Sevgi onların hakkı...

A -
A +

Hafta içi Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) bir program vardı. Çocuklarla beraber güzel saatler geçirmemizi sağlayan. Bizi kendi dünyalarını daha iyi anlamaya, onlara, haklarına daha duyarlı olmaya davet eden. '20 kasım Dünya Çocuk Hakları Günü' dolayısıyla MEV Özel Basınköy İlköğretim Okulunun düzenlediği '10. Türkiye Çocuk Zirvesi' bahsettiğim... Kırmızı hırkalarıyla salonu gelincikler gibi süsleyen, ısıtan çocuklara baktım. Öğretmen ve velilerinin arasında 'haklarını' tartışan çocuklara. Konuşabilenlere...Onları dinleyecek yakınları, büyükleri olan şanslı yavrulara. Eğitim hakkını kullanabilen, ailesinin yanında 'güven'de olan, yaşadığı toplumda bir 'birey' olduğunu bilen, 'sevilen' çocuklara. Ben bu dramı TGRT'de her gün yaşıyorum! Bunları düşünürken gözümün önüne TGRT'de sunduğum programda yaşananlar geldi. Annesiz-babasız, yarınsız çocuklar... En büyük hakları olan 'sevgi ve şefkat görme' bile ellerinden alınan çocuklar. Kimi annesini, kimi babasını, kimi de hiçbirini bilmeyen çocuklar... TC sınırları içerisinde yaşayıp bir kimliği bile olmayan çocuklar... Küçücük yaşlarda ebeveynlerinin bırakmasıyla omuzlarına büyük sorumluluklar yüklenen yavrular. Ailelerinin 'acaba bakabilecek miyim, koruyup, iyi bir gelecek hazırlayabilecek miyim? diye düşünmeden dünyaya getirdiği çocuklar. Açlık, yoksulluk, eğitimsizlik, sosyal haklardan faydalanamama bir yana 'sevilmeye' aç çocuklar. Tutunacak bir etek bulabilmek için çırpınan, umut dolu olması gereken gözlerine 'korku' yerleşen... Diğer yanda da büyüklerin savaşlarının kurbanı olan çocuklar vardı. Bombaların yerle bir ettiği ev enkazlarında oyun oynamaya çalışan. Babasının başına dayanan silaha kocaman gözleriyle bakıp bir cevap arayan. Savaşın ve ekonomik şartların olumsuz etkileriyle hastalıklarla, açlıkla mücadele eden, yakınlarını kaybeden... Gözümü yine salona çevirdim. Sahnedeki çocuklar beraber salınarak söylüyorlardı: "Çocuklar daima beslenip, bakılmalı Büyükler onlara şefkatle sarılmalı. Haklarımız her yere yayılmalı Barış dolu bir dünya olmalı..." Vali Yardımcısı'ndan acı itiraf Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 20 Kasım 1989'da 'Çocuk Hakları Sözleşmesini' kabul etti, Türkiye de 9 Aralık 1994'de bu sözleşmeye imza atarak taraf ülkeler arasına katıldı. Türkiye sözleşmeyi imzaladı ama 18 yaşın altında olmasına rağmen çalıştırılan, eğitim hakkını kullanamayan çocuklarımıza bakınca beyannamedeki maddelerin uygulanabilirliği konusunda fazla bir şey söylemeye gerek yok herhalde. AKM'de çocukların önünde konuşan büyükler eksiklerin farkındaydı tabii. Yapılmayanların, yapılamayanlar. İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Seyman, "Bu salona bakıyorum umutlarım artıyor, ama İstanbul'un arka sokaklarını düşününce geleceğe dair umutlarım azalıyor" diye başladı sözlerine. "Keşke çocuklarımızla ilgili güzel bir tablo çizebilseydim" diye devam ettiği sözlerinde ise suça itilen, kapkaç ve gaspa zorlanan çocuklardan, sokaklardaki bağımlılardan bu konuda İstanbul'un içinde bulunduğu tehlikeden bahsetti. Çeltikçi: El ele verelim Görünen oydu ki çocuklara karşı mahçuptu yöneticiler. Onlara istedikleri gibi şartlar sağlayamamışlardı. Daha yapılacak çok iş, alınacak çok yol vardı. Zirvenin mimarlarından Türkiye Çocuk Zirvesi Genel Sekreteri ve İstanbul Özel Basınköy İlköğretim Okulu Müdürü Ebrize Çeltikçi, çocukların haklarını öğrenmelerinin öneminden bahsetti: "10 yıl önceki zirveye katılan çocuklar bugün, 21-22 yaşında gençler oldular. Ve onların çoğu bugün eğitim alanı olarak siyaset bilimini seçtiler. Bu da haklara sahip çıkma, demokratik