Hayırlı ramazanlar Ellerini öyle yakacak ki birinden diğerine alacaksın. Kokusu içine dolarken sen bir parça koparmamak için 'sabır'sızlanacaksın. Ama sabredeceksin. Ne güzel sabretmek o anda... Beklemek. Birkaç dakika daha. Sonra bir top atışıyla izin çıkacak bir parça koparmana. Dökülen susam taneciklerini parmak ucuyla toplayacaksın. Ne lezzetli. Hayatında içtiğin en güzel çorbalara, en güzel pideler eşlik edecek bir ay boyunca. Hele bir de, bir başka iftar sofrasına bir pide, bir tas çorba gitmesinde katkın varsa, yediklerinin, yaşadıklarının lezzetine doyamayacaksın. Hele iftar sofralarına katkı yaptıklarının ailelerinden, evlerinden, hatta ülkelerinden uzakta okumak, eğitim almak için çabalayan gençler olduğunu düşününce karnın daha fazla doyacak. Hayırlı ramazanlar... Beymurat Mehmedov Türkmenistan'dan, Kutlay Aslan Balıkesir'den, Semko Merdan Bosna-Hersek'ten, Hüseyin Çelik Afyon'dan, Halit Kahraman Karabük'ten, Cumali Çelikkıran Malatya'dan, Erşan Mamadov Azerbaycan'dan, bir başkası Adıyaman'dan, biri Antalya'dan gelmiş. Hepsi de umut dolu, yarınını çizmeye çalışan genç insanlar. Yolları İhlas Vakfı Bahçelievler Öğrenci Yurdu'nda kesişmiş. Düne kadar birbirini hiç bilmeyen bu gençler şimdi ailelerinden uzakta 'bir büyük aile gibi' olduklarını söylüyorlar. Türkmenistan'dan İstanbul'a Bey Murat Mehmedov Türkmenistan'dan geleli altı yıl olmuş. Önce iki yıllık bir meslek yüksek okulunu bitirmiş, şimdi de kimya bölümünde okuyor. O şimdi daha yeni olan arkadaşlarına yardımcı oluyor. Zaten arkadaşları da onun Türkiye'ye iyice alıştığını hiç yabancılık çekmediğini anlatıyorlar. Afyon'dan gelen Mustafa 'Bizim gibi düşünüyor, bizim gibi espri yapıyor Bey Murat abi' derken yine de kendi topraklarından uzaktaki hayatı konuşuyoruz. 'İlk defa yurt dışına çıktığın için bayağı bir sıkıntı çekiyorsun. 3 ay aileni falan özlüyorsun. Sonra buralara alışınca bir nevi unutuyorsun' (Bu cümleyi daha sonra diğerlerinden de duyuyorum) Böyle diyor ama, hiç unutur mu insan evini? Besbelli özlemin üstünü örttükleri. Artık ne kadar örtülebilirse! "Türkler çok sıcak" Bey Murat'a Türkmenistan'a dönüp dönmeyeceğini soruyorum. 'Yeni bir sistem kurulmaya çalışılıyor ve bayağı sıkıntılı günler var. On sene daha sürer böyle herhalde. Evet döneceğim. Benim alanımda iki fabrika var orada herhalde birinde iş bulurum. Bizde bir tane üniversite var gerisi enstitü. Bölüm çeşidi de yok. Nasıl Amerika'da eğitim gören biri Türkiye'de daha avantajlı oluyorsa bizde de öyle. Hatta daha fazla diyebilirim. Ne bileyim İstanbul'u görüyorsun, denizi görüyorsun, vapura biniyorsun' Türkçe'sinin iyi olduğunu söyleyince tevazu gösteriyor 'zamanla gelişiyor' diye. Semko Merdan'ın yüzü hep gülüyor. Bosna-Hersek'ten gelmiş iki yıl önce. Kültür Üniversitesi'nde okuyor. Konuşurken Bey Murat kadar rahat değil, yanlış konuşurum korkusuyla dura dura çıkarıyor kelimeleri... Okula yakın ve iyi bir yurt olduğu için burayı seçmiş. Peki niye bir başka ülke değil de Türkiye? 'Yurt dışında okumak istiyordum. Amerika'ya mı, başka bir Avrupa ülkesine mi gitsem diye düşündüm.Türkiye'yi çocukluğumdan beri çok seviyordum, hem burası bize çok benziyor onun için seçtim. Daha önce tatil için gelmiştim. İlk geldiğimde havaya alışmaya çalıştım. Ama insanlara çok kolay alıştım, arkadaşlar çok iyi. Türkler çok sıcak' diyor. Yurt dışından gelen öğrenciler burada diğerleriyle kaynaşmış. Kimi daha önceki yıllardan alışkın ailelerinden ayrı kalmaya. Onlar daha rahat konuşurken. Hatta evden ayrılınca daha özgür olacaklarını düşünerek sevinmişler. Mustafa 'ah bir de maddi özgürlük olsa' diye anlatıyor. İstanbul memleketim oldu Birinci sınıfta olanlar biraz daha düşük sesle konuşuyorlar. Bu güzel ayda özlemleri biraz daha artmış. 