Robin Hood olacaktı kişisel gelişim uzmanı oldu

A -
A +

İstanbul'da doğar Mümin Sekman. Daha 1,5 yaşındayken babasını kaybeder. Ve herşeylerini toplayıp Malatya'ya giderler. "Bende baba kavramı hiç yok. Bir iguana lafı ile baba aynı şey benim için" derken, kişisel gelişimle ilgili ilk niyetin daha altı yaşındayken kafasında oluştuğunu söylüyor. Bütün hayatını "başarılı olmak" için planlayan ve bunun yollarını diğer insanlara da öğreten Sekman'a önce bu yola nasıl çıktığını sorduk. "-Sıkı bir çalışmayla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandım. Modern bir Robin Hood olma hayaliyle hukukçu olmuştum. Güya zenginden alıp fakire verecektim. Fakat öğrenciyken hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukukunun egemen olduğunu anladım ve yeni bir arayışa yöneldim. Üniversitede okurken yoksul ama zeki kimseler için ne yapabilirim diye bir saplantım vardı. Kafamda herşeyi somutlaştıran bir gazetede yer alan 'düşün, konuş, dinle' okuluyla ilgili röportajdı. Nüvit Osmay'a ulaştım. İlk başta organizatör olarak başladım, hızlı okuma kursları düzenledim..." ¥ Kişisel gelişim alanındaki ismler hep farklı dallarda eğitim görmüş. Nüvit Osmay yurtdışında bir eğitim programına katılmış ama sizin böyle bir belgeniz falan yok. Herkes 'ben bu konuda uzmanım' diye çıkabilir mi?... Bu bir suiistimale yol açmaz mı?... "-Bu iş yetkiyle değil yeterlilikle yapılır. Bir adı da yoktu ben koydum 'kişisel gelişim uzmanı' diye. Bunun okulu yok ki diploma alasın. Amerika'da bu alanda çalışanların çoğu rahipler. Bu yeterliliği onaylayacak olan toplumdur. İşte biri çıktı 'ben dünyanın en akıllı adamıyım' dedi. Şovunu yaptı ve şimdi kayboldu..." ğ Ben başarı düşünürüyüm ¥ Peki kişisel gelişim uzmanları kendilerini nasıl geliştiriyor?... "-Yüzde ellisi yurtdışındaki uzmanların verdiği eğitimlere katılıyor ve oradaki bilgileri aktaryor. NLP'cilerin tamamı mesela. Kendileri zihinlerinde bir şey üretmez, alır aktarırlar. Mesleğin üçüncü liginde olanlar, kitapları okur ve aktarır. Ben kendimi başarı düşünürü olarak tanımlıyorum. İnsanları sıfırdan zirveye götüren, ya da zirveden sıfıra düşüren, başarılı, başarısız yapan nedir?... 70 milyon içinde benim en iyi bildiğim şey nedir diye sorarım kendime. Türkiye şartları içinde başarılı olabilmek için ne yapmak lazım bunu bilen üç kişiden biri olduğuma inanıyorum. Ben bir başarı düşünürüyüm..." ğ Sosyal hayatın da ligleri var ¥ Peki Türkiye için, halkımız için başarı nedire gelirsek. Popülerlikle başarı karıştırılıyor galiba. "-Başarıyı iç referanslı ve dış referanslı diye iki şekilde düşünmek lazım. İç referanslı başarının onayını insan kendi içinde verir. Ulaşmak istediği hedeflere göre. Dış başarı ise çevrenin kriterlerine göre başarılı olmak demektir. İç başarı subjektif, dış başarı objektiftir. Başarının ölçekleri var. Sosyal hayatın da futbol gibi, birinci, ikinci, üçüncü ligi var..." ¥ Toplum olarak bizim başarı kriterlerimiz neler?... "-Türk insanı başarılı olmuşsa bunu dış başarı kriterlerine göre değerlendiriyor, üstünlüklerini sergileyen noktalara odaklanıyor. Başarısız olmuşsa iç başarı kriterlerine göre hareket ediyor. Param olmasa da gönlüm zengin gibi. İnsanın başarısını iç ve dış faktörler etkiler. Başarılı olanlar başarılarını iç faktörlere, başarısız olanlar da dış faktörlere bağlarlar hep ülkemizde..." ğ Bir başar, beş yararlan ¥ Bir işi 70 milyon içinde en iyi yapmaktan söz ettiniz. Birkaç işi yapıp, iyi olmasa da iyi yapıyormuş gibi görünenler de var. "-Türkiye'de 1980'den sonra yeni bir başarı trendi gelişti. 