Hem İstanbul'da hayatın zorluğundan söz ediyor insan, hem de bir kenarından yakalandı mı bırakıp gidemiyor bu şehri. Son zamanlarda çok canı yandı İstanbulluların. Gencecik insanlar hiç yakışmayacak bir şekilde tribünde ve kapkaç olaylarında can veriyor. Eskiden trafik, kalabalık, işsizlikten söz edenler şimdi can güvenliklerini ön sıralara aldılar. Böyle olunca da şehrin en üst makamında da çalışmalar bu yöne kaydı. İstanbul Valisi Muammer Güler, geliştirdikleri Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) sistemiyle, polisin teknolojinin bütün imkanlarını kullanarak İstanbulluların can, mal, ırz ve tasarruf güvenliklerini sağlayacaklarını anlatıyor. İstanbul AB'ye giremezse Türkiye hiç giremez!.. * AP Başkanı Borrell Türkiye gezisinin sonunda 'İstanbul tek başına AB'ye girebilir' diye bir açıklama yaptı. Siz ne dersiniz? Bugün dünya ilişkilerinde uluslardan ziyade kentlerin öne çıktığını görüyorsunuz. Paris Fransa'yı, Roma İtalya'yı, New york Amerika'yı geçti bu anlamda. 'İstanbul marka olmalı' derken bunu kastediyoruz. Saymışlar gelecekte dünyada 33 megapol olacak ve bunlardan en önemlilerinden biri de İstanbul. Doğru... Ülkelerin bütünü girmez bir birliğe, kurumlar ve şehirler girer. İstanbul giremezse AB'ye Türkiye hiç giremez. İstanbul potansiyel olarak hazır, ama hazır olmadığı noktalar da var. * İstanbulluyu tedirgin eden kapkaç ve gasp olaylarına karşı yeni bir çalışmanız var. Bu problemi çözmeye yetecek mi? İstanbul'un huzur ve güvenliğine farklı bir yaklaşım getirmek istiyorum. MOBESE dediğimiz sistem her vali ve emniyet müdürü döneminde ihtiyaca cevap verebilecek, polisi daha etkin kılacak bir sistem. Teknolojinin bütün imkanlarından yararlanılarak polisin bütün İstanbul'da gözü kulağı olabilecek bir sistem. Dünyada suç tipleri ve niteliği değişti. AB uyum sürecinde anayasal hakların gelişmesi, yargılama usullerinde kişiden yana değişme polisin yetkilerini sanki kısıtlıyor gibi ama burada öyle değil. Polisi daha sorumlu ve bilinçli davranmaya zorluyor. Polisin kuvvet ve imkanlarını artırmak lazım. Bu da onu teknolojik imkanlardan yararlandırmakla mümkün MOBESE sistemi de bunu getiriyor. * Siz göreve geldiğinizden bu yana pek çok çete çökertildi. Ama devamı da geliyor ve mala karşı işlenen suçlarda artış var... Doğru tespit etmişsiniz. Bir çok suç türleri itibariyle tek tek sineklerle uğraşmaktansa, bataklığı kurutmaya yönelik tedbirlere ağırlık verdik. Özellikle kapkaçta, mala karşı işlenen suçlarda, evden, işyerinden, otolardan olan hırsızlıklarda hepsinin organize birer suç olduğunu kabul etmek lazım. Genellikle bu suçların yapısında örgütlenme var, belli insanlara, belli yörelerde bir çete anlayışıyla hükmedilerek bu suçlar işletiliyor. Malın çalınmasından, saklanmasına, satılmasına kadar uzanan bir geniş yelpaze var. * Bir de yılların verdiği alışkanlık konusu var bu noktada. Elbette şunu da söylemek zorundayım, kanunlarımız devlete, kurallara saygılı insanlar için düzenleniyor ama bunu suiistimal etmek isteyen bir sürü insanın olduğunu göz ardı etmeyelim. Bir suçlular kitlesi var ve kanunların boşluklarından yararlanmak