"Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde, kötü günde hep yanında olacağıma" diye yeminler ettik, sözler verdik. Hep güzel şeyler, iyi şeylerdi beklediğimiz. "Evet" derken belki de hiç aklımıza gelmedi zor zamanlarda ne yapacağımız... Sonra zor anlar geldi, başedemedik. Yeminleri unuttuk, yanyana duramadık, uzaklaştık çoğu zaman... Ama yeminine sonuna kadar sadık kalan birini konuk ediyoruz bugün. Zor zamanlarda dimdik eşinin yanında duran Şükran Balkanlı'yı... -4.5 yıl içerisinde hayatınızda çok şey değişti şüphesiz. Gördüğümüz kadarıyla sadece bir eş gibi davranmıyorsunuz. Yaşadıklarınızı anlatır mısınız?... "-Sedat artık hiç konuşamıyor, hareket edemiyor. Her şeyiyle bize bağımlı. Öyle olunca da ben annemmiş, babammış, kocammış ayıramıyorum. Ya da evin küçük çocuğu gibi kabul ediyoruz Sedat'ı çoğu zaman, öyle seviyoruz. İlk başlarda çok kötü şeyler yaşadım. Depresyona girdim, kendimi öldürmeyi düşündüm. Hiç kolay değildi. Ama her seferinde önce çocuklarım gözümün önüne geldi. Çünkü diyordum babaya da bana da ihtiyaçları var. 'Allahım aklımı koru' diye dua ederdim. Sedat boşanalım diye çok yalvardı. 'Ben bu halde olacağım gençsin git hayatını yaşa' dedi. Ama ben gerçekten seviyorum onu. Sedat çok mükemmel bir insan olduğu için ben çekiyorum..." -O ilk günlerle bugün arasında bir karşılaştırma yaparsak?... "-Bu durumu kabullenemiyorduk. Özellikle de Sedat için, her gün bir şeyini kaybetmek zordu. O, günden güne çöktükçe biz kahroluyorduk. Oraya gidiyorduk, buraya gidiyorduk yok. Her şeyi denedik. Yurt içinde çaresini bulamayınca, Amerika, Almanya, İngiltere.. Fakat oralardan da sonuç çıkmadı. Benim ailem Sedat'ın ailesi birbirimize kenetlendik. Zamanla her şeyi rayına oturttuk. Sanki Sedat evlendiğimizden beri böyleymiş gibi geliyor şimdi..." -10 ve 11 yaşlarında iki oğlunuz var. Bu yoğunlukta onlarla ilişkileriniz nasıl?... "-Onlarla inişli çıkışlı bizim ilişkimiz. İlgi istiyorlar, sevgi istiyorlar. Okuldan gelip, babanın üstüne atlıyorlar 'hadi baba, iyileşmedin mi baba, bizi gezmeye götür baba, seni bekliyoruz baba'.. Baba da bunu veremeyince.. Onlar için hiç kolay değil..." Dostluğa inancımı kaybettim -Size destek olan arkadaşlarınız dostlarınız var mı, eski arkadaşlarla ilişkileriniz nasıl?... "-Yok..Yok.. O zamanmış futbolcu arkadaşları, eşleri falan.. Sedat arkadaşlarını çok severdi. Onlarla çok şey paylaşırdı. Ben bu olaydan sonra dostluğa olan inancımı kaybettim. Tabii herkesin kendine göre bir yaşamı var anlıyorum.. Ama, hep geleceğiz de dayanamıyoruz da sözleri..." -Ziyaretçileri seviyor mu eşiniz?... "-Çook.. O kadar çok seviyor ki. Biz eve zorla misafir davet ediyoruz. Oturtur şunu ara bunu ara, gelsinler. Ben anlatamıyorum onlara, onu sizler ayakta tutuyorsunuz... Birkaç kişi bayramda, kandilde mesaj çeker o kadar. İki ay oldu babası kanserden vefat etti ne arayan oldu, ne soran.. İyi günde herkes birbirinin yanında önemli olan bu günlerde yanında olmak. Bizim maddi değil manevi desteğe ihtiyacımız var..." -Bu kadar güçlü olduğunuzu biliyor muydunuz?... "-Hayır... Hayır... Biz şimdi hep umutla yaşıyoruz. Her sabah acaba bugün bir şey var mı diye kalkıyoruz. O umut olmayınca yaşanmaz zaten. Bir de Sedat'da yaşama sevinci, hırsı çok fazla..." -Kendinize vakit ayırabiliyor musunuz?... Kendiniz için neler yaparsınız?... "-Bütün gün, bütün gece onunla birlikteyiz. Sedat'ın iki kişiye ihtiyacı var. Yardımcı kadın ve ben. Çocukların okul toplantıları, Sedat'ın alış-verişi dışında genellikle evdeyim. Kendim için yaptığım... Canım sıkıldıkça birşeyler üretmek istiyorum ama.. Dantel örerim işte.. Ben de hep ağlayamam ki. Sedat'a diyorum ki bazen aynaya baktığımda kişiliğimi kaybettiğimi görüyorum. Rol yapmaktan sıkıldım artık..." -Rol mü yapıyorsunuz?... "-Her şeyimiz rol. 