Hâlâ Turgut Özal adına kayıtlı 1970'den 83-84 yıllarına kadar Özal çiftinin yaşadığı, bugün oğulları Ahmet ve Efe'nin ofis olarak kullandıkları Balmumcu'daki evde uzun bir sohbetti bizimkisi... İnsanların eşlerinden, babalarından zorlama bir "bey ve sayın" ekiyle söz ettiği şu günlerde Ahmet Özal'ın dolu dolu "babam" diye anlattıkları var sayfamızda. Belki bir kısmını daha önce duydunuz ama bir de bizden dinleyin... ¥ Irak'taki savaş başlangıcından beri birinci körfez harekâtıyla karşılaştırıldı, o zaman yaşananlar, dolayısıyla da rahmetli babanızın tavrı çok konuşuldu. Ve 'bir koyup üç almak sözü' yine gündeme geldi. "-Birincisi bir koyup üç alma lafını babam etmedi. Bunu defalarca televizyonlarda izah ettim, Ertuğrul Özkök de anlattı. Bu lafı eden eski Amerikan Büyükelçisi Abromowicht'dir. İkincisi Türkiye hiçbir zaman bir koymadı. Tezkere geçmedi o zaman da. Babam göstermelik de olsa işin içinde olduğumuz gözüksün bir manga asker gönderelim en azından dedi o da yapılmadı. Türkiye'nin istemediği oluşumlar on senede çok rahat ortaya çıktı. Bugün bakıyorsunuz Peşmergeler girmişler Kerkük'e, yarın Musul'a. Bitti yani bu saatten sonra Türkiye'nin yapacağı hiçbir şey yok. Türkiye şunun farkına varamadı. Ortadoğu'da haritalar yeni bir düzenle değişecek. Bu sadece Irak'ta olmayacak. Bunun içinde sadece petrol meselesi yok. 11 Eylül Amerika'ya bir tokat gibi vurdu. Dünyadaki totaliter rejimlerin terörü desteklediğine kanaat getirmiş olmalı ki; totaliter rejimlere karşı tavır aldı. Ben Suriye ve İran'da bir hadise olacağına inanmıyorum ama o ülkeler de muhakkak kendi içlerinde demokratikleşmek zorundalar. Bana sorarsan önümüzdeki on yıl içerisinde ortadoğuda totaliter bir rejim, krallıklar, monarşiler de kalmayacak. Bunlar ya kendi kendine gidecek ya da götürecekler..." ¥ Birinci Körfez Harekâtı sırasında Turgut Özal'a Alpaslan Türkeş'in yazdığı bir mektup geçtiğimiz günlerde basına yansıdı. O günlerde böyle bir mektuptan haberiniz var mıydı?... "-Evet biliyorum. Sanırım o zaman babamın rahmetli Türkeş'le bu konuda bir teşekkür görüşmesi olmuştu. O zaman Erdal İnönü, sayın Ecevit gittiler Saddam'ın elini sıktılar 'Saddam sen en büyüksün' dediler. Herkes Özal'a karşı geldi, Türkeş hariç... Biz de dışarda kaldık, bugün olduğu gibi. Neticede babam biz buraya girip Kerkük'ü, Musul'u alalım demedi. Şartlar zorlarsa oradaki insanlarımızın, Kürt olsun, Türkmen olsun hepsi bizim akrabalarımızdır. Bunların hakları ve emniyetleri açısından eğer bir şey yapmaya mecbur kalırsak bizim planımız ne olmalıdır diye sadece senaryo çalışmaları yapılmasını istedi..." ¥ Ve bugün orada tapu daireleri, nüfus idareleri yağmalanıyor... "-Eğer biz Kuzey Irak cephesini açsaydık... Ben olsaydım koalisyon güçleriyle anlaşıp Türk ordusu olarak girerdim. Amerikalılar'la Peşmergeler bir olup Türk ordusu ile çatışır mı?... Olmazdı öyle bir şey. Barzani ve Talabani yıllardır Türkiye'ye gelip giden Türk pasaportu taşıyan insanlardı. Bunların Türkiye'ye gelip kavga edecek halleri yoktu Türkiye'yle. Öyle bir kavgaya girmezlerdi. Şartlar daha netleşirdi. O zaman Türkiye Irak'ın şimdiki yapılaşmasında söz sahibi olur, haklarını korurdu..." ¥ Bir zamanlar Türkiye'ye sığınan, destek gören Talabani ve Barzani, savaş arefesindeki konuşmalarında da 'Türkiye gelmesin' diye açıklamalar yaptılar. Evet bizim pasaportumuzla gelip gittiler ağırlandılar ama... "-Çünkü biz korkak davrandık. Ankara süreci vardı o zaman. Barzani Talabani Ankara kontrolünde gidiyordu. 