peşindeler. Ama 3 kişi yüzünden de 97 kişinin haklarına müdahale edemeyiz. MOBESE için İstanbul İl Özel İdaresi bütçesinden 20 trilyonluk bir kaynak ayırdık, 2.5 trilyona yakın bir kaynağı da Odalar ve Borsalar Birliği verdi. Bambaşka bir İstanbul polisi * Ne zaman faaliyete geçecek? Fiili uygulama 10 Nisan 2005. Çok farklı bir İstanbul polisi olacak. Teknolojinin bütün imkanlarından yararlanabilecek, İstanbul'un çok önemli merkezlerinde kameralarla kontrol edilebilen bir şehir. * İnsanlar her yerde izlenecek mi yani? Hayır. Kişi hak ve özgürlükleri her şeyin üstünde. Ama umuma mahsus mahaller, önemli bulvarlar, alışveriş merkezlerinde kişilerin özel hayatlarını ilgilendirmeyen, ama onların can, mal ve ırz ve tasarruf güvenliklerini esas alan, suçluları ve suçu tespit edecek bir sistem. GPRS'i evine aracına koyup herhangi bir olayda anında bize haber verebilecek ve en yakın ekip oraya yönlendirilecek, ya da arabası çalındığında yerini tespit edebileceğiz. Statta teröre geçit yok! * Son günlerde en çok konuşulan konu tribün terörü. Bunun işaretleri önceden gelmişti aslında. Türkiye'de spor özünden mi uzaklaşıyor? Özünden uzaklaştı maalesef. Burada ben dahil herkesin üzerine düşen görevi yapmakta geciktiğini kabul etmek lazım. Sorumlu arayalım, o bilet verdi, bunu suçlayalım, o geçti artık. Yeni dönemde samimi bir uygulama içinde olacak mıyız? Mesele bu. Ben 'bir musibet bin nasihatten evla' sözünü söylüyorum. Kapkaç olayında Ahmet Hakan Canıdemir, tribün teröründe Cihat Aktaş'ın uğradıkları hazin tablolar insanları bir anda belki daha duyarlı hale getirdi. 'Şiddete kırmızı kart' tarzında kampanyalar yürütüldü. Şiddete kırmızı karttan önce bize gösterilen bir sarı kart, bir uyarı var. Seyirciler maçlara gelmeyerek 'tedbirleri almazsanız maçlara gelmeyiz' dedi.. Ben spor federasyonu, valilik, emniyet müdürlüklerinin alacakları kararlarla samimi olarak bunları uygulayacak kulüp yönetimleri, taraftar ve basınla, görsel medyayla bu işin önleneceğine inanıyorum, umutluyum. * Yakın bir tarih olarak görebiliyor musunuz, mesela bir Galatasaray'lı ile Fenerbahçe seyircisinin yan yana maç izleyeceği günü? Yan yana oturmak şu anda erken ama o günler gelecek. Tribüne, stada girmeyen AB'ye hiç giremez. Ben çok küçüklüğümden beri maç izliyorum. Son zamanlarda araya polis girdiğinde ayıplanırdı, 'a ne oluyor?' denirdi. Bu seyirci profilinin değişmesi lazım. Birbirini asan, kesen, düşman gören taraftarla nereye varacaksınız? Bir de futbolun geldiği yeri tartışmak lazım. Bu kalitede futbolla insanlar mecbur değil, televizyondan seyredenler çoğaldı. Ankara'ya laf ettirmem! "İstanbul'un en büyük problemi Ankara'dır denir ya... Yanlış anlaşılmasın ben Ankaralıyım, laf ettirmem... Türkiye'nin yönetim anlayışındaki ağır merkeziyetçiliği, bürokrasiyi ortaya koyuyor bu söz. Dünyanın hiçbir yerinde kalmadı artık bu. Kamu hizmetlerinin yüzde 85'inin merkezi idare tarafından, bunun yüzde 99'unun da Ankara'dan yürütüldüğü bir sistem. Yeni kanunlarla temsili demokrasi artık yetmiyor. Katılımcı demokrasi yerleşiyor. Böyle bir sistemle İstanbullu rahatlayacaktır. Merkez kuralları