On yıl sonra bir ilkbaharda Ankara'da olmak güzeldi... Sıcak dostluklar kaldıkları yerden devam etti. Kızılay'dan yürüyüp Sakarya'ya indik, meşhur dönerden yedik... İstanbul'da çok kolay gerçekleşmeyecek, ama Ankara'da olağan sayılan "tanıdıklara rastlamalar, karşılaşmalar" da oldu... Başkent'te her yer alt geçitler, üst geçitlerle donanmış, şehir alabildiğince büyümüş dışına doğru... Ve insanlar genellikle belediye başkanlarının çalışmasından memnun olduklarını söylüyordu. Melih Gökçek'e eşi Nevin Gökçek de yaptığı işlerle destek oluyor. Ayda 400-500 ev gezdiğini söyleyen Nevin Gökçek, "O kadar istek geliyor ki evimin önünde, dışarda yürüyemiyorum" derken, eşinin görevinin işini kolaylaştırdığını inkar etmiyor... "-Mutlaka kolaylaştırıyor. Belediyeden ziyade çevreden topladıklarımı dağıtıyorum ihtiyaç sahiplerine. Mektuplarla, sokakta karşılaştığım insanların bana ilettikleri istekleri bir defterim var ona yazıp sınıflandırıyorum. Sonra da yardım etmek isteyenleri onlara yönlendiriyorum. Sizden alıp, onlara veriyorum. Belediyeyle ilgili bir konu varsa onu da ilgili arkadaşlara söylüyorum onlar yapıyor..." ¥ Bu kadar çok sayıda aile dolaşıyorsunuz. İnsanların genel olarak istekleri ne, sizi şaşırtan, beklemediğiniz durumlar da oluyordur herhalde... "-İnsanlar daha ziyade maddi sıkıntı içinde. Varlıktan yokluğa düşmüşler. Eşyaları, üstleri başları iyi, gördüğünüzde inanamazsınız ama bir dilim ekmeğe muhtaçlar. Aç yatan, doğalgazını kapatan insanlarımız var. Eve gidiyorsunuz kaloriferli ama hiç yakılmamış, çocuk yanmayan sobaya sarılmış ısınmaya çalışıyor. Et götürüyorsunuz pişirmeye tüpü yok, çay ikram ediyor ama şekeri yok. Gecekondularda çok güzel bir yardımlaşma var komşum benden daha kötü durumda deyip haber veriyor. Ama imarlı bölgelerde çocuk okula yürüyerek gidiyor otobüse verecek parası olmadığı için, ama aile durumunu kimseye söyleyemiyor..." ¥ İnsan yardımlarla belli bir noktaya kadar etkili olabiliyor, problem, mevcut durum devam ediyor. Yardımlar dışında projeleriniz var mı?... "-Özürlüler için bir hastane yapıyoruz. Biz binayı yapacağız dernek ihtiyaçlara göre içini döşeyecek. Onkoloji hastanesinin bahçesine yüz yataklı bir misafirhane kuracağız. Radyoterapiye giren kişi günlerce bekliyor. O arada kalacak yeri yok, parası da az, kötü şartlarda kalıyor oradan hastalık kapabiliyor. Hastane yönetimiyle konuştuk ihtiyaçlarının misafirhane olduğunu söylediler, bahçesi de müsait. Bunları hep sağdan soldan gelenlerle yapıyorum. Belediyeden istesek onlar da hayır demez ama..." ¥ Eşiniz milletvekilliğinden belediye başkanlığına, birçok farklı görevde bulundu... Çocuk esirgeme yılları da çok konuşuldu. Sizin için en iyi dönem hangisiydi?... "-Altın yıllarımız Çocuk Esirgeme Kurumu'nun başında olduğu yıllardı. Evimizi oraya taşımıştık. Okuldan gelince her gün tesisi dolaşır sonra eve giderdim. Bir aile ortamı oluşmuştu. Sonradan çok girmeye çalıştım sokmadılar. Çocuklar günlerce mektuplar yazdı, beni çağırdılar. Hep dışarda buluştuk onlarla. Evlendirdiklerimiz oldu şimdi aileleriyle görüşüyoruz. Torunlarımız oldu. Melih yaklaşık beş binini işe koymuştu onlarla karşılaşıyoruz bazen 'Nevin anne, Melih baba' diyorlar çok mutlu oluyorum..." ¥ Mademki eşlerden, mutluluktan söz ediyoruz. Başka bir şansı olmadığını düşünen pek çok kadınımız mutlu olmadıkları, istemedikleri evliliklerini sürdürüyorlar. 