Kayıp Şehrin Kahramanı Evvel zaman içinde Kafdağının ardında değil, Kahraman bir ilimizde başlıyor hikaye. Öyle çok da evvel değil, 70'lerin başında.. Öğretmen bir babanın çocuğu kahramanımız... Her masal kahramanı gibi ona da bir ad takıyorlar. Ali Tufan gidiyor, Kıraç kalıyor geriye ve şarkıları ulaşıyor Kafdağının ardına... 'Bu albüm ve herşey için sonsuz şükürlerimle' diye bitirmiş Kıraç, 'Kayıp şehir' albümünün girişine yazdığı sözleri. Kimsenin ayak basmadığı, soyguncuların, hırsızların olmadığı bir yer arıyor şarkılarıyla. Bulabilir mi bilmiyoruz ama şarkılarının kendisine pek çok hayran kazandırdığı bir gerçek. Şarkılarının yanısıra bir de kendisinden dinleyelim dedik Kıraç'ı. Hikayesini, bundan sonrasına dair planlarını... * Sizinle röportaj yapacağımı öğrenince kızım, 'sor bakalım o şarkıları nasıl yapıyormuş?' dedi. - Şaire sormuşlar,' ilham perisi nedir nasıl olur?' diye. O kadar güzel anlatmış ki ben onun üzerine ne desem boş. Çok yoğun bir işiniz vardır, eve gelirsiniz, hava soğuk oturursunuz ve bir uyku bastırır, ama uyumaya vaktiniz yoktur. Kendinizden geçersiniz. Rahmetli nenem ona perişan uyku derdi. İşte o perişanlık içinde insanın aklından iyisiyle, kötüsüyle bir sürü şey geçer bilinçsizce. Buna meditik hal deniyor. Şair o hal içinde elinde kağıt kalem olan, bu durumun farkına varıp yazan kişi. Ben de öyle birden tuhaf olurum 'bir şey yapmam lazım ama ne?' diye. Sonra alırım gitarımı, kağıt, kalemimi..Tabii daha sonra geliştiririm yazdıklarımı. Yoksa öyle ilham perisi falan yok. Nerde!.. Sponsor bulamıyorum * Dizi müzikleri, kasetler, konserler ve gece de program yapıyorsunuz. Herhalde iyi kazandığınız bir dönemdesiniz? -İnanın emsallerimden daha az kazanıyorum. Medyatik bir tip olmadığım için sponsor da bulamıyorum kendime. Benimle çalışmaya yaklaşmıyorlar. * Dizilere yaptığınız müzikler de çok sevildi. Hatta 'Zerda' nın müziği kaset bile oldu. Bu nasıl başladı? -Film müziği yapmak benim her zaman hayalim olan bir şeydi, bunu bekliyordum. Amerikan müzikal filmlerini izleyerek büyüdüm. Fred Aster, Danny Kay'in o filmleri... Bu beni müzikleri kimin yaptığını araştırmaya itti. Bir müzisyenin müzik adamı olduğunu gösterdiği yer orasıdır. Popüler şarkılar yapıyorum, tamam güzeldir ama gerçek yeteneğinizi, armoni bilginizi, müzik kültürünüzü kullanacağınız yer film müzikleridir. Film müziği yapmak için müzisyen olmaktan çok daha öncelikli şeyler gerekir. * Nasıl yapılır film müziği. Görüntüleri mi izliyorsunuz? -Önce öyküyü anlatıyorlar, bu yeterli. Bazen elimde gitarım oturup izliyorum ve ne hissedersem yapıyorum müziğimi. Bizde almışlar iki klavyeci çıstak-çıstak. 70'li yıllarda sadece Cahit Berkay yapmış bir şeyler. Dizi müziklerinde en başarılısı 'süper baba'dır. Müzik bir fon olarak gözüküyor. Değil müzik bir renk, bir desendir. Müzik bir filmi alıp iyi bir yere koyar. Benim müziğim görüntüye bir şey katıyorsa buna fon denemez, belli bir katkı oranı vardır. Bazen müzik yüzde 80 sevdirir bir filmi. İşte Walt Disney'in çizgi filmlerinde kocaman orkestralar yapar müziği. God Father, Bir zamanlar Amerika, Ben Hur mesela. Film yapacağım * Bundan sonrası için hayalleri ne Kıraç'ın? -Bir film yapmak istiyorum. Öyküsü hazır, yapımcı firmam da beğendi. Son 40 dakikası harika, ilk bir saati oturtmaya çalışıyorum. Birbirini çok seven iki kişinin hikayesi. Hayatım boyunca aşk filmleri seyrettim. Ama öyle 'özel bir kadın' gibi değil. 'Silahlara Veda, Batı yakasının hikayesi' mesela. Filmin başında yazacak 'kadın ölüyor' diye ve o ölüm sahnesini çok iyi vermek istiyorum. Bana çok tepki gösterecekler. İstediğim gibi olması için çok sevdiğim bir yönetmenle birlikte ben de sanat yönetmeni değil de, ne istediğimi anlatabilmek için birlikte çalışmalıyım. Benim hayatımı değiştiren 'Rüzgarlı Bayır' filmidir. (1939 yapımı, William Wyler, Laurunce Olivier, Merle Obrron'un oynadığı ilk uyarlama, Elliot ) Ben şu an Kıraç'sam o film sayesindedir. TRT'de izlemiştim, 10 yaşlarındaydım. Benim çok tikim vardı, ağlamaktan yüzde sekseni geçti o filmi izlerken. Çok aradım bulamadım hiçbir yerde filmi. (Kıraç'a bir hatırlatma, Amazon. com'da DVD sayfasında var film) * Kim oynayacak filmde? -Ben oynayacağım, yine etrafında insanlar olan bir müzisyen ama romantik şarkılar söyleyen, latin tarzı. Sevgili olarak da bence yeri dolmayan Natali Wood'a benzeyen biri olmalı. Masalcı dede * Bir de masal yazma düşünceniz var galiba? -Masalı çok severim. Çocukluğum 10 yaşına kadar Kahramanmaraş'ta geçti. Masalcı dükkanları vardı, el yazısıyla sarı kağıtlara divitle yazılmış masallar olurdu. 