Doğum yeri Giresun Tirebolu. Dört çocuğu var. Ortaokul mezunu. İstanbul'da yaşıyor. Eşiyle birlikte fuarcılık şirketleri var. Üç yıldır da Edirne'de "Kırkpınar Sanayi ve Ticaret Fuarı" organizasyonunu yapıyorlar. İşte özetle birkaç günde hemen herkesin tanıdığı "Kırkpınarın ilk kadın ağası"... -Birkaç gündür 'Hanım ağa, kadın ağa' diye gündemdesiniz.. Nereden çıktı bu ağalık işi? "-Kırkpınar Güreşleri'nin yapıldığı meydanın girişinde yer alıyor fuar alanı. Biz üç yıldır yaptığımız organizasyon boyunca Kırkpınar'la iç içe olduk. Hazırlık aşamasını, güreşleri, her adımı gördük. İlk kez bu sene güreşlerin başladığı Cuma günü öğleden sonra 'hayırlı olsun' diye açılışa katıldım. Saygı duruşu, istiklal marşı, mehter, güreşçilerin selamlaması, cazgırın söyledikleri hepsi çok güzeldi. Orada çok duygulandım, etkilendim. O anda gözümün önünden her şey geçti. Osmanlı tarihi, Türkiye'nin şimdiki durumu.. Ben buraya nasıl katkıda bulunabilirim diye düşündüm. İşimle de örtüşüyordu. Eşimle konuştum, olumlu karşıladı. Sonra kardeşlerim fuara ziyarete gelmişti onlarla görüştüm, ailemin hepsi desteklediler..." "Ağa sponsor demek" -Katkıda bulunmak istediğinizi söylediniz. Eşinizle birlikte aynı işi yapıyorsunuz. O da oradaydı, neden o aday olmadı da siz oldunuz? "-O duyguları ben yaşadım orada. Ben bunu çok istedim. Açıkçası bizim aramızda da sen ben yoktur. Bir de erkek yapar, kadın yapamaz diye bir tarifi yok bunun zaten. Ağanın aklının başında olması bir işi çekip çevirebilmesi yeterli. Ben 'kadın ağa olmaz' tartışmasına, polemiklere girmek istemiyorum. 'Çıksın güreşsinler bari' dedi biri, ağanın öyle bir misyonu yok ki..." -Çocuklarınızın yaklaşımı nasıldı? "-Sürpriz oldu onlara. 14 yaşında ikizlerim, 17 yaşında oğlum, 19 yaşında da kızım var. Onlar o gün ziyarete geleceklerdi. Tam ihale sırasında gelmişler. Bir baktım kızım kamerayla bizi çekiyor. Şimdi televizyonda gördüklerinde heyecanlandıklarını söylüyorlar..." -İhaleyi 85 milyar vererek aldınız. Ama organizasyon için bu yılki ağa Sait Yavuz bundan çok daha fazla harcama yapmış. Buna hazır mısınız? "-Henüz program yapmadık. Önce eski ağalarımızla, güreşçilerimizle, valimiz ve belediye başkanımızla nasıl etkin bir çalışma yapabiliriz bunu konuşacağız. Burada bizim hanım ağa olmamız bir şeyi değiştirmiyor. Geçmişe dayanan bir tecrübe, gelenek var. İnsanları nasıl çekebiliriz, neler yaparız onu düşüneceğiz. Bu işin muhakkak bir gideri var bunu biliyoruz. Ağalığın bugünkü karşılığı sponsorluk zaten. Ama program belli olmadan bir şey söyleyemeyiz..." Kırkpınar'a kadın eli değdi Van Gogh'u oldum olası severim. Ama Edirne'ye adeta ayçiçeklerinin içinden yüzerek yaptığımız yolculukta daha çok sevdim. Neden o kadar çok sarı süslemiş tuvallerini daha iyi anladım... ...Ve 'Hayatın rengi' dedikleri sarıya daha bir ısındı içim. İyi ki Zübeyde Hanım 'Kırkpınar ağası' oldu dedim içimden. Yoksa bu yoğunluk içinde Edirne'ye yolculuk gelmezdi aklıma. Ayçiçeklerinin güneş ışığını yansıtan mutlu yüzlerini görünce, arabanın içini kavuran sıcak hava da daha az rahatsız etti sanki. Ülkemin bir ucundan öbür ucuna, aynı anda yüzünü dönen