'Gidecek bir yerimiz, işimiz yok' diyerek. Ankara'da bir kadın sığınma evi yok mesela. Bu konuda bir çalışma yapıyor musunuz? "-Açacağım yakında. Kadınlar bir iş sahibi olmak, kendi ayaklarının üzerinde durmak istiyor. Şahit olduğum öyle olaylar var ki insanın tüyleri diken diken oluyor. 'Babamız ölse rahat edeceğiz' diyen çocuklar var. Saman kağıda yazılı bir mektup vermişti bir kadın. Nasıl zayıf, ayakta zor duruyor. 'Kocam yemek bulup getireceksin her gün, ne iş yapabilirdim ki. Aşeviniz imdadıma yetişti' diye yazıyordu. Kadın, iyi bir kadın toplumun mimarıdır. Hazırlıklarımız tamamlandı, yakında kadın sığınma evini açacağız..." ¥ Kadın toplumun mimarı da, kadınlarımızın eğitim durumu da ortada. Özellikle gecekondu bölgelerindeki kadınlar. Başkent'te de gecekondu sayısı mâlum. Aynı zamanda bir öğretmen olarak bu konu sizi daha da çok ilgilendiriyordur herhalde. "-Gecekondu semtlerinde hanımların çoğu okuma, yazma bilmiyor. Orada kadınların hiç söz hakkı yok. Belediyenin 17 dalda gerçekleştirdiği BELMEK kurslarının eğitime çok katkısı olduğuna inanıyorum. Bunlara sadece eğitimsizler değil, bankacısından, mimarına herkes katılıyor. Neredeyse yüz bin kişi mezun oldu kurslardan. Özellikle eğitim alamamış olanlar, elişlerini yaparken bir yandan nasıl giyinilir, nasıl beslenilir bunları da öğreniyor. Bakıyorsunuz ilk günlerde tokyayla gelen biri, sonra ayağına bir ayakkabı uyduruyor, eşini çorabını giyerken bir çorap ediniyor. Tabii bu evdeki düzene, diğer bireylere de yansıyor. Okuma yazma kurslarının yeri uzak geldiği için gidemeyenleri, önümüzdeki dönem bazı merkezlerle işbirliği yaparak arabayla kurslara gidip gelmelerini sağlamaya çalışıyorum..." ¥ Matematik öğretmenisiniz. Sanırım emekli oldunuz. "-Hayır emekli olmadım. Bir süredir depo tayiniyle, bir kaç arkadaşla birlikte bekliyoruz..." ¥ Ne kadar oldu sınıfa girmeyeli?... "-Endüstri meslek lisesine geçişim daha yeni. Ama bekliyorum..." Melih çok merhametlidir ¥Söz Melih beye gelince... Biraz kavgacı, dediğim dedik biliniyor... "-Hiç değil. Eşim çok güler yüzlü, neşelidir. Çok yufka yüreklidir, çocuklara, yaşlılara dayanamaz. Yardımlarını gizli yapar... Benden merhametlidir. Bir kaç kez gece gezmelerine, mağdur ailelere geldi benimle... Ne varsa veriyor. 'Bizim kasamızı boşaltacaksın, gelme bir daha' dedim..." ¥Biraz önce 'altın yıllarımız Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki günlerdi' dediniz ama. Bundan sonrası için sizin kafanızda olan ne. Eşinizi belediye başkanlığında mı, mecliste mi görmek istiyorsunuz?... "-Belediye başkanlığı çok güzel. Milletvekilliği döneminde de hiç evde durmadı Melih bey... Çalışmaktan zevk alıyor. Belediyeyle ilgili projelerde fikir önce ondan çıkar, sonra proje geliştirilir. Keçiören Belediye Başkanlığı günlerinde rahmetli Turgut Özal sık sık gelirdi, oturur sohbet