'Ama burada iftar ve sahuru birlikte yapıyoruz, ramazanı hissediyoruz, çok iyi oluyor' diyorlar. Onlardan biri de Oğuz Karahan. Siyasal Bilgiler'de okuyor. 'Biraz hasta oldum, annem ikide bir arıyor, biz burada aile ortamındayız, onların durumu daha zor. Ben tek çocuktum yalnız kaldılar' Şahmerdan Hıdırov da Türkmenistan'dan gelmiş. Yıldız Teknik Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Fransızca bölümünde okuyor. 'Memleketten arkadaş Bahtiyar kalıydı burada o söyledi' diye başlıyor anlatmaya. Ülkesinden ayrıldığında 17 yaşındaymış Şahmerdan. O günü anlatıyor, heyecanı sesine yansıyarak. 'Uçak bir geldi kocaman bir şey. İçine bir bindik kayboldum koltuklarda, o zaman daha küçük idim. Orası çok sıcak. Burada uçaktan ilk inince nemi hissettim, alışamadım. Özlem duygusu geldiğim zamanlarda vardı. Ondan sonra dersler, burası derken alıştım. Şimdi İstanbul sanki kendi memleketim gibi. Üç yıl aradan sonra bu yaz gittim evime... Annem görür görmez sarıldı ağlamaya başladı. Önce bende bir şey yoktu, ama onu öyle görünce!.. Yakıcı bir hava vardı gittiğimde, alışamadım önce. Sonra alışınca da buraya gelmek istemedim..." Vaktinin çoğunu yurtta geçiriyor Şahmerdan. Hafta sonları doğum günü falan olursa Türkmenistan'dan arkadaşlarıyla toplanıyorlarmış. Geleceğe dair plan yapmamış ama ülkesine dönmek istiyor. Erşan evden 7 yıldır uzak Türkmenistan'dan gelen bir başka öğrenciyle sürüyor sohbet. Önce adını söylüyor. 'Hüsnüdin. Hüsnü aynı buradaki gibi sonuna 'din' eklemişler. Şahmerdan'la aynı ilçeden sayılırız. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliğindeyim. Türkiye'de üçüncü senem. Türkiye'ye gelişim tesadüf diyebilirim. Eskiden SSCB vardı ve ben Moskova'da okumak istiyordum' Türkiye'ye gelmeden hakkımızda ne biliyorlardı acaba? Neye şaşırdı burada? 'SSCB zamanında yanlış bilgilendirme vardı. Tam bilgilendirme yoktu, biz de o bakış açılarından gördük Türkiye'yi.. Ben Rus lisesinden mezunum. Biz hep o bakış açısıyla büyüdük. Ailem de komünist sistemde, daha da katı bilgilendirilmişti' Annem 30 sayfa mektup yazıyor Şimdi değişti mi bu bakış, sen anlatınca nasıl karşılıyor ailen Hüsnüdin? 'Ben daha hiç gitmedim. O tepkiyi heyecanla bekliyorum' 3 senedir ülkesine, ailesine gidememiş, annesini babasını görememiş Hüsnüdin. 'Annem bağırıp çağırıyor telefonda 'gel' diye. Yazın gidecektim yaz okuluna kaldım. Mektup yazıyoruz birbirimize. Annem bana 20-30 sayfalık mektup yazıyor. Arkadaşlarımla oturup okuyoruz, inanmıyorlar. Evde, akrabalarda neler oldu, kim evlendi, kim ne yaptı her şeyi yazıyor.' Her dönem memlekete giden arkadaşları getiriyormuş mektupları. Acaba sen neler yazıyorsun annene? 'Ben daha bir kere yazdım. Onda da iki sayfa zor yazdım. Bizim o tarafa daha internet gelmemiş o yüzden haberleşmek zor' Hüsnüdin konuşurken pek cömert değil aslında. Onun ilk defa bu kadar çok konuştuğunu söylüyorlar. 'Özlem' deyince yine suskunluğuna bürünüyor. Hüsnüdin'in bir an önce gidip annesini kucaklamasını dilerken, 'ya şimdi annesi ne yapar?' düşüncesindeyken az sonra daha uzun bir hasretlik hikayesi dinleyeceğimi bilmiyorum. Ahıskalı bir genç Adı Erşan. Soyadı Mamadov. (biri Mehmedova, biri Mamadov, diğeri Mehmet) 3 yıldır İhlas Vakfı Öğrenci Yurdu'nda kalıyor. Onun hikayesi biraz daha farklı. 7 senedir ülkesine gitmemiş, ailesini görememiş.. Azerbaycan'daki Ahıska Türklerinden. Hani dünyanın dört bir tarafında durumlarının bir an önce açıklığa kavuşmasını bekleyenlerden biri Erşan. Amcasıyla birlikte gelmiş, yengesinin pasaportuyla. Amcası ve yengesi Türk vatandaşlığına geçmiş, şimdi Bursa'da yaşıyorlar. Erşan ise pasaportu olmadığı için yurt dışına çıkamıyor. 'Azerbaycan'da da kaydım yok, 15 yaşında geldiğim için. Orada 18 yaşında yapılıyor. Burada oturma iznimi bayağı zorlukla uzattık. Oradan çıkarken zor olacağını biliyordum ama bu kadar beklemiyordum. Bundan sonra ne olacak bilemiyorum. Şimdilik okuluma devam ediyorum.' 