollerimi aksattım. Kanserin vücuduma sıçrama riskinin yüksek olduğunu biliyordum, iki tümörüm vardı ve karaciğerime sıçradı. İnsan yine bir travma yaşıyor ama lki kadar yüksek olmuyor. Ben hastalığımla ilgili olumlu, olumsuz her şeyi öğrenmeye çalışıyor, konuşuyorum doktorumla. Ortalama yaşam süresinden, ilaçların etkisine kadar. Sonra başıma gelince çöküntü yaşamıyorum. Tedaviye cevap verince evlendim Üç yıl önce kanser olduğumu öğrendim. Ameliyat sonra kemoterapi, radyoterapi. Şahin 'evlenelim' istedi, ama ben 'tedaviye cevap verirsem evleniriz' dedim. Tedaviye cevap vermeseydim bu karşımdaki insana haksızlık olurdu. Gerçi Şahin pek fazla umursamadı hastalığımı, 'önemli değil' dedi. Sonuçlarda tedaviye cevap verdiğim çıkınca evlendik benim köyümde. Düğünden bir gün önce dayım kanserden öldü. Bu sefer de 'ilerde kötüleşirsem benimle olmanı istemem' dedim. Sibel köyüne dönüyor Sibel Kalaycı bir gazeteci. Yıllarca pek çok habere imza attı, en çok da sağlık haberlerini yazdı. Sonra kendisi haber oldu Sibel'in. Yazdıkları değil gülümseyen yüzü yansıdı gazete sayfalarına. Gülümsediği şeyse herkesin korktuğu 'kanser'di. Hastaların yaşadıklarını, sektördeki sıkıntıları kaleme alan ANKA (Ankara Haber Ajansı) sağlık muhabiri Sibel, bu kez 27 yaşında yakalandığı hastalığını, mücadelesini, ihmallerini anlatıyor bütün açık yürekliliğiyle 'Kansere Gülümsemek' adlı kitabında. Onunla ilgili haberler basında yer alınca sevenleri ona destek olmak için bir araya geldi, tanıyan tanımayan herkes koştu düzenlenen geceye. 'İçimiz hâlâ sağlam, yüreğimizde herkesi sarmalayacak sevgi ve isteyenlerle paylaşabilecek kadar gücümüz var' dercesine... Şu günlerde piyasaya çıkan kitabının dördüncü baskısında Sibel o geceye katılan herkese teşekkür ediyor, duygularını anlatıyor. Kitap gelirinin bir bölümünü Türkiye Meme Vakfına bağışlayan Sibel Kalaycı şimdi valizlerini topluyor. EPP Net Yapı A.Ş'nin onun için köyünde yaptırdığı ahşap evde yaşamak için doğduğu topraklara gidiyor. Meyve ağaçları dikip, bahçeden taze soğan koparıp yemeye. Aynı zaman da bir hemşehri olan Sibel'le bu yaz Trabzon'da görüşmek üzere sözleşiyoruz sohbetin sonunda. (Sibel anlamam kara lahanadan sarma da isterim). İnsanlar kanserli olduğunu saklıyor Pek çok insan kanserli olduğunu saklıyor. Özellikle kadınlar rahim ve meme kanserini gizliyor. Ben çok rahat söylüyorum. ilk başta 'nerede hata yaptım?' diye çok düşündüm. Sonra her şeyi doğal karşılamaya, geçmişi sorgulamamaya başladım. Başıma bir şey gelmiş, değiştiremeyeceğim. Kabullenip böyle yaşayacağım. Ama bazı hastalar tolere edemiyor bunu ve onlara hastalıkları söylenmiyor çoğunlukla.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.