ederlerdi. Devamlı fikir üretirlerdi. Eşimin en büyük özelliği bir şeyi yapmadan etrafındakilere sormasıdır. Belirli bir parti mensubudur ama farklı kesimden insanlarla ilişki kurar..." ¥Öyle anlatıyorsunuz ki eşinizin özellikleri... Seviyorsunuz eşinizi?... "-Herkes eşini sever, sevmeyen var mı?..." ¥Bilmem vardır herhalde... "-Bizim sevgiler saygıya dönüşmüş artık. Sevgi ve saygının olmadığı yerde hiçbir şey olmaz, mutluluk olmaz..." Hiç tatil yapmadık ¥Bütün bu yoğunlukta kendi evinizde durum nasıl?... Öyle bir tempodan sözediyorsunuz ki... "-Yemek yapmayı çok severim ama şimdi yapmıyorum. Çünkü daha yiyemeden dökme aşamasına geliyor. Melih bey sabah kahvaltı edip çıkar. Ondan sonra da sabah beşe doğru gelir. Bu hep böyle. Çocuklarla beraber olamıyoruz hiç. Biz ailece hiç tatil yapmadık..." ¥Hiç mi?... "-Hiç. Ben elli yaşına geldim, elli yaş ne zaman geçti, ne kadar birlikte oldunuz derseniz?... Belki iki sene. Biz evlendiğimizden beri daha bir gün bile tatile gidemedik. Antalya, Ege neresidir bilmiyorum. Yaz gelir, 'şimdi asfalt zamanı işçilerin başında durmam lazım', kış gelir 'yok buzlanma var şehir bırakılmaz'. Ben Akçakocalı'yım orada kaç tane evim var ama bir gün gidip evimizde kalamadık. İki saatlik yol evler rutubetten çürüyor. Çok nadir bir iki defa Kızılcahamam'a gittik, geceleri yattık gündüzleri Melih bey tekrar bayramlarda mesaisine geldi. Ama ben şikayetçi değilim. Bazı siyasilerin eşlerini görüyorum, bugün göreve geliyor yarın 'ben eşimi göremiyorum' diye şikayete başlıyor. Muhakkak insan eşiyle olmak, gezmek tozmak ister ama eşiniz size o kadar zaman ayıramaz çünkü yapacak çok iş var. Eşim bana o kadar vakit ayırsa ben istemem zaten halkın beklentileri var..." ¥İyi ama siz de bir ailesiniz... Bir ailenin de ihtiyaçları, bireylerinin beklentileri olur. "-Aileyiz ama büyük aile önde gelir. Aile içinde nasılsa dört kişi değil miyiz, bir şekilde hallederiz ama önce büyük aile. Gece yatmadan önce yarım saat hep birlikte sohbet ediyoruz. Allah'a hamdolsun mutlu bir aileyiz görüşemesek de o tatlı sohbet herşeye bedel..." "Acı"nın dili tek... Diyecektim ki; "mevsim papatya mevsimi"... Her taraf güzel gözlülerle, gelin yüzlülerle süslendi... ...Ve tertemiz, taptaze ışıklar ısıtıyor içimizi... Diyecektim ki; Yanıbaşımızda bir kaos sürse de savaşın bir bölümü bitmiş gibi... Güzel günler gelecek inşallah, ilkbahar, sokak başlarını tutan habercileriyle, güzel kokularını yayıyor üzerimize.. Diyecektim... Ama, diyemedim... Diyemedik... O; gelin yüzlü papatyalar misali Onlarca taze yürek aniden koparıldı dalından... Yine "sorumsuzluğun" Yine "sorgusuzluğun" zulmü girdi kanlarına onlarca canın... Anne-babalar yavrularının eve dönecekleri an için günleri, saatleri sayarken, Tonlarca ağırlığın altında "kokularını" arar buldular kendilerini. Hepimiz aradık onlarla. Çeltiksuyu'na kapılıp giden güzel gözlü papatyalarını... Kilometrelerce ötede, bir anne... Yüreğindeki yangını anlatıyordu Kürtçe kelimelerle... Kürtçe bilmem ama anladım söylediklerini... Bütün anneler gibi anladım. Çünkü ana yüreğinin, Ana yüreğindeki acının dili tektir...