milyonlarca günebakanın arsından yüzerek girdik tarihi şehre. Nice anıyı barındıran, uzun yılların onurunu hakkıyla taşıyan Edirne'de 641 yıldır yaşatılan gelenekti bizi buraya çeken. Pek çok basın mensubu gibi biz de bu uzun sürede bir ilk olan Zübeyde Kavran'la konuşmaya gitmiştik. Tipik bir Karadeniz kadını 'Hanım ağa'... Kararlı, çalışkan ve açık sözlü, biraz da inatçı... İşte yoğun bir basın trafiği içerisinde bizim durağımızda konuşulanlar. "Kazanmamı istediler" -Sıkıldınız mı bu ilgiden? "-Hayır sıkılmadım. Sadece programlayamadığım için biraz telaşlanıyorum. Hakimiyetimde olsun isterim her şey..." -Kırmızı dipli mumla davetler yapacaksınız. "-Evet Ankara'ya gideceğiz. Yurt dışından da davetlerimiz olacak. Ama bu davetleri yaparken de çok iyi seçmek lazım. Boşu boşuna seyahatler, boşu boşuna zaman kaybı değil de gerçekten ilgisi olan insanları buraya çekmek lazım. Bu programlama için bir aya ihtiyacımız var. Ben şimdi 365 günü ikiyle çarpıyorum. Çünkü bu bir hizmet işidir, çok çalışmak lazım..." -Diğer ağalardan tebrik ya da tepki geldi mi? "-Ağalardan tebrikler var, kutluyorlar. CHP ve DYP kadın kolları başkanlarından kutlamalar geldi. Murat Karayalçın'dan Kemal Şahin'e kadar pek çok tebrik faksı aldık..." -O ihale anına dönsek. Oradakilerin ilk tepkisi neydi, biliyorlar mıydı ihaleye katılacağınız? "-Hayır çok şaşırdılar. Herkes ama Edirne'li herkes şöyle düşünmüş. 'Tamam şimdi oldu, Zübeyde hanım bu işi yapar.' Bu hoşumuza gitti. Açık artırmada aslında herkes bana bırakmak istedi ağalığı. 70 milyarı veren, 80 milyarı veremez miydi? Ama onlar da benim almamı istediler..." Zübeyde hanım ne giyecek? Güreşlere daha bir yıl var ama şimdiden kıyafet konuşulmaya başlandı bile... Öyle ya bugüne kadar ağaları başında serpuş, ucunda bez, ayağında potur, üzerinde cepken içinde mintan ve belinde ipek kuşağıyla görmüştü Kırkpınar. Ama onların hepsi erkekti. Peki ağa kadın olunca ne olacak? Bu konuda çok titiz davrandıklarını söylüyor çiçeği burnunda hanım ağa; "İlk olduğu için önemli, örnek olacak bir yerde. Sonuçta yıllardır süren bir gelenek, bir çizgi var, onun dışına çıkamayız. Ben müzedeki işlemeli elbiselere bayıldım. Benimki de bindallı olacak tabii. Basında kıyafet için ünlü modacılar Yıldırım Mayruk, Cengiz Abazoğlu ve Cemil İpekçi ile görüşüldüğü yazılıyor. Bu doğru değil ama onların hazırlayabileceklerini düşündük..." Tam bu konu konuşulurken Kırkpınar Kültürü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ferihan Altınordu'dan telefon geliyor; "-Biz ağamızı kıyafetsiz bırakmayız. Size biri yazlık biri kışlık, iki kıyafet bulduk. Sahibi yazlıkta, gidip alacağız, sizin için sandıktan çıkaracak elbiseleri" diye. Sorulara, röportajlara iyiden iyiye alışmış Zübeyde Kavran. "-Ters sorular olsa da ben üstesinden gelebilirim her şeyin. Polemik oluşturmanın gereği yok. Burada amaç hizmet etmek. Fuar çalışmaları sırasında haftada bir-iki kez Edirne'ye gidip geliyordum. Haftanın dört gününü burada geçirdiğim oluyordu. Bir aydır evime gitmiyorum. Fuar döneminde böyle oluyor. Şimdi burada bir ev oluşturmaya başlıyoruz. Çocuklarımın çok göz önünde olmasını