Yurt dışında eğitim alan gençlerimizden biri Selin Şenocak. Ama beyin göçüne kurban olmayanlardan. Paris Sorborne'da Siyasal Bilgiler Fakültesinin Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirip; yüksek lisans eğitimini tamamladı ve altı ay önce de Türkiye'ye döndü. Aslında çok uzun bir ara vermese de; bıraktığından çok farklı bulmuş herşeyi... Selin'le neleri değişmiş bulduğunu, yurt dışında eğitimi, yaşadıklarını, beklentilerini konuştuk. * Neden farklı bir ülke, neden Fransa? - Ben maaş kuyruğunda beklerken kriz geçirenleri, ekmek kuyruğunda saatlerce bekleyenleri görünce çok üzülür; 'gençler olarak bizim de bir şeyler yapmamız' gerek diye düşünürdüm. Herşeyi devletten beklememek lazım. Tabii ki yurt dışı güzel, Paris cezbeden bir şehir; ama tabii kötü tarafları da var. Fransa sosyal bir devlet. 'Nasıl bu kadar refah içinde yaşıyorlar, bunu ülkemize nasıl uygulayabiliriz...' Bunları görmek için gittim. Türkiye'de gençlerde bir umutsuzluk var, 'okuyoruz ama önümüz açılmıyor' diye... Önümüzün açılabileceğini gösterip, genç insanlarımıza örnek olmak istiyorum. "Yurt dışı sıkıntılı" * Önünüz açıldı mı peki? - Döneli daha 6 ay oldu. Yavaş yavaş bir şeyler olacak. 'Avrasya'da Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir ortak pazar oluşturulabilir mi?' diye bir tez çalışması yaptım. Bu, çocukluğumdan beri hayalimdi. Projeyi Dışişleri Bakanlığına sundum ve çok güzel tepkiler aldım. Birçok düşünür ve yazar da beğendi projeyi. Bize yakın, yeraltı ve petrol zenginlikleri olan bir bölge. Şimdi yavaş yavaş Orta Asya ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlandı. Bir de Türkiye'de ilk olacak bir kitap hazırlıyoruz. Tarihi, çocukların anlayabileceği dilde, onların dikkatini çekecek şekilde anlatan kitaplar yok. Şimdi Kurtuluş Savaşı için bir çizgi roman hazırlıyorum, onların anlayabileceği bir dille. Ekim'de çıkmış olacak * Pek çok eğitimli gencimiz yurt dışında arıyor çözümü. Çok cazip görünüyor dışarda yaşamak. Beyin göçü konusunda rakamlar çok büyük... - Evet, 'bir kesimin önüne geçemeyiz' diyor gençler. Halbuki azimli olsalar önleri açılıyor. Yurt dışında hayat göründüğü gibi değil! Türkler'e hep hor gözle bakılıyor. Kendimden örnek vereyim. Fransa'da okurken her zaman Türk olmanın sıkıntısını yaşadım. 'Sen Türksün, üçüncü dünya ülkesi vatandaşı' diyordu hocalarım... "Gençler bursları araştırsın" * Türk kimliği yüzünden sıkıntılar yaşadınız yani? - Her zaman; "Ülkenizde insan hakları yok, Kürt meselesi var, Ermeniler'e böyle böyle yaptınız" diye baskı uygulandı. Uluslararası ilişkiler hocam vardı. Sınıfın en konuşkan, çalışkan öğrencisiydim. Sene sonunda notlarım beklediğimin çok altında geldi. Gittim ve "Nasıl bu notu verebilirsiniz?" diye sordum. Bana "Hâlâ anlamadın mı? Sizin milliyetiniz beni rahatsız ediyor" dedi. Okul yönetimine şikayet ettim; "İnsan haklarından, hoşgörüden söz eden bir devletsiniz, bana baskı yapıyorsunuz" dedim. Örtbas ettiler tabii. Mücadele ettim, değer yargılarımdan vazgeçmedim ve mezun oldum. * Siz kendi imkanlarınızla mı yurt dışında eğitim aldınız? Eğitimine dışarda devam etmek isteyen pek çok gencimiz var, onlara neler söyleyebilirsiniz? - Genç arkadaşlar, 'yalnız zengin ailelerin çocukları yurtdışında okur' diye düşünmesinler. Ben de bir ara