Sık sık halka gidin

A -
A +

'Devleti küçültmeliyiz' İki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Burhan Özfatura ile çocukluğunda kitap kiraladığı günlerden bu günlere neler yaptığını konuştuk. "Bursa Mustafa Kemal Paşa'da fakir bir ailede büyüdüm. Babamız bizi okutmak istiyordu ama istediği kadar uğraşsın... Devlet beni parasız yatılı olarak okuttu. Siyasal bilgiler fakültesini okuttu, yetmedi Belçika'da yüksek lisans yaptırdı. Ben de devlete minnettarım. Türkiye'de kim ne derse desin A'dan Z'ye radikal biçimde yapısal reformları gerçekleştirmek lazım. Yargıda, eğitimde, kamu yönetiminde ve mahalli idarelerde. O zaman bu kadar vergi toplamaya da gerek kalmayacaktır." Böyle diyor Burhan Özfatura. Konuşması boyunca; kamuda küçülmek gerektiğini anlatıyor, nedenleriyle, niçinleriyle, yaşadıklarıyla. Son dönemde çok tartışılan 'kamuda ve yerel yönetimlerde reform' konusunu uzun süre Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış, devlette üst düzey görevlerde bulunmuş Burhan Özfatura ile konuştuk. Burhan Özfatura 'Turgut bey bu ükenin ikinci Atatürk'üdür. Eğer Tayyip bey de çevresini biraz daha genişletebilirse, daha iyi şeylere imza atacaktır. Unutmamak lazım; çok iyi, iyinin düşmanıdır her zaman' diyor. 'Tayyip Bey başarılı' * İki dönem İzmir'de belediye başkanıydınız. Peki şimdi ne yapıyor Burhan Özfatura? - Belediye Başkanlığını bıraktığım 1999'dan sonra, 'insanın başkanlık yaptığı şehirde danışmanlık yapması dedikoduya yol açar' diye; Ankara'da iki, Bursa'da da bir firmanın finans ve yönetim danışmanı olarak ekmeğimi kazanıyorum. Bunun yanısıra Türkiye açısından hayati kabul ettiğim reformlarla ilgili konularda, arkadaşlarımıza yardımcı olmaya çalışıyorum. Kamu yönetimi reformu, mahalli idareler reformu, vergi reformu gibi... 5 senedir Türkiye'nin değişik yerlerinde 60'dan fazla konferans verdim; özellikle de gençlere yönelik. * 'Reformlarla ilgili konularda yardım' dediniz. Nasıl bir yardım bu? - Sayın Ömer Dinçer, sağolsun bizi de birçok çalışmalara davet etti. TOBB'un çalışmalarına çağırdılar. 1970'den beri rahmetli Turgut Özal'la 24 Ocak kararlarında ve 83 reformlarında çalışmak kısmet olmuştu. O ufkumuzu açtı. Ve tecrübesini edindiğim konularda hakikaten başarılı olmasını istediğim AK Parti'ye yardımcı oluyorum. Çünkü ben, olaylara politik bakmıyorum. Bu politik istikrar çok önemli, onun devamı ekonomik istikrar, onun devamı da dış itibar oluyor. 20. asrı ıskaladık maalesef, Türkiye'nin 21. asra ulaşabilmesi açısından batı tipi demokrasiye, fikir, ifade, inanç, teşebbüs hürriyetine ulaşması lazım. Bunun yolu da A'dan Z'ye reformlardan geçiyor. Bu reformlara karşı çıkılmasını anlayamıyorum. 