"Babam öğlen gelsin işten, güreş yapalım. Güreşte ben kazanıyorum..." Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın küçük oğlu babasına özlemini böyle dile getiriyor. Ve Vural ailesiyle sohbetimiz çocukların yaşadıkları yoğunluktan nasıl etkilendikleriyle başlıyor; "-Çocuklara vakit ayırmaya çalışırım. Tabii toplumsal sorumluluğum, aileme sorumluluğum da var. İkisini dengelemeye çalışıyorum. Gece iş yemeği, politika yemeği o tür şeyleri pek sevmem.Yurt dışındayken bile bir önceki uçakla gelip o zamanı çocuklarımla geçirmek istiyorum. Evimi, eve dönüşü seviyorum. Cumartesi-Pazar birlikte oluyoruz. Pikniğe gidiyoruz, mangal yakıyoruz, sinemaya, hamburger yemeye gidiyoruz. Ben babayım, çocuklarımla oynamayı seviyorum. Güreş yapmayı da, top oynamayı da... Belli bir saatte gelip onları yatmadan önce görmek, ya da beraber yatmak çok güzel. Yavuz sırtının kaşınmasını çok sever , bu benim de mutluluğum..." Söze Tuba Vural giriyor; "-Çocuklar evde otururken hadi gidelim de bir yerde eğlenelim öyle bir alışkanlığımız yok... Bizim akşam katıldığımız etkinlikler mutlaka bir mecburiyetten kaynaklanmaktadır. Çocuklarla o kadar az birlikte olabiliyoruz ki, onların bize çok ihtiyacı var ve biz yokuz. Biz olduğumuz zamanda da onların bize ihtiyacı kalmayacak. İşte o dengeyi maksimum düzeyde, iyi bir noktada tutarak götürmeye çalışıyoruz. Bilmiyorum yaşlanıyoruz belki. Önceleri bırakalım gezelim daha hakim bir duyguydu. Şimdi öyle değil. Onlardan uzakta geçirdiğim hiçbir dakika içime sinmiyor. Bir arada olunca çok iyi anlaşamadığımız, sesimizin yükseldiği zamanlar da oluyor ama. Cumartesi bir yere gidiyoruz, Tüpraş'ın önünden geçerken Oğuz en çok oradaki işini sevdiğini çünkü babasının o zaman eve erken geldiğini söyledi. Oturma odamızda tek kişinin uzanabileceği bir kanepemiz var. Akşamları üçü oraya sıkışır yarıları dışarda televizyon seyrederler..." "Ben de zayıfım ya" diyor bakan Vural; "Benim için dinlenme o. Zapping yapmak, varsa birlikte maç seyretmek..." Profesör bir eş -Tuba hanım çocuklar babalarını özlediklerini söylüyor. Siz Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde profesörsünüz. Sizin de yoğun bir çalışma hayatınız var, eşinizin temposu sizi nasıl etkiliyor? "-Ben çok şikayetçi değilim açıkçası. Oktay beyi tanıdığımdan beri hep böyle tempolu olduk, benim için ekstradan binen bir yük yok..." -Evin yükü zaten sizde miydi?... Tuba hanım biraz sessiz kalınca Oktay bey giriyor söze; "-Evin yükünden başka bu görev olunca daha çok kişi ulaşmak istiyor, o türlü yoğunlukları artmıştır... Çalışma ortamımda da devamlı insanlarla olduğumuz için bu tür iletişimler benim için problem değil. Ama tabii bana ulaşan herkesin sorununun çözülmesi mümkün olmadığı için üzülüyorum. "-Oktay beyle ilgili öğrendiğim iki temel konu vardı daha ilk gün. Koyu bir Galatasaraylı olduğu ve eğer uygun şartlar oluşursa aktif politika yapmak istediği. Bu kararı biz birlikte aldık, ben hep destekledim Oktay beyi..." -Birbirinize hitap şekliniz nasıldır?... Bizim yanımızda hanım-bey diyorsunuz da?... "-Üçüncü şahısların yanında öyle hitap ederiz. Oktay bey aslında 'Tuba anne' der, ben de 'Oktay baba' derim. Ama üçüncü şahısların yanında uzun zamandır böyle konuşuyoruz..." "Tuba anne, Oktay baba" Yavuz ve Oğuz'un uyku saati yaklaşmıştı gittiğimizde. Ama Yavuz babasının dizinin dibinden ayrılmak istemiyor, bir yandan da ses kayıt cihazını inceliyordu. "Uyku saatin geldi mi" sorusuna "geçti bile" dedi. Sonra koştu balkonda baktığı üç civcivi getirdi. Salonun ortasında üç civcivle birlikte başladık sohbetimize. Ankara Etlik'te Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın evi sözünü ettiğim. Tuba-Oktay Vural çiftinin evinde bunun bir röportaj olduğunu unutarak sıcak bir aile ortamında keyifli bir sohbet yaptık. Tuba Vural kendi elleriyle çay ve börek ikram ederken bir yandan da sohbetimize katıldı. 