'Bir başar, beş yararlan'... Bir konuda başarılı oluyorsunuz ve onun etinden, sütünden, tüyünden yararlanmanız gerekiyor. Buna tahvil yöntemi diyoruz. Bu şirketler için de geçerli. Bir alanda başarılı olduktan sonra diğer sahalara da kayıyorlar. Hülya Avşar mesela. Sinemadaki başarısını diğer alanlara taşıyor. Şöhrete sahip, bunu paraya çevirmek için başka araçlara ihtiyacı var. Sesi kötü, yeteneği yok ama, kaset yapıyor. Cem Uzan servet, şöhret sahibi ama bunu kudrete dönüştürmek için uğraşıyor. Kudreti servete dönüştürmek isteyenler de yolsuzluk yapıyor. Hülya Avşar'ın bilgi ayağı eksik mesela, bunu biliyor ve hep gazetecilere, yazarlara yükleniyor. Ya da İbrahim Tatlıses, şöhret, servet ve kudretin birinci liginde ama hikmetin üçüncü liginde. Beş yıldızlı otelde mangal yapıyor. Kariyerin sağlam olması için masanın dört ayağının da sağlam olması aynı uzunlukta olması gerekiyor. Hikmet karşısında herkes durmak zorunda. Ne kadar ünlü, güçlü, zengin olduğunuz önemli değil..." ğ Kendini geliştirme ¥ Seminerlerde nasıl bir program izleniyor. Hepsinden sonuç aldığınızı söyleyebilir misiniz?... "-Seminerleri bilinçlendirme, geliştirme diye ikiye ayırabiliriz. Bilinçlendirme semineri insanlarda kendini geliştirme, 'ben başarılı olmayı öğrenebilirim' inancı oluşuyor. Geliştirme semineri ise 'nasıl yapabilirim'i anlatıyor. Ben önce 'kimler başarılı olmak istiyor' diye soruyorum. 100 kişi içinde 1-2 kişi el kaldırmıyor. İkinci soru, 'sizce Türkiye'de başarılı, mutlu ve yaşadığı hayattan memnun olanların oranı ne' diye sorarım. Ve yüzde 1-3 arasında cevabı gelir. Motivasyondan daha çok provokasyonu kullanıyorum. Buna reaktif motivasyon deniyor. Her başarılı Türk'ün arkasında değer verdiği birinden duyduğu 'sen başaramazsın' sözü vardır. Aşağılandıkça yükseliyor..." ¥ Peki bu konuyla ilgilenenler için bir fikir oluşturması açısından soruyorum. Bir insan ne kadarlık bir bütçeyle kendini geliştirebilir?... "-Ben daha çok kurumlara yönelik çalışıyorum. Bireysel katılımcılar arasından seçtiklerimizle önce yirmi kişilik gruplar oluşturuyoruz. Tam donanım sağlamak için özel bir gurup sağladık seçerek, üniversite sınavında derceye girenler de var, uluslar arası bir şirkette CEO olarak çalışan da. Altı ay boyunca haftada bir gün çalışıyoruz. Günde 40 milyon civarında. Ama bunlar sübvanse edilmiş rakamlar, şirket bazında benim ücretim yüksek..." ¥ Biraz da yayıncılık konusundan söz edelim. Yeni projelerle yeni isimler sunuyorsunuz okurlara. "-Toplumda ihtiyaç duyulan konseptleri görüyorum ve onu dolduracak kişileri buluyorum. Bir yıllığına yurtdışına gideceğim döndüğümde genç yetenekleri keşfeden ve onları belli yerlere getirmeyi hedefleyen bir 'yetenek yönetimi merkezi' açacağım. Şu anda düşündüğüm ikinci proje temmuzda hayata geçiyor. Türkiye'de kadın haklarının savunucusu Duygu Asena ve arkasından da yüzlercesi geliyor. Hıncal Uluç erkek hakları savunuculuğunu başlatmıştı ama yalnız kaldı. Bu konuda bir kitap hazırlıyoruz. Tabii ki kadına yönelik şiddete karşıyım ama iyi eğitimli, modern bir yaşam tarzı seçmiş, ekonomik bağımsızlığı olan, kariyerist kadınların canına okuduğu erkekleri yazacağız..." ¥ Kimmiş onlar?... "-Bizler. Şöyle düşünün nitelikli erkekler neden evlenmiyor?..." ¥ Bencilliklerinden ya da cesaretsizlikten herhalde. Siz söyleyin neden evlenmediğinizi?... "-Bu sorunun cevabını Sinan Akyüz 'Etekteki Sırlar' adlı kitabında verecek. Ben şuna inanıyorum kadınlar erkelerle eşit olmaktan çok onlara egemen olmak istiyor..." ¥ Kitap erkek haklarını savunacak diyorsunuz ama kitap çıktıktan sonra sizi kim savunur bilmiyorum?... "-Benim böyle bir savunucuya kişisel olarak ihtiyacım yok ama, erkeklerin var diye düşünüyorum. Ben bir konuda boşluğu görüp ona uygun konsepti hazırlarım, ben yayıncıyım..." ¥ Ticari bir bakış o zaman. "-Yok... Öyle dememem lazım..." -Bu konu başlı başına uzun bir tartışmayı getirebileceği için şimdilik kapatıp temmuzu beklemekte fayda var sanırım... œ "-Kariyerinizde başarılı olmak istiyorsanız duygularınızı dondurmak zorundasınız. 