umutsuzluğa kapılmıştım, ama pek çok imkân var. Eğer gerçekten istenirse ve pozitif olunursa insanların önü açılır. Ben, anne babamdan imkânlar gördüm ama en büyük fırsatı kendim oluşturdum. Bir imtihan kazandım, çeşitli ülkelerde yetiştirilmek üzere gençler arıyorlardı. Eğitimim sırasında da bankada çalıştım. Bu imkân da sağlanıyor orada. Yurtdışında okumak isteyen öğrenciler bunları araştırsınlar. Devletin vermiş olduğu burslar var, üniversitelerin bursları var. Bunlar kısıtlı olduğu için gençlerimiz umutsuzlar, ama pek çok burs var, sınavlar var. Fransa'da okumak isteyen öğrenciler için söylüyorum; devlet öğrencilere ev kirasının yüzde seksenini iade ediyor, okulda çalıştırıyor, burs veriyor. "Ülkem için döndüm" * İsteseydiniz orada kalabilirdiniz herhalde? - Ben orada Renault genel müdürlüğünde çok iyi bir pozisyonda, iyi bir ücretle çalışıyordum. Eğitimim itibariyle de çok iyi bir konuma gelebilirdim. Ama benim amacım orada para kazanmak değil. Aldığım eğitimle ülkem için bir şeyler yapmak istediğim için döndüm. Bir genç olarak sorumluluklarımız olduğuna inanıyorum. Herkes çok genç olduğumu söylüyor ama; 26 yaşındayım. Napolyon dünyayı fethetmeye kalktığında 23 yaşındaydı, Atatürk 26 yaşında Kolordu Komutanı oldu. Böyle kızlar da var! Herkesi üzüntüye boğan tren kazası meydana gelmeden önce gündemde iki konu vardı. Başbakanımızın AB için iknaya gittiği Fransa ziyareti ve milyonlarca gencimizi ilgilendiren üniversite imtihanları. Başbakan'ın gezisinin olumlu geçtiği yansıdı sayfalara. Stresli yıllar ve büyük sınavın ardından da üniversite adaylarını tercih ve bundan sonrasının telaşı sardı. Biz de bu hafta sayfamıza bir gencimizi konuk ettik. Selin Şenocak üniversite eğitimini ve yüksek lisansını Fransa'da tamamladı. Avrasya'da Türkiye'nin de içinde yer alacağı ortak pazarla ilgili projesini Dışişlerine sunan Selin, ilerde politika yapmakta kararlı. Zaten bu daha çocukluğunda belliymiş. Eve gelen büyüklerle ülke meselelerini tartışırmış hep. Yıllarca dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e, problemlerin çözümüyle ilgili yazdığı mektuplara cevap gelmemesine içerlemiş. Cumhurbaşkanı olma isteği daha da alevlenmiş. Çok sonra öğrenmiş babasının o mektupları aslında hiç postalamadığını! Son zamanlarda genç kızlarımız gazete sayfalarına çoğunlukla güzellikleriyle konu oldukları için; "Bakın, böyleleri de var" diyerek, kendine yol çizmek isteyenlere belki fikir verir diyerek Selin'le konuştuk bu hafta. Yurt dışından Türkiye'ye bakışını, yaşadıklarını, projelerini anlattı... Fransızlar bizi yanlış tanıyor! Fransa'da "Geceyarısı Ekspresi" filmiyle tanınıyor Türkiye ve Türkler. Ben, Türk olduğumu söylediğimde; hep o filmden bahsediyorlar. Muhakkak her hafta farklı bir kanalda gösterilir film. Bireysel olarak Türkiye'nin, Geceyarısı Ekspresi'ndeki gibi olmadığını anlatmanız boşa. Bir yandan Ermenilerin, Yunanlıların ve PKK'nın aleyhte propagandası da var. Bundan 3-4 yıl önce Türkiye'deki hapishanelerin birinde olaylar çıkmıştı, terörist bir genç kızı arkadaşları yakmıştı. Bu görüntüler Fransa'da "Askerler beni diri diri yaktı" diye çevrildi. Ertesi gün bir 'özür' haberi, açıklama, düzeltme bekledim, ama nafile! Hiçbir şey yapmamalarına isyan ettim. Her pazar, oranın ünlü meydanlarında PKK gösterileri