92'den sonra babamın vefatından sonra Ankara sürecini bıraktılar, Amerika sürecine başladılar. Biz o süreci bırakmasaydık Barzani ve Talabani Ankara'nın politikaları içerisinde yönlendirilecekti. Hedef oydu zaten. Biz bunu da kaybettik. Koalisyon hükümetleri geleceği düşünmeyen insanlar. Yani siyasetçi olduk, devlet adamı olmadık. Devlet adamı 30 sene sonrasını düşünür, bunlar yarın ne yapacaklarını düşünüyorlardı bıraktılar bu işleri. Bir partinin genel başkanı olabilirsin ama lider olmak çok farklı. Vizyonu olacak, geleceği görecek, fedakarlıkta bulunacak, ülke gerçeğini bilecek. Babam başbakan olduğu ilk gün bana 'Türkiye'de başbakanın iki tane gömleği vardır. Biri bayramlık biri idamlık. Bunu göze almayan bu işe girmeyecek' demişti. Gerçekten de bir çok riske girdi, pek çok şeye kafa tuttu..." ¥ 1983'ten bu yana, 20 yıldır babanızdan sonra TBMM'de hep bir Özal var. "-Ben de onu geçenlerde düşündüm. 83'te babam girdi. 89'da Cumhurbaşkanı olup çıktı. Fakat o sırada Yusuf amcam vardı. 91 seçimlerinde Yusuf amcam girdi, sonra o hastalandı seçimlere katılamadı Korkut amcam girdi. 99 seçimlerinde hiçbiri giremedi ben girdim. Ben bu sefer giremedim İbrahim girdi meclise. Acaba diyorum siyasi ailelerden aynı soyadı taşıyan, kaç kuşak var mecliste?.." ¥ Siz neler yapıyorsunuz şimdi?... AKP milletvekilleri ve bakanlarla görüşmeleriniz oluyor sık sık... "-Evet oluyor. Çünkü AKP milletvekili, bakanların çok önemli bir kısmı eski ANAP eski Özal'cı oldukları için onlarla eskiden dostluklarım var..." ¥ Bu sadece bir dostluk mu yoksa bir katılım düşüncesi var mı?... "-Yok yok şu anda hiç öyle bir şey konuşmuyorum, düşünmüyorum. Öncelikle siyasete devam edip etmeme kararı vermem lazım. Çok acele etmiyorum bu kararı vermekte. Şu anda ANAP MKYK üyesiyim. Seyrediyorum uzaktan olayları çok aktif değilim..." ¥ Siyasete devam kararında belirleyici ne olacak, partinizin durumu mu kişisel başka meseleler mi?... "-Yok gidişat. Türkiye'nin durumu, ihtiyaç var mı yok mu ona göre. Ben öyle çok da meraklı olmadım milletvekilliği için. Bana ihtiyaç varsa girerim..." ¥ Son seçimlerde Mesut Yılmaz 'Özal'ın maddi manevi mirasçısı' diye sizi çok ön plana çıkardı. Siz de çok faydalı olacağınıza inandığınızı söyleyerek, uzun bir aradan sonra partiye katıldığınızı belirttiniz. "-Türkiye'de bana şahsen ihtiyaç olursa, faydalı olacağıma inanıyorsam..." ¥ Seçimler öncesinde inanıyordunuz ama?... "-Ben partiye girdiğimde önerdiğim bazı konuları yapmaları halinde partimizin yükseleceğini düşünmüştüm. Bu vergi barışı çıktı ya onu ben çok önce Mesut beye verdim. Para toplayalım ekonomi canlansın diye. Çok raporlar verdim, çok bastırdım vergi barışı, sosyal güvenlik diye ama yaptıramadık. Eğer olsaydı ANAP çok farklı yerlerde