-İşin başındayken bugünlerle ilgili bir öngörünüz var mıydı? -Gazetelerin daha büyümüş, yabancı yatırımcıların ortak olduğu, iyi donanımlı, insanların emekli olabildiği bir medya istiyordum. -İstiyordunuz da buna inancınız var mıydı? -O zaman vardı. Pazar, televizyonları destekliyordu. Ama sayı arttıkça reklamlardan alınan pay azaldı. Yabancılar çok komik paralarla saniyeler alıyorlar televizyonlardan. Önce devalüasyon, şimdi Irak krizi, reklam pastasını tam yarıya düşürdü. Türkiye 1 milyar dolarlık bir reklam pazarına sahip. Ama şu an 550-600 milyon dolarlık bir pastadan bahsediyoruz ve herkesin payı küçülüyor... Dünyada 5 devlet televizyonu, 16 ulusal televizyonu olan bir başka ülke var mı buna bakmak lazım. -Bundan sonra ne olacak? -Çok zor tabii sorunun cevabı. Diğer ülkelere gittiğinizde gelirle gider arasındaki farkı, çalışma şartlarını görünce üzülürsünüz. Biz Türkiye'de medyayı business (iş) olarak göremiyoruz. Doğru sermayesini koyup, yeterince personel çalıştırıp, satış ve reklamdan elde ettiğimiz gelirle bilançosunda gelirle gideri ortadan kalkmış bir iş bu aslında. Böyle olmazsa bağımsız olamıyor, para kazanmıyor, yatırım yapamıyor, uzun soluklu olamıyor. Bugün yaşadığımız fırtınalar oluşuyor. Ben hakikaten bazen üzülerek seyrediyorum. Medyanın reel olarak işler hale geldiğini görmemiz lazım. Ben onu göremedim. Medya müthiş bir devrim yaşadı -Başlangıç noktanız yazılı basın. Ve onun sonrasında televizyonlar da var. -Basının teknolojiye yaptığı yatırıma tanıklık ettim. 1986 ila 1993 yılları arasında basın sektöründe yapılan yatırımın başka bir sektörde olduğunu ve basına da bu kadar yatırım yapılan başka bir dönem olduğunu sanmıyorum. Türkçe karakter yoktu o zaman, ellerimizle yapardık. Artık masaüstü yayıncılıkla, baskı sonrasında da 70-80 bin basan makinalarıyla Türkiye'de medya teknolojik olarak müthiş bir devrim yaşadı. -Peki teknolojide yakalanan bu gelişme diğer taraflarda da tamamlandı mı? -Biz koca koca binalar yaptık, çok yeni teknolojiyle donattık. Şimdi okuyucuyu, seyirciyi çekme zamanı. Murdoch'ın bir konferansı vardı. Medya için üç önemli c vardır diye. 'Content,content, content.' Medyanın en önemli hazinesi içeriktir. İçeriği de hedef kitleye göre yapmalısınız. İyi araştırmalarla bunu bilebilirsiniz. Bunun için de yine insana işini iyi yapanlara ihtiyacınız var. Medyada lider yok. Yatırımı tartışacak, yazı işlerindeki vizyonu, gazetenin, televizyonun yayın politikasını tartışacak, fikrini savunurken orada sıkı duracak,sonra da kaptanın verdiğiyle hep beraber hedefe koşacak takımlar kurmak lazım. O takımlar kurulmadan biz UEFA şampiyonu olamayız tekrar. Medyada da şampiyonlar şampiyonluğunun gelmesi lazım. Peki öyle mi, bilmem... En iyi okuyucu, en iyi seyirci bilir. -Yıllarca bu sektörde çalışan, emek veren pek çok isim şu anda bu işin dışında kaldı. Bir kısmı çok farklı alanlara yöneldi.. -Hakikaten tecrübesine çok çok önem verilmesi gereken pek çok kişi sektörün dışında kaldı. Biz krizde ne yapıyoruz. Adam çıkartalım. Gelecek vadeden insanları buna bakmadan çıkartıyoruz. Yüksek maliyetli ama aslında hiç de yüksek maliyetli olmayan, müthiş tecrübeler, pahalı tecrübeler edinmiş insanları kaybediyoruz. Türkiye'de bağımsız medya sayısının artması lazım. Başka türlü çalışanlar yer bulamıyor. Bugün iyi donanımlı bir yazar, yazı işleri elemanı veya teknik ekip elemanı kameraman ya da muhabir iki guruptan üçüncüye geçtikten sonra artık yer bulamıyor. Bu çok kıymetli gazeteciler, yöneticiler için de geçerli. Belki diğer sektörlerde geri gelir ama, biz en önemli şeyi insanı kaybediyoruz. Türkiye'nin silkinmesi lazım ama medyanın daha fazla silkinmesi lazım. -İşin gazete ayağını da televizyon ayağını da biliyorsunuz. İkisinin durumu arasında fark ne? -Gazete ve televizyon değerlendirmeleri benim için ayrı ayrı. Gazetelerde eskiden gelme alışkanlıkların devamı olduğunu düşünüyorum. Eğer orada bir dinamizm, farklı bir vizyon gelirse gazete kendine bir çıkış yolu bulabilir. Televizyonda durum farklı. Biz TRT kültürüyle televizyon yaptık. Ve bu AGB ölçümü ile buluştuğunda alıcısına göre televizyon sonucu çıktı. Ne oldu. AGB, 1951 vericisini yerleştirdi. Bu vericiye uygun programlama yapılınca iyi raiting çıktı. Aman bu programlama iyi raiting getiriyormuş deyip bütün televizyonlar da bunun benzerini yapmaya başladılar. 