Yolculuğa çıkarsınız... Yanınızdaki koltuğa biri oturur ve yollar insanın dilini çözermişçesine, konuşur konuşursunuz.. Çocuğunuzu parka götürürsünüz, bir başka anneyle kesişir yolunuz. Önce çocuklardan başlanır söze, sonra hiç ummadığınız konulara kapı açılır... Bakarsınız herkesin anlatacak o kadar çok şeyi var ki. Asıl mesele dinleyecek birilerini bulmakta. Birbirimizden selamı bile esirgediğimiz bu koca şehirde bir an durup etrafımıza bakmayı becerirsek; kulak verecek ne çok hikaye, anlatacak ne çok şeyimiz olduğunu farkederiz... İşte bugünkü böyle bir kulak veriş galiba. 55 yıllık bir hayata sığdırılanlarla ilgili bir konuşma. İçimizden biriyle. Gazetecilik geçmişi başarılarla dolu olan, "Tülay teyze"yle... Hani bazılarına "teyze" kelimesi yakışır, onlar da kendilerine yakıştırırlar ya; işte öyle biri Tülay İşbil... "Emekli oldum ama emekliliği kendime yakıştıramadım" diye çalışmaktan duyduğu mutluluğu anlatan bir yandan. Öyle çok ilginç ve şaşırtan bir hikaye... Deyim yerindeyse "reytingi yüksek" bir konuşmaysa beklediğiniz, siz zaten bu sayfayı hiç açmamış olmalıydınız. Yok eğer düne dair anlattıklarına kulak vermek isterseniz Tülay teyzenin, buyurun... Kağıt kokusu nasıl tarif edilebilir?... Uzun süredir birarada duran yüzlerce kitap ve onları sarıp sarmalayan (her ne kadar temizlense de bırakmayan) ince toz tabakasının birleşiminden oluşan... İnsanı hapşırmanın eşiğinde tutan ama hapşırtmayan... "Zihninizde acaba hangi kitaplar var" sorusunu kendiliğinden yollayan o güzel koku... Evet kitapların, yıllardır biriktirilen gazete kupürlerinin, dergilerin kokusu karşıladı bizi evin girişinde. Duvarları masklarla, dolapları küçük küçük biblolarla dolu salona geçtik. Her köşede ayrı bir hatırayı yaşattığı belli olan objeler. Ve "Durun önce çayımızı içelim sonra konuşuruz" diyerek ikrama başlayan Tülay İşbil (Battal)... İçine kakule ve limon kabuğu konan çaylarımızı yudumluyoruz.. Bitkiler konusunda araştırmalar yapan Tülay İşbil'den kakulenin çayın tein maddesini yumuşattığını, gaz yapmasını engelleyip, sindirimi kolaylaştırdığını öğreniyorum. Limon kabuğu da C vitaminini suya verip kakuleyle birleştiğinde rehavet veriyormuş. Bir tek bu değil sohbetin başında bitkiler hakkında öğrendiğim. Anadolu motifleri... Masanın üzerindeki takılara kayıyor gözüm. "Bunları ben yapıyorum" diyor Tülay İşbil ve konudan konuya geçiyoruz: "-Çok eski boncuklar, zincirler bunlar. Dizaynını yapıyorum, parçaları birleştiriyorum. Pek çok sergi açtım takılarımla. Sadece kolyeler değil. Tesbih de diziyorum. Bu konuda bayağı bir araştırma yaptım..." Böylece dolapların üstünde, koltukların kollarındaki tesbihlerin nedenini de anlamış oluyoruz: "-Perdelerimi kendim dikiyorum, kilo işi bunlar, alıyorum hatalarını onarıyorum. Bir bez parçası bulayım hemen birşeyler işliyorum. Bu özelliğim bana Anadolu'ya olan sevdamdan geçmiş sanırım..." Aslında o bir gazeteci, televizyonlarda yöneticilik de yapmış bir program yapımcısı, radyo programcısı ve en uzun süre yaptığı işiyle dergici. "Tülay teyze" olduğu yer ise ilk özel televizyonlardan talihsiz bir serüven yaşayan HBB. "-17 yaşından beri çalışıyorum. Daha lise öğrencisiyken başlamıştım Cumhuriyet'te çalışmaya. 256 sayı, 20 yıldan fazla bir süre Pirelli Dergisi'ni çıkarttım. 64'te talebeyken girdim, 80'den sonra emekli olup ayrıldım, orada çok piştim. Emekliliğimi hissetmedim, hiçbir zaman boş vakit geçirmedim. Yaşım hiçbir zaman bana bir şey söylemedi. Bakın dişlerimi bile yaptırmıyorum, bu konularda kendime güvenim var. 55 yaşındayım hiç saklamadan söylüyorum bunu" diye anlatıyor. Sonra siyah-beyaz fotoğrafların arkasına gizlenen renkli anılarla yıllar öncesinden bugüne yolculuğumuz devam ediyor: Cumhuriyet kadınları... "-Türkiye'de ilk meslek sahibi kadınlar diye seri röportajlar yaptım. İlk doktor, ilk noter ilk sporcu... gibi. Çoğu öldü onların. HBB televizyonunda da Cumhuriyet kadınları diye bir belgesel yaptım. Çok ilginç insanlarla tanıştım. Ağrı dağı ve tufan efsaneleri konferanslarını 1970'lerde ilk ben verdim. 