'Temizlesinler' * Turgut Özal'dan söz edince... Dediğiniz gibi onunla çok yakın çalışmalarınız oldu, Başbakan Erdoğan'la da çalıştınız. İki isim için bazen karşılaştırmalar yapılıyor. Sizden böyle bir değerlendirme istesek? - Çok iyi, iyinin düşmanıdır her zaman. Kişileri yüzde yüz mukayese etmek mümkün değil. Kabul etmek lazım ki; Turgut bey bu ülkenin ikinci Atatürk'üdür. Yani bizim 24 Ocak kararlarını aldığımız dönem; Türkiye'nin çok perişan, başbakanlıkta bile kaloriferlerin yanmadığı bir dönemdi. Tayyip beyin aldığı dönem de ekonomik açıdan ve yolsuzlukların maksimum seviyesine ulaşması bakımından zor bir dönemdi. Turgut beyin avantajı devlet çarkında çok değişik kademelerde, yurt içinde ve yurt dışında ve tabii çok önemli DPT müsteşarlığı, Başbakanlık müsteşarlığı gibi görevlerde bulunmuş olmasıdır. Ama bu bir eksiklik mi? Değil. Eğer Tayyip bey çevresini biraz daha genişletebilir, zenginleştirebilir, çok güzel bir ağ ve proje merkezi kurabilirse çok daha iyi şeylere imza atacaktır. Tayyip beyi yıllardır tanırım, severim. Zaman zaman farklı düşüncelerimiz olur. Ama, bu da zenginliktir. Tayyip beyin iyi niyetli olduğuna, başarılı olacağına inanıyorum. * Şu anda yok mu çevresinde o zenginlik? - Ben, o çevrenin yeterince geniş olduğu düşüncesinde değilim. Ama gerek bakanlar, gerek Prof. Ömer Dinçer bu konuda çok geniş bir tarama ve istişare içerisinde. Kamu yönetimi reformu tasarısında binlerce insanın katkısı var mesela. Şu an bütün yük Ankara'da. Bürokrasinin, memurun %20'si Ankara'da. Ne iş yapıyorlar? Devlet çarkı dönmesin diye çalışıyorlar. Bunu temizlerlerse bu ülkeye en büyük hizmeti yaparlar ve devletin önünü açarlar. 'Çağa uymak için...' * Yerel yönetimlerle, belediye başkanlarıyla ilgili zaman zaman pek çok şaibe dolaşır, suçlamalar yapılır. Yetki devri yapılınca bunun önüne nasıl geçilecek? - Şaibeler vardır, doğrudur. 140'a yakın denetim birimi, 57 bin denetim elemanı var ve Türkiye dünyanın en kirli dört ülkesinden biri. Rahmetli Özal'la yaptığım çalışma sırasında rakamlar daha büyüktü. Diyelim ki; dünya bankasının rakamları doğru. Toplanan her 100 lira verginin 32 lirası anında ahlaksızların işkembesine gidiyor. Sadece 2002 yılında makam aracı, lojman, kampa giden para 2 milyar dolar. Bu parayı KOBİ'lere 5 yıl vadeli, iki yılı ödemesiz kredi olarak versen 1.3 milyon kişiye iş imkanı doğuyor. Belediyelere yetki ve kaynak devrederken bunun denetim mekanizmasını da kurmanız lazım. * Bundan sonrasında gerçekleştirmeyi düşündükleriniz neler? - Benim en büyük idealim, süper çocukların eğitimi ve ileri teknoloji üniversitelerin kurulması. Belediye başkanları seçilsin; Tayyip Bey'le özellikle bunu görüşeceğim. Her şehirde süper çocukları tespit edip; çok iyi matematik, bilgisayar, edebiyat, fen bilgisi öğretmenlerine Cumartesi, Pazar ve akşamları hakettikleri parayı fazlasıyla ödeyerek teslim edelim. Ama devleti hiç karıştırmadan, belediye olarak bu çocukları okutalım. Ülke için ne büyük kazanç olduğunu düşünebiliyor musunuz? O kadar çok satılmayı bekleyen KİT var ki; işadamlarının, vakıfların desteğiyle oralara ileri teknoloji üniversitesi açsak, bu çocukları oralarda yetiştirsek, Türkiye çağa ayak uydurmaz mı? 