Önce sunduğu haber ve programlarla tanıyıp sevdi insanlar onu. Sevilen sanatçı Fatih Kısaparmak'ın eşi oluşu da dikkat çeken bir noktaydı. Ekrandaki başarısının ardından yazdığı şiirleri kendi sesiyle bir kasette topladı. Aralara şarkılar serpiştirerek. Sonra kitap geldi. 2003'de Doğru Yol Partisi'ne (DYP) katılan Şebnem Kısaparmak geçtiğimiz günlerde Genel İdare Kurulu'na (GİK) seçilen 5 kadından biri oldu. Yoluna siyasetle devam etme kararı alan Şebnem, hedefini 'milletvekilliği' olarak belirlemiş. "Annem hukukçuydu ve milletvekili olmak istiyordu. Onun bu hayalini ben gerçekleştirmek istiyorum" derken, Şebnem'in genç yaşta kaybettiği annesini ne kadar özlediği de anlaşılıyor. Önümüzdeki haftalarda ikinci kez anne olmaya hazırlanan Şebnem'le annelikten, yayıncılığa, siyasete uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. Neden politika, neden DYP? * Sohbetin başlangıç sorusu da politikaya ilginin nasıl doğduğuydu? -Haberci olmam sebebiyle, siyaset sahnesindeki gelişmeleri yakından izlemek durumundaydım. Haber mutfağında sürekli siyaset kazanı kaynar. Habercilerin gözü de hep Ankara'da ve Meclis'tedir. İşiniz gereği muhatap olduğunuz insanlar da genelde politikacılardır. Politik gelişmelere bu kadar yakın olduğum bir dönemde, ansızın siyaset kapımı çaldı. * Neden DYP? Eşinin de, Genel Başkan Mehmet Ağar gibi Elazığlı olmasının bunda etkisi var mı? -DYP'de yer alışımdaki en büyük etken, Genel Başkanım sayın Mehmet Ağar'dır. Biz Elazığlılar, yıllarca güç birliği yapmışızdır. İstanbul İl Başkanı sayın Faik İçmeli ve Mehmet Ağar'la, 2003 yılında yaptığımız görüşme sonucunda da bana böyle bir görev düştü ve ben onu layıkıyla yerine getirmeye çalışacağım. Ayrıca, DYP ile kesişen ortak koordinatlarımız var. Bunların başında demokrat, milliyetçi, muhafazakar, fakat çağdaş bir çizgi geliyor. Kastamonu'dan aday olacağım * Bundan sonrası için hedef Meclis mi? -Evet. Allah kısmet ederse, bundan sonraki ilk genel seçimde, annemin memleketi olan Kastamonu'muzdan aday olmayı düşünüyorum. * TBMM'deki kadın milletvekili sayısını izah etmek güç. Meclise girdikten sonra da "kadın" kimliği arka plana itilip, erkek egemen bir grubun kurallarına uyuluyor sanki. Şebnem Kısaparmak nasıl bir portre olur? -Benim de erkek gibi bir kadın olduğum söylenir. Şaka bir yana, Şebnem Kısaparmak her şeyden önce dürüst ve dobra bir kişiliğe sahiptir ve hiçbir şey bu ilkesini bozamaz. Yani; doğrularından ödün vermeyen, dik başlı değil ama başı dik, her zaman halkının yanında ve içinde yer alan ve bu millete hizmeti ibadet sayan bir kimlik ortaya koyacaktır. Söylenmeyecek, söyleyecektir. Az konuşup çok iş üretecektir. * 10 yıl sonrası için bir hedef koydun mu? -Hiçbir zaman o kadar uzağa bakmadım. Allah'ın hep benim yanımda olduğunu biliyorum. O ne yazmışsa o olacaktır. Hayatta büyük hırslarım hiç olmadı. Benim hedeflerim değil, amaçlarım var. Kadınlarımız duygusal olarak aç * Ülkemiz için de, Türk kadını için de pek çok problem sayılabilir! Peki size göre kadınlarımızın en büyük problemi nedir? -Bana göre kadınlarımızın çoğu probleminin altında ekonomik yetersizlik, ekonomik bağımlılık yatmakta. Tabii ki Anadolu'ya baktığımızda, bu bağımlılığın ileri düzeyde olduğunu görüyoruz. Kadınların, eşlerine