olacaktı çünkü öyle bir süreç başlamıştı. Ondan sonra koalisyon hükümetinde yaptıramayınca ben ümidimi kestim. AKP ile fikir alış verişinde bulunuyorum. Yılmaz'a hükümete verdiğim raporların aynılarını AKP'ye oradaki bakan arkadaşlara veriyorum. Mesela milli piyangonun özelleştirilmesi konusunu ben gündeme getirdim..." ¥ Ve talip olduğunuz yazıldı. Oldunuz mu?... "-Bunlar medyanın çok özür dilerim öküzün altında buzağı aramasına benziyor. Milli Piyango tek bir lisans olarak özelleştirilirse, doğru olarak yapılırsa değeri asgari 5 milyar dolardır. Bunun üstüne de çıkılabilir.Yıllık getirileri vergileri hariç. 6 milyar dolarlık bir ihaleye benim, senin, onun girmesi mümkün değil. Bu ihaleye girecek olanlar dünya devleri olabilir ancak..." ¥ Ahmet Özal ismi Turgut Özal isminin baskısı altında, gölgesinde mi kaldı?... "-Çok başarılı birinin oğlu olmanın çok avantajı olduğu kadar dezavantajları da var. İnsanlar her zaman sizi babanızla kıyaslarlar. Her zaman onun gölgesi altındasın ve ona göre hayatını düzenlemek zorundasın. İnsanların şunu düşünmesi lazım. Babana çok benzerlikler olabilir ama sen farklı bir insansın, o farklı, yetişme tarzın, eğitimin, jenerasyon farklı. Çok aktif veya çok ortada olduğun zaman babanı sevmeyenler, baban artık ortada yoksa intikamlarını senden almaya çalışırlar. Bir zamanlar o kadar uğraşıyorlardı ki, birinin ayağı taşa takılsa benden biliyorlardı neredeyse, ama bunların hepsi boş çıktı. Benim gibi insanlar bunu hep yaşıyor..." ¥ Özal ailesi en çok konuşulan siyasetçi ailesi oldu. Kızkardeşiniz, anneniz, erkek kardeşiniz, siz... Yıllarca konuşuldu ve hâlâ da öyle. "-Tabii tabii. Babam başbakan olduğu dönemde ben 27 yaşında falandım. Geri dönüp baktığımız zaman aile fertleri olarak hatlarımız çok olmuş, çok..." ¥ Neler onlar?... "-İnsanlarla ilişkilerde hatalar olmuş, insanları tanıyamamışız, yanlış kararlar vermişiz. Ben uzun yıllar Amerika'da kaldım. İnsanın her zaman kendi hayatının kendine ait olduğunu düşünerek Türkiye'ye dönmüştüm öyle olmuyormuş. Zaten Menderesler'den bize başbakanların çocukları olmamış. Neticede üç tane çocuk. Üçü de hem genç hem kendi kafasına göre yaşamış. Babasının başbakanlığı döneminde 'Başbakansa başbakan kendi hayatım var' demiş. Bu yadırgandı. Tek taraflı çok baktılar iyi taraflar hiç görülmedi. Ama bu hataların dışında Türkiye'ye çok faydamız olduğunu düşünüyorum ben. Mesela ben olmasam şu özel televizyonlar olmaz hâlâ Türkiye'de TRT seyrediliyor olurdu... Gerçekler ortaya çıkmazdı, Susurluk trafik kazası olarak kalırdı..." Unutmadık... Ölümünün üzerinden tam on yıl geçti... Acaba hakkında çok konuşulduğu için mi? Gerçekten insanlarda derin izler bıraktığı için mi? Pek çok 'ilk'e onunla şahitlik ettiğimiz için mi, daha yakın geliyor aramızdan ayrılışı... Direksiyonda oturup, "Kaset koy da dinleyelim Semra" diyen Turgut Özal, alıştığımız bir Başbakan ve Cumhurbaşkanı görüntüsünde değildi. Bizi eşiyle, çocuklarıyla tanıştırıyordu. ...Ve biz Başbakan çocuklarının yaşadıklarını izliyorduk basından. Ama doğru, ama yanlış... Özal ailesi bugüne kadarki siyasiler içinde basında en çok yer alanlar şüphesiz. Ölümünün 10. yılında bir kez daha rahmetle anarken Turgut Özal'ı, görüntü olarak her gün biraz daha babasına benzediğini farkettiğimiz oğul Ahmet Özal'la konuştuk. Siyasete girmemi vasiyet etti Babam beni bütün toplantılara götürürdü. 