'Hep üreteceğiz' * Konuşurken yerel yönetim seçimleri sonrası projelerden söz ediyorsunuz, bu sürecin dışında mı tutuyorsunuz kendinizi? - Ben İzmir için adaylığı düşünmedim. Orada Işılay Saygın aday olursa, 30 yıldır tanıdığımız bir kardeşimiz, destekleriz. Biraz da kadınlar yönetsin İzmir'i. Onun dışında kader çizgimiz ne gösterir bilemeyiz. Bursa için adımız geçti medyada ama resmen bir konuşmamız olmadı. Ama Bursa'da, Emir Sultan Hazretlerinin şemsiyesi altında olmak bambaşka. Bizim gibi gözü sulu, kalbi yumuşak insan için üretmek bitmez. Bir taraftan ailemiz, en önemlisi torunlar için çalışacağız, bir taraftan da ülkemiz için... Çözüm yerel yönetimlerde Türkiye'de demokratik olmadığı çok açık bir sistem var. Çünkü bizi seçimle gelenler değil, atananlar yönetmektedir. Bütçemizin ancak 3'te biri yatırımlara gidiyor. Demek ki mevcut tablo; israf, saltanat, adam kayırma, verimsizlik, aşırı istihdam tablosudur. Çözüm, Ankara'nın sadece adalet, emniyet, savunma ve dışişlerinde kalması; eğitim ve sağlık dahil tüm hizmetlerin özel sektöre ve yerel yönetimlere geçmesidir. Torun düşkünü İki torunu olduğunu söyleyen Burhan Özfatura, "Onlar Allah'ın en büyük hediyesi. Gurbete gittiğimde bir tek torunlarımı özlüyorum, kimse kusura bakmasın. Mina ve Begüm... Kucağıma aldığım an var ya; herşey benim olur" diye konuştu. Sadece kitaplarımı kıskanırım Zamanında dünyanın en büyük kütüphanelerinin sahibi olan bir milletin torunları, okuma özürlü. 2,5 ve 1,5 yaşındaki torunlarım için bütün klasikleri alıyorum şimdi. Sanırım okuma yazmayı sökünce bin 500 kitapları olacak. Çocukluğumda ekmeğin bir dilimi için 100 para alıyordum abilerimden, iki dilim ekmek beş kuruş ediyordu, beş kuruş bir kitabın kira bedeliydi. Koşup Haydar abiden kitap kiralıyorduk. Sami diye bir arkadaşım vardı; gece yarısı onunla değiş-tokuş yapıyorduk. Şimdi emekliliğin rahatlığıyla sabah ezanına kadar okuyorum, namazdan sonra uyuyorum. Çocuklarım ve gelinim bile kütüphaneden kitap alırken yazıyor deftere. Çünkü; mal, mülk hiçbir şeyi kimseden kıskanmadım, ama kitaplarımı kıskanıyorum. Anayasa değişmelidir Şu anda kanun yapılıyor, yargı bozuyor. Türkiye'de önce Anayasayı değiştirmek lazım. Bu Anayasa demokratik bir Anayasa değil, halkı potansiyel suçlu olarak gören, belirli azınlığı devamlı hükümdar etmek isteyen bir hizmet Anayasasıdır. Bugün ben dahil Türk halkı yargıya güvenmiyor. 110 bin 'boş' memur! Maksimum eleman ihtiyacı 525 bin, ama yaklaşık 3 milyon kişi devletten maaş ve ücret alıyor. 1'e 6. Bu rakam KİT'lerde 1'e 9. Bir sürü kurumda bankamatik olarak 110 bin kişi çalışıyor ve bunların net maaşı da 1 milyarın üzerinde. Amcam sadece aybaşında gidip pijamasıyla bankamatikten maaşını alıyor ve toplu sözleşme dönemi geldiğinde pazarlık yapıyor. YÖK bir kambur Türkiye'de amaç; iyi, çağa ayak uyduracak, geniş ufuklu insan yetiştirmek değil. İyi vatandaş sorgulamayan, salla baş, riske katlanamayan, kapağı KİT'lere atmakla kendisini programlayan insan! İhtiyarlayan Avrupa'nın yanında genç bir Türkiye, büyük bir zenginlik; ama biz israf ediyoruz. Mesela; Türkiye'nin YÖK kamburundan kurtulması lazım. DGM'de beş beraat 500 dava açıldı hakkımda. 