koyacak, standartları belirleyecek ama uygulamaları yerel yönetim yapacak. Halen çevre hizmetleri, sosyal hizmetler, afet hizmetlerini merkezden yürütebilir misiniz?" (Fotoğraflar: Gültekin Kaya) Polis sigorta eksperliği yapar mı? "Kapkaç terörünü bitirmenin sadece polisiye yönü yok, İstanbulluların bunu bilmesi lazım. Nasıl sokak çocukları konusu sadece polisin konusu değilse kapkaç da böyle. Olayın eğitim, psikolojik boyutu var. Ekonomik boyutu en başta. Londra'nın özel kameralar hariç 28 bin kamera ile kontrol edildiğini biliyor musunuz? Büyük şehirlerde bunu yapacaksınız başka yolu yok. Trafik kazası oluyor polis gelmeden kimse gitmiyor. Dünyanın neresinde polisin sigorta eksperliği yaptığı görülmüş?" 'Eğitime destek' çağrısı "Önümüzdeki üç yıl içerisinde 15 bin derslik yetiştirmek zorundayız. Artık İstanbul'da ilköğretimde bilgisayar laboratuarı olmayan okul kalmıyor. 12 bin bilgisayar aldık. Okullarımızın tamamını doğalgaza dönüştüreceğiz. Ve derslik başına öğrenci sayısını 30'a düşürene kadar bu devam edecek. Hayırseverlerimiz günden güne artıyor ama ben vatandaşlarımıza tekrar sesleniyorum 'eğitime destek kampanyasına' katılsınlar.." Bu kış yollar kapanmayacak * Kışla birlikte, 'yine yollarda kalacak mıyız? Okullar tatil mi?' soruları başladı. Bu sene olmayacak inşallah. Meteorolojiyle işbirliği halindeyiz. Okulların tatil olup olmadığı ya akşamdan ya da sabah çok erkenden, çocuklar evden çıkmadan bildirilecek. Karayollarının makine parkı yetersizdi, biz üstümüze düşeni yaptık, İl Özel İdaresi 10 milyon dolar katkıda bulundu. Daha çabuk ve etkili müdahale edilecek. * Bir röportajınızda İstanbul'un en büyük problemi olarak su havzalarının korunmasını göstermiştiniz. Evet. İstanbul'un pek çok problemi var ama sıralama isterseniz, su havzalarının korunması hayati bir konudur. Diğer konuların hepsi, çaresi bulunabilecek, zamanla çözülebilecek problemlerdir. Ama su havzasını koruyamazsanız onun yerine bir şey yapamazsınız. Su hayat demek ve devamını sağlamalısınız. Ne metro, ne ulaşım ne başka bir konu. * Yıllardır 'Kentli olma, İstanbullu olma bilinci' diye söylenir. Bu kadar kalabalık ve kozmopolit bir şehirde, her gün de cebine bilet parasını koyup kendini buraya atmaya çalışan yüzlerce insan varken bu nasıl olacak? İstanbul'cu olsak yeter. Yaşadığımız kentin menfaatlerini önde tutalım, İstanbul'un gerektirdiği davranış biçimlerini sergileyelim, sorumluluk sahibi olalım, elimizi taşın altına koyalım, katılımcı olalım. Bura bizim doyduğumuz yer, en az doğduğumuz yere gösterdiğimiz özeni buraya göstermeliyiz. * Böyle bir kentte Makamı Vilayette oturmak nasıl bir duygu? Çok özel bir duygu. Bir idareci için çok önemli. Ben Cumhuriyet döneminin 21., tüm İstanbul vilayetinin 25. valisiyim. Stajer kaymakamlığa büyük umutlarla başlıyorsunuz. Ben 43 yaşında vali oldum ve Niğde'ye atandım. Ardından Büyükşehire Kayseri'ye Vali oldum, sonra Gaziantep ve Samsun geldi. Belki hemen Samsun'dan sonra değil de Ankara, İzmir ve ondan sonra da İstanbul olur mu olmaz mı düşünüyorsunuz. Ama her meslekte en üstü hedeflemiyorsanız o işi sevmiyorsunuz demektir.