2-3 sayfada bir resimli, çoğaltılmış 200-250 sayfalık, Anadolu Masalları. Önce dinlemeyi öğrendim, sonra da okudum onları. Kamer Tay, Rüzgar Dev mesela. İlerde bunları toplayacağım, daha ziyade kendim yazmak istiyorum. * Ne kadar ilerde, dede olmanızı mı bekleyeceğiz? -Daha var, yani bir on sene falan. Ama masalcı dede olmayı, torunlarıma kendi masallarımı anlatmayı çok isterdim. Bir çocuk için en güzel şey masalcı dede varsa. Ama bu öyle Tolkien'in öyle 1500 sayfalık saçma sapan 'Yüzüklerin Efendisi' gibi değil. Filmi de berbat, iğreniyorum. Bir sürü para harcamışlar boşuna. Masalın bir mantığı olur, ondan sonra da at atabildiğin kadar. Harry Potter masal mesela, onu severek okuyorum. Ama 'Yüzüklerin Efendisi'ni okuyamadım, nasıl okuyorlar anlayamıyorum. * Neler okursunuz sahi? -Ben pek okumam. Öyle saatlerce, günlerce vakit ayıramam, inanmam kolay kolay okuduklarıma, ben şüpheci bir adamım. Gerçekten emin olmam lazım ve belli bir olay, tarihsel bir durumla ilgili net bir bilgi sunmalı bana kitap. Ama şiir okurum, o başka bir dünya. Zaten şairlik en zor sanat bence. Müzik, diğerleri bir tarafa o başka. Ama Türkiye'de herkes şiir yazar. Konserden önce böyle patron kılıklı tipler gelir bir defter bırakır 'Kıraç bey bunlar şiirlerim, telif istemiyorum, kullanabilirsiniz' diye. Denebilir mi böyle bir şey ben şimdi 'senfoni yazdım' diyebilir miyim? * Öğretmen bir babanın çocuğusunuz ama siz eğitiminizi tamamlamadınız. -Hiçbir zaman üniversite okuyayım diye bir çabam olmadı, son gün 'babamın yolundan gideyim' diyerek, eğitim fakültesinin sınavına girdim. Marmara Üniversitesi müzik öğretmenliğinden iki dersim var mezun etmiyorlar beni. Öyle tuhaf ki geçen sene beni mezun etmeyen üniversite bana 'En iyi müzik adamı ödülü'nü verdi. En iyi rock şarkıcısı değil ha... Ödülü alırken rektörün karşısında gülmeden duramadım. Bu ne tezat. Beni sınıfta bırakan bir kurum bana 'en iyi müzik adamı' ödülünü veriyor. * Şarkılarınızda hep bir arayış var, konuşmalarınızda da bir yalnızlık duygusu seziliyor. -Yalnızlık çektim tabii. Düşünsene arkadaşların Komançero dinlerken sen Pazar konseri dinliyorsun. Öyle olunca hep yalnızlık sözkonusu. Ama kendimi yalnızlığa itmedim, hep arkadaşlarım olsun, hareket olsun istedim. Kitle halinde hareket etmek çok hoşuma gider, sosyal olmak taraftarıyım. O benim yalnızlığım, ama insanlarla diyalog kurarım bir yerden. Yalnızlık üç çeşittir. İstediğin zaman yalnız kalmak güzeldir, ama tek başına kalmaktan korkarsın, üçüncüsü ise kaderindir, yapacak bir şey yoktur. Gerçek bir yalnızlık istiyorsan üçünü birden yaşamalısın, o zaman gerçek şairler ortaya çıkıyor. * Şu aradığınız 'kayıp şehir' kalabalık mı peki? -Yok, bir tek kişi biliyor yerini, onun da ismini söylemeye gerek yok. Oraya kaçıyorum ben, kralı da, soytarısı da benim. Ağaçlar, rüzgarlar, bazan Kıraç topraklar var orada. Sadece dünyada olmadığını bildiğim ama bir yerlerde var olduğuna emin olduğum bir şehir. * Ne zaman bulacağız orayı? -Öldükten sonra anlayacağız. Sadece Allahın bildiği, benim aradığım bir şehir. Artık kimseye güvenemiyorum Çok şüpheci oldum, kimseye güvenemiyorum. Bu işte etrafınızda çok ilgi oluyor, bocalıyorsunuz. Acaba beni mi seviyorlar Kıraç'ı mı diye düşünüyorum. Daha bir kaç yıl öncesine kadar Ali Tufan'dım şimdi Kıraç oldum. Artık kimse Ali Tufan demiyor. Sadece annem, babam. Biz yola çıktığımızda her gün birileri kaset yapıyordu, mantar gibi. Ama hepsi kayboldu, bir-iki kişi kaldık işte.