4 televizyonumuz birbirine çok benziyor. Önemli olan dünya televizyonlarına bakıp gerçekten farklı, reklam vereni heyecanlandırabilecek, mekanizmalar kurmak. Bugün medyada tek bir yabancı yatırımcı yok. Tekstilde, otomotivde, gıdada her sektörde var ama medyada yok. Artık sevgili RTÜK'ün frekans ihalesini yapması lazım. Belki bazı teşvikler lazım. Türkiye'de televizyonların lisans ihalesinden önce iyi bir dönem yaşayacaklarını düşünmüyorum. Önce dünya vizyonu lazım -Bunca zamandan sonra neden böyle isimler yer almıyor o halde? -Ahmet abi bana kızacak ama. Ahmet Vardar'ın yanında iki dil bilen, dünya medyasını okumuş, her gün bütün uluslararası kanalları izleyebilen polis muhabiri görmüyorum, muhabir görmüyorum. Neden? Yetişmiyor. Buna müsaade etmek lazım. İyi eğitim almış, dünyayı bilen, vizyonu olan, işe business gibi bakan insanlar olmalı her bölümde. Bu ortamı oluşturmak genel yayın yönetmeniyle, genel müdürün hatta patronun görevi. Diyecek ki ben şirketimde tecrübeli isimlere, tabandan gelen yılların deneyimine müsaade edeceğim ama bana dünya vizyonu lazım. NBC nasıl para kazanıyor, ABC nasıl para kazanıyor, Washington Post nasıl para kazanıyor buna bakmak lazım. Yabancı medya parasını yatırırken bankadaki otomotivdeki kadar Profesyonel finansmancıya, profesyonel muhasebeciye yer veriyor. Türkiye'de 3 küsur milyon okuyucu var, bunu nasıl beş milyon yaparız ona bakmak lazım. Eğer fiyatların düşürülmesi gerekiyorsa, maliyetleri nasıl düşürürüz ona bakmak lazım. Ama bunun için içerde pazarlama, finansman bilen yabancı fon kullanabilen, işletme bilen insanlara ihtiyacımız var. Biz bankaya yönetici alırken kılı kırk yarıyoruz ama, gazetelere alırken çok içinden yetiştim bunu söylemeyi hak olarak görüyorum aynı titizliği göstermiyoruz. Enis Karslıoğlu, Türk basın-yayın hayatında bir hareketlenmenin ve çoğalmanın olduğu dönemde sektörde önemli görevlerde bulunan isimlerden biri. Özel televizyonların kuruluş aşamasında yer alan pek çok isim gibi o da şu anda herhangi bir televizyonda yer almıyor. Alman ortaklarla kurduğu Türkiye'nin ilk ve tek uluslararası bağımsız medya pazarlama şirketi ARBO medya ile iki yıldan beri medyanın başka bir alanında çalışmalar yapıyor. Daha 40 yaşında olmasına rağmen üniversiteyi bitirir bitirmez elektronik mühendisi olarak iş hayatına atılması ona basın-yayın alanında 17 yıllık bir tecrübeyi getirmiş. Sabah'ta genel müdür yardımcılığı, kuruluşunda yeraldığı ATV'de başkan yardımcılığı, Shov Tv ve CINE 5 icra kurulu üyeliği, 97-99'da CINE 5'in genel müdürlüğü ve ardından Cem Uzan'la 3,5 ayda kurduğu Türkiye'nin ilk digital platformu imzası olan işler. Gazete ve televizyonlarda kriz ve hareketlenmenin iç içe geçtiği şu günlerde Enis Karslıoğlu ile dünden bugüne bir değerlendirme yaptık. Bağımsız medya -Medyayı düzgün çalıştıramadığımız zaman vatandaşımızın vizyonunu doğru set edemiyoruz. Türkiye'nin geleceğini bankadan kredi almayan ya da aldığı krediyi ne zaman ödeyebileceğini gören medyalarla, mecralarla görüyorum. 2-2.5 yıldır mücadele veren bir sektör. Büyük gurupların medyaya girmemelerini risk almak istememelerine, diğer işlerinin bundan olumsuz etkileneceğini düşünmelerine bağlıyorum. Ama bana göre medya yeni oluşumlara taban açacaktır umarım buralara doğru yatırımcılar girer. 5 değil 3 TRT, 16 değil daha az ulusal kanal, gazetede 3 patronlu, dört patronlu ayrı guruplar, bağımsız guruplar oluşursa biz çocuklarımızın hakikaten bağımsız medya tarafından tartışılan bir ülkede yaşadığına inanırız.