Abdullah Öcalan Kenya'dan Türkiye'ye getirildiği gün canlı yayında konuşmuştum Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba ile. Oğlu Namık Ayhan'ı Van Başkale'de şehit veren Akbaba "Artık yavrularımızın huzuruna rahat gideceğiz" demişti. Ve bugün Türkiye'nin zorlu Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde şartlardan biri haline gelen "İdamın kaldırılması" kararı en çok onları düşündürüyor. "Bizim çocuklarımız vatan için canlarını feda etti, biz de üstümüze düşen her şeyi yapmaya hazırız" derken Öcalan'ın bir gün salıverilmesini sağlayabilecek bütün kapıların kapatılması garantisini istiyorlar. Hiçbir siyasi lidere güvenimiz yok, çoğunu samimi bulmuyorum. Bizi neden kabul etmiyor bu liderler anlamıyoruz? Biz suçlumuyuz?, Türkiye'ye ihanet eden miyiz?, bizi alın karşınıza konuşun. Şehit anasını kapıda bırakan, bana cevap vermeye yüzü olmayan bir lider Türkiye'ye ne söyleyecek? Bana vatandan, şehitten bahseden insanların, siyasilerin hepsine inandım. Ama zamanla çok maskeli, oy peşinde insanlar olduğunu gördüm. Bana deseler ki gel milletvekili ol istemem. Oraya gidenlerin çoğu değişiyor, sözünün unutuyor çünkü. Ben bu doğallığımı kaybetmekten korkarım. Bir milyon imza "Bir milyon imza topladık bize destek verenlerden. İki ay boyunca simitlerle çırpına çırpına topladık o imzaları. 5 Haziran'da Meclis Başkanı'na götürecektik sabah dokuzda. Çok zor randevu aldık. Basına da haber verdik, çarşaf çarşaf o listeleri gösterecektik. Gittik, 'Onikide görüşeceksiniz' dediler. 1,5 saat konuştuk Meclis Başkanı'yla. Babasını bir yaşındayken kaybeden şimdi ilkokul dördüncü sınıfa giden bir şehit çocuğumuz vardı yanımızda. Meclis Başkanı ona 'ne konuşacaksın' diye sordu. 'Babamın katilini affetmiyorum. Bana babanın katilini ne yaparsın diye sorsalar asarım derim, yine sorsalar yine asarım derim' diye cevap verdi. Başkan duygulandı ağladı. Bir dilekçeyle verdiğimiz 1 milyon imza alındı bir dosyanın içine kondu, basına hiç yansımadı. Meclise ziyarete gitmişiz dendi. Bahçeli Çin Seddi'nde konuştu diye teşekkür etmeye mi gittim? Ben milletin desteğini göstermeye gittim oraya. O imzalar Türkiye'nin sesiydi saygı duymalıydılar, ama örtbas ettiler..." Mudanya'ya hayırlı gidiş İmralı'da Öcalan davası görüldüğü günlerde şehit aileleri de Mudanya'yı mesken tutmuştu. Gündüzlerini bir çay bahçesinde geçiren aileler, geceleri Mudanya halkının onlara açtığı evlerinde kalıyordu. İşte o günlerde nice dostluklar da gelişti. Ve bu misafirlik Akbaba ailesi için hayırlı bir işe de vesile oldu. "Mudanya'ya gide gele oradan şehidin küçüğüne kız aldık. '40 yılda bir bu cani işe yaradı' dedim. Orada bizi evlerinde misafir eden Gönül bey ve eşi Fatma hanım vardı. Çok iyi insanlar. Onlar beni çocuklarının kirveliğine layık görmüşler. Şehit analarıyla, gazilerimizle ve çocuklarımla gittik. Fatma hanımın ablasının kızı varmış. O ortamda böyle şeyler gelmiyor akla ama. Orhan sordu kim bu diye? Sonra kızkardeşine söylemiş, annem