yaşama katılım konusunda çocuklarımız açısından konunun önemini gösteriyor. Gerçekten barış ve sevgi dolu, adil, gelişmiş, insanca ve yaşanabilir bir dünya istiyorsak, el el ele vererek çocuklarımıza ve haklarına hassasiyetle kulak vermeli, onlar için aldığımız karar ve uygulamalarımızla bizim için çok önemli olduklarını ve onları çok sevdiğimizi her bir çocuğa hissettirebilmeliyiz." Herkese eğitim hakkı Büyükler yaptıklarını, yapamadıklarını dile getirirken, çocuklar da beklentilerini ortaya koydular. Onların gerçekte istediği saygı görmek, fikirlerini söyleyebilmek ve eşit eğitim imkanlarına sahip olabilmekti. Ne mutlu ki şanslarının farkındaydılar: "Bizim gibi şanslı olmayanların pek çok olduğunu biliyoruz. Onların da eğitim almasını istiyoruz. Eğitim problemi çözülürse diğer konular da çözülür." Onlar çocuk yürekleriyle bunu söylüyorlardı ama senelerdir yetişkin kafaların gücü bu çözüme yetmiyordu. Hâlâ kızlar okula gönderilmiyor, okula başlayanlar da eğitimlerini tamamlayamadan bırakmak zorunda kalıyorlardı. Hayatımızın gelincikleri Söyledim ya gelincikler gibi süslemişlerdi AKM'yi çocuklar. Enerjileri insana yaşama sevinci veriyordu. Şarkılar söylediler hep bir ağızdan, danslar ettiler. Aceleciydiler... Bir an önce yarınlarını kucaklamak için. Bu kucaklayışta ellerini kollarını güzelliklerle doldurabilsek keşke. Keşke fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullarda özgür ve onurları zedelenmeyecek şekilde yetiştirebilsek... Keşke her çocuk doğduğu anda bir ada sahip olma ve bir devletin vatandaşı olma hakkını kullanabilse. Ve keşke, anne-babasının bakımı altında sevgi ve güven ortamında büyüse... Her gün binlerce çocuğun savaşlarda vurulduğu, yakınlarını kaybetmenin etkisini yaşadığı, açlık ve sağlıksız koşulların yol açtığı hastalıklardan öldüğü dünyamızda 'keşke'ler çok tabii ki. Ama bunları azaltacak olan da insanın kendisi. Eğer çocuk yaşta hak ve saygı kavramlarını öğrenirse insan daha az 'keşke' kullanılacak galiba... Ama keşke herkesin yüreğindeki çocuk hiç büyümese!.. ------ Hakkım Var 18 yaşına kadar çocuk kalmaya. Rengim, ırkım, cinsiyetim ne olursa olsun; Herkesle eşit olmaya, Fikirlerimi rahatça söylemeye, Çalıştırılmamaya, Hayatıma saygı gösterilmesine, İyi eğitim almaya, Spor yapmaya, Sanat ve kültürle zenginleşmeye, Sağlıklı bir yaşama, Ve Oynamaya! Çünkü ben çocuğum... ------ > Şiddete son!.. Bir kitapta eski Mısır kültüründe çocuğa, 'akıllı küçük' Ortaçağ Avrupa'sında ise, 'küçük hayvanlar' denildiğini okumuştum. Günümüz yetişkinlerinin çocuklara davranışlarında bu iki ifadenin de kullanıldığından bahsediyordu kitap. Yani çocukların bazen 'akıllı küçükler' olarak görülürken, bazen de dövülerek eğitilmeleri gereken 'küçük hayvanlar' olarak algılandığından... Yani çağlar değişiyor, ama ne yazık ki çocuğa uygulanan şiddet yüzyıllar öncesinden yüzyıllar sonrasına taşınıyordu. 'Engel' istemiyorlar Çocuk hakları sözleşmesindeki 23. madde engelli çocuklarla ilgili: "Taraf devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul eder." İşte bu maddeyi okuduktan sonra AKM'deki zirvede, engelli çocuklar adına söz alan Alpay Karakuş'un söylediklerinden birkaç cümleyi dinleyelim: "Engelli çocukların eğitimi ve rehabilitasyonu için yeterli merkezler ve personel yok. Bakım evlerinde yatılı kalan zihinsel ve bedensel engelli çocuklar her türlü istismara açıktır. Engelli çocuklar için spor alanları yok denecek kadar azdır. Onlara geleceğin yetişkinleri olarak bağımsız, kendine yetebilecek bireyler olarak topluma kazandırmak için fırsat, özgüvenini sağlayacak maddi ve manevi destek verilmelidir."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.