7 senedir ailesini göremeyen Erşan'ın kendisinden küçük iki erkek kardeşi var. 'Şimdi onlar kocaman olmuştur' deyince 'Yani.. Benden birer yaş küçükler' deyip kalıyor. O böyle kalınca bir kağıt parçasının kaç hayatı ortasından böldüğünü, kaç sevgiyi yarıda bıraktığını düşünüyor insan. Daha güzel bir hayat, daha iyi şartlar, daha iyi bir gelecek için her şey. 29 senelik hizmet İhlas Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Av. Mehmet Okyay yurdun amacını şöyle özetliyor "Türk Cumhuriyetleriyle anlaşmalarımız var. 10 sene önce buralardan gelen öğrenci sayısı çok fazlaydı ama şimdi azaldı. Öğrencinin kaydı devam ediyor mu, hangi okulda okuyor araştırıyoruz. Yurtlarımızda Türk Cumhuriyetlerinden gelen öğrenciler için ayırdığımız kontenjanımıza yerleştiriyoruz. Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Özbekistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan, Polonya'dan bile gelen öğrencilerimiz var. Ülkemizden de çoğunlukla memur çocukları, orta gelir düzeyindeki ailelerin çocukları var daha çok. Biz ailelerin verebileceği sembolik paralarla bu işi götürmeye çalışıyoruz. 150-180 milyon arası bir fiyat belirledik aylık. Buna kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri de dahil. Yurt müdürlerimiz yaptıkları mülakat sonucunda ailenin maddi durumuna göre ücret almamaya yetkililer. Sadece yurtlarımızda kalan çocuklarımız değil, onların arkadaşları da ramazan boyunca gelip burada iftarlarını yapabiliyorlar. Türk Cumhuriyetlerinden gelen öğrencilerimiz bütün yurtlarımızda otomatik davetliler her zaman, ramazan haricinde de gelebilirler. İstanbul'daki yurtlarda da, Anadolu'daki yurtlarımızda da ramazanda hayırsever insanlar 'bu akşam iftar bizim' diyor. Biz bütün hayırsever insanlarımızı iftar vermeye, kurban vekaleti vermeye davet ediyoruz. Daha çok gencimize hizmet götürebilmemiz için hayırseverlerimizin desteğine ihtiyacımız var." Herkes güven duyuyor 'En büyük yatırım insana yapılan yatırımdır' ilkesiyle 1975'te yola çıkan İhlas Vakfı ülke genelindeki yurtlarıyla öğrencilere rahat bir ortam sağlıyor. Öğrenciler bu yurtlarda sadece barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, psikolojik danışmanlık rehberlik konularında uzmanlarca destekleniyorlar. Ayrıca alanlarında kariyer yapmış isimler periyodik olarak öğrencilerle bilgilerini paylaşıyor, eğitim veriyor. İş hayatına hazırlama seminerleri ve staj imkanı da İhlas Vakfı Öğrenci Yurdu'nda kalanlar için bir avantaj oluşturuyor. Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Okyay, şöyle diyor: 'İnsanlar bize güven duydukları için çocuklarının burada kalmasını istiyor. Akşam kışın saat yedide, yazın sekizde çocuklar burada olur. Rahat çalışma ortamında derslerini çalışır ve dört senede mezun olur' İçiniz rahat olsun Türkmenistan'dan Hüsnüdin, Azerbaycan'dan Erşan, Afyon'dan Mustafa, Malatya'dan Cumali, Özbekistan'dan bir başkası. Dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler yurdun dört bir yanından gelenlerle burada buluşmuş. Kiminin gözü biraz daha çekik, kiminin teni biraz daha koyu. Hepsi pırıl pırıl gözleriyle yollarını çizmek için çabalıyor.. Gençliğe, delikanlılığa toz kondurmamak için olsa gerek özlemin lafını etmiyorlar. Suskun kalıyorlar en çok. Şüphesiz şimdi çok uzaklardan onlara dua yollayan anne-babalar, gün sayıyor. Şu güzel günlerde iftara oturduklarında bir tabak boş kalıyor belki. Ama içiniz rahat olsun. Çocuklarınız kendilerine sağlanan çalışma ortamlarında rahatça eğitimlerini sürdürüyor. İhlas Vakfı Öğrenci Yurdu'nda birbirlerinden ve yöneticilerinden güç alarak yollarında ilerliyorlar. Şu elinizi yakan pide vardı ya, onu bu gençlerle paylaşmaya ne dersiniz?...