isterse herhalde verirler diye. Gittik istedik kırmadılar. Oradaki jandarma komutanımız da yüzükleri taktı..." Yarama bayrağımı basarım "Basındaki bazı kişiler bize tavsiyelerde bulunuyorlar. Neden, yetmiyor mu benim çektiğim kahır, benim çektiğim evlat acısı? Sanki şehit analarının evet ya da hayırıyla Avrupa Birliği'ne girilecek. Bize kimse böyle tavsiyelerde bulunamaz. Avrupalılar'ın verdiği silahlarla bizim çocuklarımız tarandı. O mayınlarla bacaklarını, gözlerini kaybetti gazilerimiz. Biz Avrupa'ya karşı değiliz. Türkiye Cumhuriyeti adı altında girelim istiyoruz. Hortumcuların işine yaramasın da herkes yararlansın. Terörü destekleyen iki yüzlü Avrupa şartlar koyuyor, yenilir yutulur cinsten değil. PKK isim değiştirdikten sonra terör örgütü listesine alındı. KADEK'i de alsalar ya. Ben Avrupa Birliği'ne alınacağımıza inanmıyorum. Avrupa Türkiye'yi köşeye sıkıştırdı şantaj yapıyor. Bugün idam yarın başka şeyler isteyecekler..." Oğlumun diş fırçasını hala saklıyorum "Benim çocuğum askeri okulu yeni bitirmişti. 21 yaşındaydı. Bir gün telefon etti 'Anne sana 20 milyon çıkardım onu al" diye. Ertesi gün ben onun gönderdiği parayı almaya uğraştığım sırada oğlum şehit düşmüş haberim yok. Bir gün sonra öğrendim. 9 yıl oldu... O takvim yapraklarını, diş fırçasını herşeyini saklıyorum... Nişanlısı 5 yıl gelip gitti şehitliğe. Ben ondan kopmak zorunda kaldım. Genç kız, yuvasını kurmak zorundaydı anlıyorum. Onun adını büyük oğlumun kızına verdik şimdi beş yaşında. Telefonumun ekranında Namık'ın adı yazıyor. Ben hep oğlumla gurur duyuyorum, dualarım o da benimle gurur duysun diye. Bazı anneler çocuklarını hiç rüyalarında göremediklerini söylüyorlar. Ben çok şanslıyım. Çok sık görüyorum rüyamda. Bana sarılması, beni öpmesi... Şükrediyorum Allah'a.. Onu rüyamda gördükçe daha çok çalışıyorum. Bizim çocuklarımız vatan için şehit oldu, biz de onlara layık olmak için çalışıyoruz..." Karara saygı duyarız "Dosyanın meclise indirilmesini istiyoruz. Bana başbakan altı ay sonra meclise ineceğini söylemişti, bekletilmekle anayasa suçu işleniyor. Mecliste elleri havada görmek istiyoruz. Karar 'evet' ya da 'hayır'... O zaman biz deriz ki madem ki bu milletvekillerini biz seçtik, vekil tayin ettik. Madem ki egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biz de vekalet verdiğimiz 550 milletvekilinin kararına saygılıyız. Bizi karşılarına alıp bakın bu Türkiye'nin çıkarına deseler. Biz bu ülke için evlatlarımızı kaybedip 'vatan sağolsun' diyorsak bu yapılmalı. Avrupa'ya girişimizde tek engel buysa asılmasın. Anayasaya hangi iktidar, kim gelirse gelsin aftan yararlanmayacağı maddesinin eklenmesi ve ömür boyu hapiste tutulacağı sözünün verilmesi şartıyla biz Öcalan'ın asılmasına karşıyız. Bizim çocuklarımız iki metre mermer altında yatıyor, onlara kurşun sıkan cani bir adada yaşıyor. Adayı onun için boşalttılar, oradaki bütün gelir kaynaklarından da vazgeçildi, niye? Göndersinler Yassıada'ya en ağır şekilde çeksin cezasını..."