'İslamın Kalbi Kâbe' adlı belgeselimden Suudi Arabistan hükümeti çok hoşlandı bana Kâbe'nin içindeki toprak ve Kâbe'ye 1996'da örtülen örtüden bir parça gönderdiler"... Övünerek anlatıyor. Pek çok ödül almış bu yıllar içinde. Ama övündüklerinin başında kadınlarla ilgili çalışmaları nedeniyle aldığı iki ödül geliyor: "-İyi çalışınca sadece manevi bir haz duyuyorsunuz, yoksa maddi bir şey değil. Çok şükür sağlıklıyım diye şükrediyorsun. Esra Ceyhan, İclal Aydın, Kezban hepsi benim elimde yetişti. Ama hepsi Tülay teyzeyi unuttu. Geldiklerinde A ile B'yi bilmiyorlardı. Ben çok öne çıkmayı sevmiyorum. Geriye baktığım zaman her biri alanında ekol olmuş isimlerle beraber oldum, çalıştım, doluyum onu görüyorum. Bazan acaba bir hikaye mi okudum, rüya mı gördüm diyorum. Allah'tan resimler var da gerçek olduğunu anlıyorum... Pek çok sivil toplum örgütüne üye olan Tülay İşbil, bir çok vakfın da kurucularından. Hangi faaliyetlere katılmamış ki? Sefertası Hareketi, Habitat, çöp ve çevreyle ilgili çalışmalar, taşlar konusundaki araştırma ve konferanslar, Şişli Etfal, Göğüs hastanesi ve Beykoz Çocuk Göğüs Hastanesi'nde gönüllü çalışmaları bunlardan bazıları. Ve bütün bunların arasında kendi işi, 18 yaşındaki oğlu, 28'indeki kızı ve "Zeynebim, Zeynebim" diye anlattığı 5 yaşındaki torunu. Hayatındaki yoğunluğu görünce soruyorum Tülay teyzeye "Bu birşeylerin arayışı, boşluğu mu" diye: Hayatın taşları "-Bilmem... Belki herşeyi yapma hevesi diyebiliriz. Doğaya bakıyorsunuz o kadar dolu ki. Taşlar mesela. Türkiye'de taşlar ve burçlar konusunu ilk ben ortaya attım, sonra piyasa o kadar büyüdü ki korktum çekildim. Anneannem ve onun kızkardeşinden kalan taşlar ve bilgilerle bu konuda çalışmaya başladım. Hayatın her evresinde siz değerli taşlara sahip olacaksınız diyor. Taş her safhada mezar taşı, musalla taşı, tek taş yüzük olsun bir şekilde hayatımızın içinde. Bu da dikkatimi çekiyor. Hayatın her evresinde kendinde bir aşama görmelisin. Yoksa yaşamıyorsun demektir. Her günün, her şeyin kıymetini bileceksin. Dolayısıyla her geceyi kadir, herkesi Hızır bileceksin. Yoksa rahat edemiyorsun..." Dolaplar, duvarlar, yatak altları her yer kitaplarla dolu: "-Bir kamyon tutup Sandıklı Meslek Yüksek Okulu'na 40 koli kitap götürdüm, şimdi gidip onları ayıracağım. Bir yardım yapınca doğru dürüst yapmalı... İnsanın insana yardım etmesi gerektiğine inananlardanım. Ne olursa olsun pırlanta kapının bakırdan eşiğe ihtiyacı vardır" diyerek bir yandan fotoğraflara bakıyoruz bir yandan anılardan söz ediyor: "-Latife hanımla ve şoförüyle tanışmıştım. Çok kibar bir kadındı. Fındıklı'da oturuyordu. 'Ah Kemal ah... Olsaydın da çizmelerini silseydim' derdi..." Fotoğraflarda, röportaj yaptığı isimler arasında kimler yok ki? Vecdi Gönül'den, Atatürk'ün dişçisine, fotoğrafçısına, Semiha Şakir'den Haşim İşcan'a, Eflatun Cem Güney'e uzanan bir arşiv. Her biri düne dair birer belge. Ve hepsi için anlatılan anılar, olaylar. Bir de saklananlar tabii. Benimle birlikte gidecekler dedirten: "-Bir kitap halinde yaşadıklarımı yazmayı çok istiyorum ama yazamıyorum. Çünkü çok gizli şeylerini biliyorum insanların. Çocuklarının, eşlerinin bilmediği şeyleri biliyorum. Çok ısrar ediyorlar ama bana şerefsizlik gibi geliyor onları yazmak. Pirelli Dergisi'nde yaptığım Cumhuriyet kadınlarıyla röportajları toplayıp yayınlamak istiyorum..." Yapılacak çok iş var "Okul öncesi çocuklara öyküler yazıyorum. Bu konuda kandırıldım. Öykülerimi daha sonra veririz diye aldılar başka şekilde basıldıklarını gördüm. Şimdi onları toparlamaya çalışıyorum. Bir de kızkulesi öykülerim var. Şu anda Mehmet Sarımsak, İsmail bey ve ben Çanakkale ile ilgili bilgileri topluyoruz... 656 tane kitap listesi yaptım. Bir kaynak kitabı oluşturmaya çalışıyoruz. Sahaflardan, gazete kupürlerinden topluyoruz, eski Türkçe'den çeviriliyor. 'Demokratik Rota' diye yeni bir derginin yazıişleri kadrosunda çalışıyorum. İstanbul'la ilgili bir belgesel yapmak istiyorum. Çok fazla dokümanım var. Bir sponsor bulursam hemen çekmek istiyorum. İnternette yemek tarifleri veriyorum, bir sayfam var..Bir de kumaş üzerine işlemelerle besmeleler yazıyorum..." Daha pek çok düşünce, pek çok plan var kafasında. Ve zaman zaman el attığı pek çok farklı alan. Ne diyelim yolun açık olsun Tülay teyze, enerjin hiç bitmesin...