var ve teröristlerin öldürdüğü bebek görüntüleri; "Türk askeri yaptı" diye lanse ediliyor. Sonra da "Bu Türkiye'yi mi alacaksınız AB'ye!" diye sorular soruluyor... Peki bizim temsilcimiz nerede? Türk konsolosluğuna gittiğinizde binanın durumu içler acısı, dökülüyor. Oraya giden yabancılar, "Gerçekten Geceyarısı Ekspresi'nden farkı yok Türkiye'nin" diye düşünüyor. Popüler kültür bizi bitirmiş!.. Türkiye'ye döndüğümde çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Gençlerimizde büyük bir boşluk görüyorum. O mücadele, birlik ruhu yok. İki türlü gençlik var. Biri, boşvermişlik duygusuyla sabaha kadar eğlenen. Diğeri bilinçli olmaya, topluma sahip çıkmaya çalışır; ama yasadışı örgütlere üye olur. Toplumu kurtaracağız diye, masum insanlarını öldürür. Bunun orta yolunu bulmak lazım. Amerika'ya, batıya bir özenti var gençlerde. Mesela Türkiye'de Amerikan bayraklı tişörtler giymek gurur verici. Nike ayakkabı giymek moda. Yurt dışında böyle değil. Fransa'da gençler Nike giymezler! Çünkü Hindistan'da altı yaşında çocuklar yapıyor o ayakkabıları. Amerikan bayrağı taşımazlar, sömürge sonuçta onlar için, baskı unsuru. Mc Donald's da yemezler. Amerika'nın yaptığı olaylara tepki bu. Gençler yanlış yönlendiriliyor Kendi değer yargılarımıza sahip çıkmalıyız. Nerede gelenek, göreneklerimiz? TV'ler insanları özendiriyor paparazzi programlarıyla. Fransa'da böyle programlar yasak, toplumun etkilenmesini istemiyorlar. BBG mesela. Fransa'da ilk bölümünden sonra herkes ayağa kalktı. Toplum bilimciler, sosyologlar; 'Bizim halkımız bu kadar düşmedi, boş değil' diyerek karşı çıktı. Ve ikinci programdan sonra durduruldu. Bizde ilkokul öğrencisi 'popstar ya da manken olacağım' diyor. Eskiden 'doktor, cumhurbaşkanı' derdik biz sorulunca. Şimdi kısa yoldan para kazanmaya özendiriliyor gençler. Oysa en büyük şansımız genç bir nüfusa sahip olmamız. Biz kendimize sahip çıkmazsak sonumuz ne olacak? Renkli hayat aslında batak! Geçmişte sinema için evden kaçan kızlarımız, bugün ise manken olmak ve televizyonlarda gördükleri renkli mekanlarda bulunmak için evden kaçıyor. Bunun en büyük nedeni televizyon kanallarında gittikçe yaygınlaşan "paparazzi" programları... Burçin Bircan'ın hazin sonu bu duruma maalesef en iyi örnek. İstanbul'a manken olmak ve televizyonda gördüğü renkli mekanlarda bulunmak için evden kaçan bir genç kız, sanal ve geçici bir dünyanın getirdiği hayal kırıklığıyla uyuşturucu batağına sürüklenip hayatı sona eriyor. Bu olay, genç kızlarımıza ibret olmalı. Unutulmamalı ki; toplumun temeli kadındır. Dayanışmayı artırmalıyız Kadınlarımız, onunla bunun evlenmesini düşünene kadar; doğudaki çocuklarımız için bir şeyler yapabilirler. Fransa'da böyle dernekler var. Kadınlar bir araya geliyor ve ihtiyacı olan çocuklar için bir şeyler dikiyor, örüyor. Yüzyıllardır Avrupa bize hayrandı; "Nasıl bir millet, geleneklerine bu kadar bağlı ve milli birlik ruhu içinde olur?" diye. Şimdi toplumda bizi birbirimize yabancılaştırıyorlar. Bizim şu anda yaşadıklarımızı, Avrupa 20-30 sene önce yaşadı ve vazgeçti. Avrupa'da evlilik, çok değerli bir müessese. Dinimizden ve saygımızdan dolayı; çok açık saçık giyemezdik, şimdi bakıyorum da ne hale geldik diye... Tanıyamıyorum! Avrupa'da böyle açık saçık kıyafetleri TV'lerde bile görmezsiniz.