istemiyorum. Ben çalışan, çok sık seyahat eden bir anneyim. Ben sürekli gündemde olacak biri değilim ki. Bu bir yıllık bir iş. Kırkpınar'da çocuklarım gelir izlerler... Bahçelievler'de Efes çayırı vardı. Babam hepimizi toplayıp oraya götürmüştü. Çok küçüktüm. Babamla erkek kardeşim güreşleri seyretmeye gitmişlerdi biz de suyun kenarında piknik yapmıştık. Babamı çok küçükken kaybettim ona dair hatırladığım birkaç şeyden biridir bu..." Önümüzdeki hafta derslere başlayacak Zübeyde Kavran. Kırkpınar'ın tarihçesi ve güreşin kurallarıyla ilgili. Necati Günefer ve Ahmet Yavuz da Zübeyde hanımın yoğun basın trafiği içerisinde Kırkpınar'da er meydanındaki yerlerini bırakmamışlardı. Hanım ağa konusundaki düşüncelerini sorduk. "-Biz çok memnunuz. Bir hanım ağa beklemiyorduk ama daha güzel, sempatik oldu. Özellikle hanımların güreşi seveceğine, hanım seyircilerin çoğalacağına inanıyoruz. Biz de bunu istiyoruz. Çünkü bu ata sporumuz. Önceden annelerimiz, hanımlarımız daha çok geliyordu, şimdi pek gelmiyorlar. Medyanın da ilgisinin artacağını düşünüyorum. Yağlı güreşe daha çok yer verilecek..." Bu arada söz döndü dolaştı "Kıspete el sokulur mu" tartışmasına geldi. "Kıspete el sokmazsak oyun yapamayız. Bunun tartışılması da yersiz" dedi güreşçiler özetle. İyi bir eş ve ev kadını "Ağanın yamağı olduk" diyor gülerek Mehmet Kavran. Zübeyde hanımın basınla ilişkilerini, randevularını hep o takip ediyor. Ve 21 yıldır evli olduklarını söyleyerek devam ediyor; "-Zübeyde hanımla 6 senedir birlikte çalışıyoruz. Günün 24 saati birlikteyiz. İşimiz gereği çok sık seyahat eden ama bunu zaman zaman keyfe dönüştürmeyi başaran bir aileyiz. Zübeyde hanım çok kuvvetli bir insan, çok asabi, çok sinirli... Bir o kadar da yumuşak. Ben de çok asabiyim. Ben sinirlendiğimde Zübeyde hanım uzak durur. İstediğini başaran iyi bir iş kadınıdır. Bir misyonu üstlendi inşallah başarılı olur ben bu konuda da yanındayım. Başarılı olması için Edirne' lilerle birlikte elimizden geleni yapacağız... İnsanın birdenbire hayatı değişiyor tabii. Sokakta yürürken çeviriyorlar, hanım ağa geldi diyorlar güzel şeyler bunlar..." Zübeyde Kavraz ise "İşim çoğaldı, biraz daha yoğunlaştım daha da yoğun olacağım o kadar" diye bakıyor konuya. Edirneliler şimdiden "hanım ağam" diye konuşmaya başlamışlar onunla. 20 Temmuz'da yayla şenliklerine davet edilmiş Giresun'a gidiyor. "Orada tanıyamazsınız onu, keşanlara, peştemallara sarınır, tam bir Karadeniz kadını olur" diyor eşi Mehmet bey. "-Tamam şimdi hanım ağa da, Zübeyde hanım evde nasıl? İyi bir ev hanımı mı? Yani kodespena mı? (Kara denizliler bir araya gelince yöreye has tabirler de girdi sohbete. Kodespena: Hamarat, becerikli, hesaplı ev kadını) "-Pişirdiği yenir, yıkadığı giyilir derler ya tam öyle. İyi bir iş ve ev kadınıdır. Kendisine kıyafet almakta zorlanır. Kıyafetlerini ben seçerim, kombine ederim..." diye anlatırken Zübeyde Kavraz giriyor söze: "-Alış veriş etmeyi sevmem. Öyle börek çörekli günler, oturmalar bana göre değil, hiç yapmadım. Zaten uzun yıllardır çalışıyorum hiç boş kaldığımı bilmem. Ailem kalabalık ben onları ziyarete ayırıyorum işten sonraki zamanımı..."