Onu bu hale getiren kişiyle kaç yıldır evli olduğunu bilmiyor bile. Yaşı da tahmini zaten. En büyük çocuğu (emin değil) 36-37 yaşlarındaymış. Aşağı-yukarı 40 yıllık evli bu hesaba göre. 7 çocuğunun en küçüğü olan Kenan anlatıyor bunları. Çünkü 56 yılını geçirdiği bu topraklarda konuşulan dile yabancı anası. Kendi derdini anlatamıyor bile. Gerçi söylenenleri anladığı tepkilerinden belli oluyor ama susmaya o kadar alışmış ki, cevap vermekten çekiniyor. Oğluna söylediği birkaç kelimeyi sadece o duyabiliyor. Saklanırcasına, sessizce konuşuyor. Yani binlercesi gibi... (Ya da çok daha fazlası)... ................. Onun hikayesi Urfa Siverek'ten. Evliliğinde mutluluğu bulamayanlardan. Bırakın mutlu olmayı, canını zor kurtaranlardan. Eşiyle problemleri varmış hep. Anlaşamazlar, sürekli tartışırlarmış. Tartışma deyince iki taraf lazım aslında; oysa bu hikayede eşi döver, o susarmış. "Etraftan böyle gördük, normal gelirdi bize" diye anlatıyor oğlu Kenan annesinin yaşadıklarını. "Peki ya sen, annenin yaşadıklarından sonra nasıl davranıyorsun eşine? Şiddet uyguluyor musun?" diye sorunca, susarak gözlerini yere indiriyor. Gözlerini kaçırıyor ama mahcup gülümsemesine engel olamıyor. "Yok" diyecek oluyor, kendi de inandırıcı bulmuyor olsa gerek ki "Az, yani herkes döver bizim oralarda eşini" diye devam ediyor söze... "Annen ne yapıyor peki?"ye cevabıysa "İzin vermiyor" oluyor. Önce bıçaklamış Yıllar yılı, daha doğrusu bir ömür boyu içi yanmış Güler hanımın, gelinine kıyamıyor besbelli. Ayvaz çifti kavgalar arasında çocuklarını evlendirip torun sahibi olmuş. Yaşadıklarıysa hiç değişmemiş talihsiz kadının. En küçük oğlunun askerde olduğu günlerde bir tartışma sırasında üç yerinden bıçaklamış kocası, Güler'i. Bu da yetmezmiş gibi aynı yastığa baş koyduğu, yedi çocuğunun annesinin burnunu kesmiş. Sonra onu kanlar içinde bırakıp bir komşularına "Öldürdüm gidin bakın" diye haber vermiş. Komşularının hastaneye zor yetiştirdikleri Güler Ayvaz günler süren hayat mücadelesini kazanır. Eşiyse 7 aya mahkum edilir. "Akli dengesi yerinde değil" raporu aldıktan sonra da ortadan kaybolur. O günden beri kimse bilmez nerede olduğunu. Tam 6 yıldır Güler Ayvaz "ya geri gelirse?" korkusuyla yaşar. Bir de eşinin insan içine çıkamaz hale getirdiği yüzüyle... Kaç yaşında olursa olsun bir kadındır, her aynaya bakışında gözlerini kaçırır. Burnundan nefes alamayışından çok görüntüsü yaralar onu. Eşi bildiği adam Yıllarca 'eşi' bildiği adamın baskılarına, dayaklarına suskunluğu evden çıkamaz hale getirmiştir Güler'i... Bir kadın olarak görüntüsünden utanır, suçlu gibi saklanır. Oysa asıl suçlu elini-kolunu sallayıp dolaşmaktadır. Kim bilir belki de çoktan 'susan' bir başka kadın bulmuştur bile. Çünkü araştırmalar şiddetin kabullenilmiş olduğunu ortaya koyuyor. "Kabullenilmiş çaresizlik" diye adlandırılıyor yaşananlar. Kadınlar tek başlarına yapamayacaklarını düşündüklerinden ya da 'bir gün düzelir' umuduyla yaşadıklarına tepki göstermiyor, kabulleniyor. Ve şiddet sadece gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin problemi değil ne yazık ki. Dünyada her beş kadından, ülkemizde de dört kadından biri şiddet görüyor. Ülkemizde her üç aileden birinde fiziksel, iki aileden birinde de sözel şiddet var. Ve yine araştırmalar şiddet gören kadınların bu korkuyu üç kuşağa taşıdığını, bu evlerde yetişen çocukların da yakınlarına şiddet uyguladıklarını gösteriyor. Severim de döverim de!.. 'Şiddet' tanımının henüz 'fiziksel şiddet' başlığının dışına bile çıkamadığı ülkemizde nice Gülerler yaşamaya devam edecek ne yazık ki. 'Aile içinde yaşananlar özel alana girer, karışamayız' bakışı kanunların önüne geçtikçe kadının yaşadığı duygusal, ekonomik, sözel, cinsel, fiziksel şiddet son bulmayacak. 'Severim de döverim de' anlayışı ve bu anlayışa çanak tutanlar, kadınların maruz kaldığı şiddet karşısında 'duyup unutmaktan' öteye geçemeyecek. Güler ananın hali de onlar için korkarım 'rahatsız edici bir fotoğraftan' öteye varmayacak.... > Böyle bir vakaya hiç rastlamadım! Güler Ayvaz'ı şimdi bir dizi operasyon bekliyor. Alnından alınacak kıkırdak burnuna yerleştirilecek, art arda ameliyatlar sonunda bir burun sahibi olacak. Doktoru işinin zor olduğunu, mükemmel bir sonuç beklemenin hayalcilik olduğunu ama en azından burnundan nefes almaya başlayıp, insan içine çıkabileceğini söylüyor. Ve ameliyata kadar gözlükle takılacak ten renginde bir protez burun yapılabileceğini anlatıyor. 1999'dan beri böyle yaşayan Güler ise 'İstemem, beklerim' diyor... Estetik Cerrah Prof. Dr. Nazım Durak'a daha önce böyle bir vakayla karşılaşıp, karşılaşmadığını soruyorum. Yaralanmalar, kaza nedeniyle oluşan kesikler gördüğünü ama eşi tarafından burnu kesilen bir hastasının hiç olmadığını belirtiyor.