'Keşke hep sen konuşsaydın!'

A -
A +

Günlerdir tek bir cümle toparlayamadım kafamda. Senin hakkında konuşmak, yazmak bu kadar zor muydu? Yine yaptın yapacağını. Şaşırttın herkesi. Çok şaşırttın çok. Üzdün, hem de çok. Ama... *** Öyle bir üzdün ki... Hâlâ anlayamıyorum... Daha gün ağarmadan gelen servisi hatırlıyorum. Hani yıl 1993-94. TGRT'nin ilk sabah canlı yayın kuşağı olan "Hayırlı Günler"i. Uyuyakaldığın günlerde kapında bekleyişimizi hatırlıyorum. Sitem ederdim, sen bir-iki sözle değiştirirdin havayı. Sahi biz kaç sabah yan yana sunduk seninle o programı? Kaç kez birlikte "Günaydın" dedik seyircilerimize... Gençtik, çok gençtik o zamanlar. Yolun başındaydık. Heveslerimiz, hayallerimiz vardı. İşimize, geleceğe dair planlarımız. Belki 'iş'i çok ciddiye alışımızdan, belki gençlikten bilemiyorum tatlı-sert anlar da yaşadık. İkili sunumlarda sık sık yaşanabilen 'sen çok konuştun, ben az konuştum, sözümü kestin' diye. O didişmelerin altında saklanan dostluğunu çok özleyeceğim. *** İlk programı hatırlıyorum. Heyecandan bayılmak üzereydik. Hani sana konuşma fırsatı vermediğimi söylediğin programı. Şimdi tekrar şansı olsa da, ben hiç konuşmayıp sadece seni dinlesem. *** Ve sevgili Elif'in elinden tutup gelişini hatırlıyorum. Mutluluğunuz. TV için bir otelde özel bir gece vardı ve ben de sunucuydum. O gün sizin evlendiğiniz gündü. Sizin o otel salonuna girişindeki haliniz gözümün önünde. Elif'in elini sıkı sıkı tutmuşsun, hızlı adımlarla yürüyorsun, o da yetişmeye çalışıyor. Mutluluğunu bizlerle paylaşmak için gelmiştin. Ve ben "eve gelin geldi sevgili konuklar" deyişimi de hatırlıyorum... *** Çünkü bir aile gibiydik o yıllarda. O sabah programında görev alan ekip ne çok şey paylaştı. O yıllardaki içtenlik ve sevgiyi herkes gibi ben de çok özlüyorum. Genç arkadaşlara anlatmaya çalışıyorum, ama bu şartlarda anlayabilmeleri zor. *** Şakalarını özleyeceğim. Canlı yayında bile cümleler arasına sıkıştırmayı başardığın takılmalarını. Radyo günlerini. Sonra yazdıklarını okuduğumuz zamanları. Eminim devam etmişsindir yazmaya. Dilerim onlar yayımlanır da senin, sunumunu bilenler bu konuda da ne kadar iyi olduğunu görürler. İşine duyduğun saygıyı, gayretini, her gün kendine bir şeyler katma çabanı da! *** Sonra seyircin oldum senin. Ayrı kanallarda çalışmaya başlayınca. Nöbetler, bültenler, günlük telaşlar derken ertelendi görüşmelerimiz. Öyle ya hepimizin yapacak çok işi vardı. "Hayırlı Günler" ekibinin bir araya geleceği kahvaltı için aradığımda "İnci seninle sohbet etmeyi özledim, bir kahve içelim" deyişin kulağımda. Sana bir kahve borcum var!.. *** O kahvaltıya en geç sen geldin, bültenden çıkıp koşturmuştun. Hep koştururdun zaten. Yavaş yürüdüğünü bile hatırlamıyorum. Sohbetlerinde de cümleler arka arkaya dizilirdi telaşlı. Sahi derdin neydi senin?!. *** Tuna'yı anlattın. Ondan söz ederken için titriyordu. Fotoğraflarını gösterdik kızlarımızın. Ve sen kaç kez "Kızlarımızı tanıştıralım, arkadaş olsunlar" dedin. Biz buna da vakit bulamadık. Ama en yakın zamanda tanışacaklar bunu bil. Bu kadar zormuş demek "Senin için" yazmak. "Ardından" demeye elim varmıyor. Meslekteki en büyük korkum bir arkadaşımın, bir yakınımın "veda"sını okumak oldu her zaman. Her kaza haberinde isimleri okurken "acaba yakınları şu anda mı öğreniyor" diye düşünürdüm, içim titrerdi. İyi ki haber spikerliğinden ayrılmışım Mehmet... Şimdi de kalemim gitmiyor ya yazmaya... *** Hep "zamanımız var" gafletini yaşıyoruz. Sevdiklerimiz hep var olacak ve biz onlarla her zaman birlikte olabiliriz sanıyoruz. Ters bir şeylerin olduğunu. Zil sesi suratınıza vuruyor "hiç"liğinizi, çaresizliğinizi. Öylece kalakıyorsunuz. İçinizde söylenecek sözler, daha çok paylaşılacak anlar hayaliyle. "Ama"lar düğüm oluyor boğazınızda... *** Tuna'lara kim hesap verecek peki? Hangi olimpiyat oyunu bir çocuğun babasından koparmanın bahanesi olabilir? Oraya çizilmeyen bir beyaz çizginin, bir çocuğun hayatının ortasından geçen kalın bir kara çizgiye dönüşmesini kim nasıl izah edebilir? Kim anlatabilir bunu Elif'e. *** "Bundan böyle her akşam birlikte olmayı diliyoruz" sözleriyle başlamıştın SKY TÜRK'teki görevine. Günler öyle çabuk akmaşa dönüyor ki Mehmet. O akşamlarda sesini duymaya alıştıklarımız gidiyor tek tek... Sesini bilenler sesini, mesleğe saygını, başarını bilenler spiker Mehmet Tacettinoğlu'nu özleyecekler. Ama ben yüreğindeki çocuğu özleyeceğim Mehmet. Yine telaşına kapılıp gittiğin, "kahve içme sözünü" tutmadığın çocuğu...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.