189 tane beraat kararım var, kaç dava devam ediyor bilmiyorum, 250'den sonra da takipsizlik kararlarını yazmadım artık. DGM'de beş tane beraat kararım var. Boğazımdan bilerek tek kuruş geçmedi. Ama önüne gelen sizin için ihbarda bulunuyor. Aynı şeyi milletvekillerine yapacaklar, mahkemede dolaşmaktan icraata vakit bulamayacaklar. AB'ye yetecek kadarız Türkiye'de bütün Avrupa Birliği'ne yetecek kadar jeoloji mühendisi; bir o kadar da eczacı var. Bir üniversite planlaması yapılmamış ki. Ziraat mühendisi ve ziraatte çalışan üst düzey insan sayımız, Hollanda'da tarımla uğraşan nüfustan fazla. Bizim ithalat ve ihracatımız başa baş gibi. Hollanda tarımdan 4 milyar dolar ihracat geliri elde ediyor. 11 katrilyonluk kaynak SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı en büyük kara delik! Biz buralarda daha kaç kişiye maaş ödendiğini bilmiyoruz. Hele ilaç giderleri inanılmaz bir israf. Kemal Unakıtan'ın son yaptığı uygulamayla sadece emekli sandığında günlük tasarruf 1 trilyon. Biz bunları birleştirip özel sektörün sigorta şirketlerine devretsek, devlet her yıl 11 katrilyonluk bu kara delikten kurtulmaz mı? Denetim şart! Ben hep şunu savunurum; gelişmiş şehirlere devlet bir lira bile para vermesin. İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de yaşamanın elbette bir maliyeti olacaktır, Tunceli'ye Bitlis'e göre. Büyük yatırımlarda da o para belediyenin eline verilmesin. Yani ihale yapılır, icraat başlar; ama kontrol edilerek verilsin. Bu sistemi denetim altına almak mümkün; ama Ankara'da kim kime dum duma. 'Asıl Fatura biziz' * Eskiden kumaş örneklerine fatura denirmiş. Dedem de şık giyinmeyi severmiş. Hesap mutabakatı için İstanbul'a gittiğinde ondan örnek isterlermiş. Tekrar gittiğinde de kumaşı alırmış. Lakabı da böylece 'fatura' kalmış. Soyadı kanunu çıkınca da amcalarımızdan biri Fatura, biri Faturaoğlu soyadını seçmiş, babam da demiş ki; asıl, yani 'Öz fatura' biziz." * Bana visa card işlemlerinde 'annenizin kızlık soyadı nedir?' diye soruyorlar. Ben de 'yok' diye cevap veriyorum. Çünkü gerçekten benim annemin hiç kızlık soyadı olmamış. O zamanlar daha soyadı kanunu yokmuş. Allah uzun ömürler versin, 96 yaşında... * Biz doğuştan sarı kırmızıyız. Elimizi, ayağımızı kesseler, sarı kırmızı akar. Galatasaray bütün Türk halkına yurt dışında hayal edemeyeceği güzellikler yaşattı. Bu tür imparatorlukların da zaaf dönemleri olur. Galatasaray da bu yıl onu yaşıyor. Gençleştirmeler olmalı, ama vefa duygusunun olmadığı yerde başarı olmaz. Bülent'i, Arif'i, Hakan Ünsal'ı unutmamak lazım. * Kahveyi çok severim. Çocukken şekerli kahveye ekmek doğrayıp yerdim. Halama gitmiştik sofrada çeşit çeşit yemekler, ben bir şey yemiyorum. Annem 'Hacer hanım bir tas kahve yapın da, şu çocuk ekmek doğrayıp yesin' demişti. Yatılı okula kadar devam etti bu huyum, çünkü yatılı okulda kahve yapıp vermiyorlar adama. * Kuru fasulye, pilav ve aşure benim milli yemeğim. Vehbi Koç'la bir randevumuz vardı. 'Yemeği ben ısmarlayayım Vehbi bey' dedim. Ne ısmarlayacağımı sordu. 'Kuru fasulye' deyince; 'Oğlum ben servetimin yarısını versem onu yiyemem. Haşlama falan ancak' dedi. Ben de 'Vehbi bey bir kuru, pilav çekemedikten sonra servet neye yarar' dedim.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.