12 yaşındaki Oğuz pek konuşmadı, bir süre sonra odasına çekildi ama "Kediciğim" diye sevdikleri 7 yaşındaki Yavuz sohbet boyunca babasının kucağından inmek istemedi. Görücü usulüyle evlendiler -Ne zaman, nasıl evlendiniz?... "-Evleneli 14 yıl oldu. Tanışmamız da aynı dönemler, hepsi çok hızlı oldu zaten..." "-Tuba hanımı bir iki vesile ile görmüştüm. Tam manası ile değilse de bir bakıma görücü usulü ile oldu evliliğimiz. Öyle tanışıp, evlenme sürecine girdik, daha çok geleneksel bir evlilik. Ama Allah'a şükrediyoruz..." 1996'dan beri aynı evde oturuyorlar. Bir üst sokakta oturmuşlar daha önce. Bakan Vural uzun süre evin önüne koruma görevi yapan polisler için kulübe konmasına direnmiş, çevredekileri rahatsız etmemek için. Emniyetin bu sorumluluğu kabul edemeyiz ısrarlarıyla konmuş kulübe. Lojmanları sevmiyorlar "-Lojmanların olduğu ortam güzel ama lojman kültürünü çok fazla benimseyen birisi değilim. Hem işyerinde, hem lojmanda aynı kişilerle karşılaşıyorsunuz. Toplumla entegrasyon açısından yanlış olduğunu, mesleki sınıflaşmalara yolaçtığını düşünüyorum. Bence lojman uygulaması doğru değil..." Sadece Bakan Oktay Vural değil, eşi de lojmanlara ısınamayanlardan; "-Benim babam devlet memuruydu. Masaların altına özel lastikler keserdi devletin halıları kesilmesin diye. Oktay bey Botaş Genel Müdürü'yken lojman tecrübemiz oldu. Ben o kadar şartlanmışım ki, aman devletin malı diye inanın koltukların üzerinde oturup ayağımı uzatamadım..." -Çocuklarla birlikte dışarı çıktığınızda nelerle karşılaşıyorsunuz, vatandaşlar ne istiyor sizden?... "-Vatandaş derdini birine anlatmak istiyor. İşsizlik meselesi, hayat pahalılığı. 'Ne olursunuz sıkıntıları çözün' diyorlar. Kişisel talepler olabiliyor, telekomun hizmetleriyle ilgili talepler oluyor. Bir gün iki teyze geldi. 'Yavrum şu Filistin meselesini çözün' diye. Bazen meraklı bakışlar ama çoğunlukla, sempatik yaklaşımlar oluyor. Benim yönetim anlayışımda ayaklarını kullanmak vardır. Vatandaşın arasına girmeyi, onları hissetmeyi seviyorum. Botaş Genel Müdürü'yken bütün istasyonları dolaşmıştım. 30 yıllık bir çalışan 'İlk defa bir genel müdür görüyorum ölsem de gam yemem' demişti o günlerde. Bugün de öyle. En büyük varlığımız vatandaş ve personel. Bakanlıkta göreve başladığımda, bakanın, müdürlerin yemek yediği yerle personelin yemek yediği yer ayrıydı. Hepsini kaldırdım. Gidiyorum ayaklarımı kullanıyorum personelin arasında yemek yiyorum. Suyu dağıtmamız gerekiyor..." Özelleştirme Telekom parçalanarak yapılsın -Telekomun özelleştirilmesi uzun süredir gündemde. Oldu olacak derken bugüne kadar geldi. Ne dersiniz sizin döneminizde halletmek nasip olacak mı bu konuyu?... " Bundan önceki sistemde Telekom'u toptan satma anlayışı vardı. Biz yeni bir vizyon getirdik. Telekom'u global seviyede etkin bir kurum haline getirmeyi amaçlıyoruz... Kurumları güçlendirince özelleştirmede de başarı sağlarsınız. Telekom'un özelleştirilmesini düşünenler keşke 1996 yılında geleceği görerek bir mobil şebeke kurma imkanı sağlasaydı daha verimli çalışan bir kurum olarak özelleşirdi bugün belki de. 96'da devreye giren GSM şebekelerinin abone sayısı sabit telefon abonelerini geçmiş durumda. Parçalanarak özelleştirilmesinin doğru bir karar olduğuna inanıyorum..."