'Mutluyum' demiyorum. Mutlulukla başarılı olmak arasında tercih yaparsam 'başarılı olmayı' seçerim. Hem mutlu hem de başarılı olmayı isterseniz iki ayağınıza da pranga takarsınız. Ben ilişki odaklı değil, iş odaklı insanlardanım. Ne pahasına olursa olsun, mutsuzluğa rağmen başarı için çalışıyorum. Hayal ettiğimi gerçekleştirdim, onun üstüne çıkmaya uğraşıyorum. Ruhumun derinliklerinde büyük şeyler başarma kodu var..." ğ "-Şu dakika itibariyle skor tabelamda; bu işte on, kitap yazmada altı yıllık bir kariyer var. Seminer verdiğim insanların sayısı 40 bini, kitaplarımı okuyanların sayısı 64 bini geçti... Türkiye'nin kendi alanında büyükleri olan Ziraat Bankası, Exper, Remax, Koç Allianz gibi... firmalarda seminerler verdim. Ve hâlâ otuz yaşımı geçmedim..." ğ "-Beynimizin nasıl çalıştığını bilmeden kullanıyoruz, ben beynime bunu öğrettim. Öğretmezsen içgüdüsel bilgilere göre çalışır.Kadınlar bu konuda daha avantajlı. Bayanların kendilerine dönük dikkatleri daha yoğun olduğu için daha rahat değişebiliyorlar. Geçim makinesi olarak çalışan erkeklerin dikkatleri dışarı dönük ve değişimde sorunları var..." Mümin Sekman'dan başarı konusunda öneriler: ¥ Umutlarınızı yüksek, sabit giderlerinizi düşük tutun. ¥ Her alanda birşeyler bilin ama bir alanda herşeyi bilin. ¥ Öfkeliyken söz söylemeyin, sevinçliyken söz vermeyin. ¥ Amerikalı gibi düşünün, Japon gibi planlayın, Türk gibi başlayın, Almanlar gibi sürdürün, İngilizler gibi bitirin. ¥ Bir işi 70 milyondan daha iyi bilin ve yapın. ¥ Ya çok sayıda insanın yaptığı bir işi hiç kimsenin yapamadığı kadar iyi yapın, ya da çok az sayıda insanın akıl edebildiği işleri bulup yapın. ¥ En büyük ve en zekice başarı, nasıl başarılı olabileceğini öğrenmektir. ¥ Başarılı olmak için 'saydım, olsaydım' mantığıyla değil, 'rağmen' düşüncesiyle hareket edin! Eksiklerimiz ¥ Başarısızlığının nedenlerini kendi dışında arama eğilimleri. ¥ Performansın sonuçlarla değil, faaliyetlerle ölçülmesi. ¥ Sorumluluk alma yerine suçlamak. ¥ Ölçülebilir kriterler koymak yerine kanaatlerle yargılamak. ¥ "Göç yolda düzelir" mantığıyla işe plansız başlamak. Şöhret, servet, hikmet, kudret... œ"-Ben başarıyı dört ayaklı bir masaya benzetirim. Bir ayağı şöhret, diğer ayağı servet, diğeri kudret ve öbürü de hikmet. Yani bilgi, para, güç ve ün. Bazı insanlar 'başarılı olmak istiyorum ama ünlü olmak istemiyorum' der. Bu çok saçma ve imkansız. Bu dört kriterin de ligleri var. Bunlara bakarak kişilerin belli oranlarda başarılarını ölçme şansı var. Mesela milyon dolardan fazla paranız varsa servetin birinci ligindesiniz, yüzbin doları geçmişseniz ikinci, daha aşağıdaki bir miktarla da üçüncü ligde. Cüneyt Arkın gibi sokakta herkes tanıyorsa şöhretin birinci ligi, benim gibi 800 bin-bir milyon biliyorsa ikinci, sizin tanıdıklarınızla sizi tanıyanların sayısı eşitse üçüncü ligdesiniz gibi.. Bir de evrensel lig var. Hülya Avşar birinci ligde ama Tarkan evrensel ligde. Sertab Erener de evrensel lige yükseldi. Bir de ligsizler var, öğrenciler mesela.. Bir şeyi başarmanız yetmiyor, onu hangi ölçüde başardığınız önemli..." ğ "-İnsanı başarıya götürenin pozitif dengesizlik olduğunu düşünüyorum. İş hayatıyla aile hayatı, iç dünyasıyla, dış dünyası, manevi değerleriyle maddi değerleri arasında denge gözetmiş kişiler orta sınıf oluyor. En üste çıkanlarla en dibe vuranlar genellikle dengesiz, agresif olanlar. Ama ilişkiye dönük değil, işe dönük agresiflik olmalı..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.