yaslanmadan ayakta durabilmeleri çok zor. Bu da aile içi ilişkilerde gereğinden fazla taviz vermelerine sebep oluyor. Metropollere bakıldığında da ekonomik yetersizlik ve işsizlik, aile yapısının çöküşündeki en büyük etkenlerden biri olarak ortaya çıkıyor. Bu da aile içi şiddeti besliyor. Kadınlarımız duygusal anlamda da aç. Çünkü tüm bu problemler, toplumsal sevgisizlik ve güvensizliği doğurmakta. Yıllar önce... Yıllar sonra... Seneler önceydi. Daha özel televizyon kanalları yayında değildi. Ve biz Ankara'da TRT'nin spikerlik kursundaydık. Sınavlar sonrasında Türkiye'nin dört bir yanından gelen 64 kişi bir araya toplanmıştı. O kursta kimlerle kesişmedi ki yolumuz. Daha sonra aynı kanalda mesai arkadaşlığı yaptığımız Tunç Tuncel, Ayşe Söylemez, şimdi TV 8'de haberlerde izlediğimiz Kaan Yakuphan, Erkan Tan yoluna özel kanallarda devam eden arkadaşlarımızdan sadece birkaçı... Büyük bir kısmını da başta TRT olmak üzere pek çok radyo ve televizyonda program ve haberlerde keyifle izliyoruz. Kurs hiç bitmeyecek, biz hep 'açık e, kapalı e, entonasyon, artikülasyon' uğraşacaktık sanki. (Gençken insana saatler daha uzun geliyor nedense) Bütün hocalarımıza bir kez daha saygı ve selamlarımı yollamak istiyorum. Her birimizde ne çok emeğiniz var! O kursun en güzel kızlarından biri Şebnem'di. Kimin aklına gelirdi günün birinde bir siyasi partinin Genel İdare Kuruluna girdiği için onunla röportaj yapacağım. Şimdi herkesin tanıdığı bildiği Şebnem Kısaparmak sözünü ettiğim. Aslında çok aceleye geldi bu sohbet itiraf etmeliyim. Şebnem bir yandan partiyle ilgili çalışmalarla uğraşıyor, diğer yandan çok yakında doğacak bebeği için hazırlanıyor, bense her gün dört saatlik canlı yayın için koşturuyordum. Uygun zamanı denkleştirmekte zorlandık, deyim yerindeyse iki arada bir derede gerçekleşti röportaj. Yoksa Şebnem'e daha soracak çok şey var. Ama onlar da bir başka sefere artık... En büyük servetim ailem... * 2'nci çocuk ve GİK'e seçilmek aynı döneme denk geldi. Yük artacak. Ailece göz önünde olmaya alışkınsınız, ama bundan sonra daha da farklı olacak. Nasıl etkilenir aile hayatınız? -Aslında, biz ailece göz önünde olmaktan hoşlanan insanlar değiliz. Bugüne kadar, yalnızca yaptığımız işlerle gündeme geldik. Türk aile hayatının geleneksel ve çağdaş değerlerine saygılı ve sahip çıkan bir yapı sergiledik. Bundan sonra da aile hayatımızda değişen hiçbir şey olamaz. 13 yaşında bir Ozan'ımız var. Allah kısmet ederse, 25 gün kadar sonra bir oğlumuz daha doğacak. Benim için en büyük servet, eşim ve ailemdir. * Çok sevilen bir spiker Şebnem Kısaparmak. Bundan sonra yayıncılık rafa mı kaldırılıyor? -Yayıncılık, politikanın temelinde kuvvetli bir harç olacaktır. Ben yıllar yılı, bir koltuğa iki karpuz sığdırmayı başardım. Ancak, haber spikerliği tarafsız olmayı gerektirir. Mesleğime saygılı bir kişi olarak, kendime yakışanın bu olduğunu düşünüyorum. * Müzik ve şiir çalışmaları ne olacak? -Müzik ve şiir çalışmalarım sürecek. Çünkü; toplumsal içerikli, halkımızın kendinden bir şeyler bulduğu şiirler üretmek, beni insanlara daha çok yaklaştırdı. Bu sıcak ilişkinin soğumasını istemiyorum. Çünkü, halkımızın albümlerime ve kitabıma verdiği desteği bir kenara itmem mümkün değil. Bu benim için çok önemli bir motivasyondur.