12 yıl boyunca o toplantılara götürmesi kendince verdiği bir eğitim de olabilir. Vefatından 12 gün önce bana 'sana vasiyetim mutlaka siyasete gireceksin' dedi, bunu çok istiyordu... Vefatından kısa bir süre önce 'Korkuyorum Ahmet bu siyasetçiler Türkiye'yi IMF'ye muhtaç edecekler' demişti. Babam 84'de iktidar oldu 85'de IMF gitti. 93'de vefat etti 94'de IMF geldi. Hepsini biliyordu. Çok şeyler söyledi hepsi de çıktı söylediklerinin... Babam çocukluğumdan beri, kendimi bildim bileli beş vakit namazında bir insandır. Otururken 'Bir telefonum var' der gider namazını kılardı, kimsenin haberi olmazdı. Fakat ailesine çevresine baskı yapmamıştır. Çok tolörans sahibiydi. Ben lise son talebesiydim 70'li yıllarda o zaman uzun saç moda, benim saçlarım belki de seninkinden uzundu, hiç karışmazdı. Takılmak için 'gel kızım seveyim derdi' hatta. Anneme haksızlık edildi ¥ Söz ilk özel televizyona gelince kanal 6 kimin?... "-O çok hassas bir konu. Ben kanal 6'yı sattım. O ona sattı, o ona sattı el değiştirdi..." ¥ Sizin bir bağlantınız var mı öyle sorayım?... "-Benim resmi bir bağlantım, direkt bir bağlantım yok..." ¥ Televizyon kurma fikri sizin mi, babanızın mıydı?... "-Bana aitti. Ama babama sormadan yapmadım bu işi. 'Böyle bir projem var Türkiye'de monopol kırılır bu sayede' dedim. Dinledi dinledi. 'Yap oğlum, Türkiye'ye de faydası olacaktır. Yalnız çok saldıracaklar sana da bana da. Ben göğüsleyebilirim sen göğüsleyebilir misin' dedi... Bu monopolün kırılması gerekiyordu. Bürokrat zihniyetiyle bu işi yaparsan olmazdı. Hâlâ RTÜK yasasını toparlayamadılar. Biz televizyonu kurarken Cem'le (Cem Uzan) beraber anayasa 'Türkiye sınırları içinde yayın hakkı TRT'ye aittir' diyordu. Çok uğraştılar bizimle. Televizyonlardan dünya kadar para kazanan köşe yazarları, gazeteciler o zaman hakaret ediyorlardı bize. Çok sesliliği desteklemek lazım. 30 yıl hapisle yargılandım ben toplu kaçakçılık aklına ne geliyorsa..." ¥ Geçtiğimiz günlerde Cemil Çiçek, 'Turgut Özal ailesinin çok etkisi altında kalırdı, Semra hanımın istedikleri bakan bile olurdu' dedi bir röportajında. Gerçekten böyle miydi?... "-Babam herhangi bir konu hakkında herkesle, sadece annemle değil, şoförüyle, korumasıyla, polisleri atlatıp dükkanına oturmaya gittiği bir vatandaşla da konuşurdu.. Ama çok enteresan bir şey var. Rahmetli babamın kafasında bir düşünce varsa ona kimse etki edemezdi. Sorardı, istişare ederdi yine kendi kararını verirdi. Ben ne kabine yapılırken ne başka bir şeyde annemin müdahalesini görmedim. Hatta 87 kabinesi kurulurken başbakanlık konutunda salonun kapılarını kapatmışlar babam içerde çalışıyor. Ve bitirince beni çağırdı. 'Sen bir bak' dedi bana, şöyle bir okudum. Annemi odaya bile çağırmadı. Annemle ilgili söylenenlerin hepsi abartıdır. Annem alışılagelmiş bir başbakan eşi değildi, gölgede durmaz, karakterlidir, kaburgalı bir insandır..."