'Hastayım' diyor. 'Hayır iyisin, turp gibisin' diyoruz. Çünkü ne kadar üzülürse o kadar sinir hücresi ölüyor. Hep ona moral vermeye çalışıyoruz, espriye vuruyoruz her şeyi..." -Başka beklentiler, planlar varken birdenbire hastalıkla karşılaştınız. Hiç 'neden biz' diye sordunuz mu?... "-'Neden ben, neden biz' diye çok sordum. Sedat derdi ki 'o soruyu sorma çünkü cevabını asla bulamazsın..." -Peki eşinizin yerinde siz olsaydınız?... "-Ben bunu ona soruyorum. Asla diyor senin benimle uğraştığın gibi uğraşmazdım. Seni atmazdım da. Ama bakmaz birine baktırırdım..." "Neden bu erkekler böyle" diyoruz.. Bu sırada Sedat bey de gülümsüyor. Kendini ifade etmesine yardımcı olan alfabe (Sedat vücudunu hareket ettiremiyor ve konuşamıyor. Gözleri ve kaşlarıyla anlatıyor pek çok şeyi. Onlar yetmeyince alfabeden harfleri gösteriyorlar kendisine) aracılığıyla kendisini arayanlar konusuna dönüyor, Yılmaz Vural'ın arayıp sorduğunu söylüyor. Yılmaz hocayı çok sever 'baba' dermiş kendisine. Eşimin her şeyini özledim -Eşinizin en çok neyini özlediniz?... "-Her şeyini.. Her şeyini çok özledim. Çocuklar diyor 'anne be sesini özledik'. Bir kasedi var dinliyoruz. Çok hareketliydi, hiç yerinde durmazdı. Çocukları çok sık yemeğe götürürdü. Şimdi diyorlar 'hadi baba iyileş de bizi yemeğe götür' -Sedat Bey en çok neyi özledi?... "-(Dönüp Sedat'a soruyor.) Yürümeyi, dışarı çıkıp dolaşmayı özledi. 'Kalktığımda' diyor 'ilk işim dolaşmak, araba kullanmak olacak. Acaba diyorum araba kullanmayı unutur mu insan?..." F. Bahçe berbat Sedat mideden besleniyor "Ben blenderda her şeyi öğüterek ona veriyorum ama tadını alamıyor" diyor Şükran üzüntüyle. Böreği çok severmiş Sedat. "Arkadaşları çağır, börek yap yesinler" dermiş sık sık. Arkadaşları "mutfakta yiyelim, yanında değil" diye çekinirken o "Hayır siz yerken ben tadını alıyorum" diye göndermiyormuş onları... Bu arada Sedat, Stefan Hawking'den sözediyor. O da 30 yıldan beri mücadele ediyor diye. Tıptaki gelişmelerden umutlular. Kök hücresi konusundaki çalışmalardan olumlu sonuç alınırsa Sedat da kobay olmak istiyormuş... Gündüz 12'den gece 1'e kadar oturduğu koltuğunda televizyon izleyerek, müzik dinleyerek geçiriyor günlerini Sedat. Ekonomik gelişmeler ve tabii ki futbol. "Ne olacak lig" diye sorduğumda "Fenerbahçe berbat, Galatasaray iyi" diyor. "Gelin sizi Galatasaray'lı yapalım" dediğimizde şükran hanım "Zaten onun içi Galatasaray'lıdır" diyor gülerek... Sedat Balkanlı'nın eli-kolu, konuşan dili olmuş eşi Şükran; "-Biz evlendiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Birşeyler yaptık, kendi yağımızla kavrulur hale geldik. Sağlığında ben hep onun yanındaydım, o da benim. Bu şekilde nasıl terkederim. Çocuklar okuldan geliyor, bazen Sedat masajda oluyor, onu koltuğunda görmeyince 'anne babam!' diye bağırıyorlar. Koltuğun boş olması onları çıldırtıyor. Onun bu koltuğu doldurması bile bizim için büyük bir şans. Kadının gücü... Bir kadının gücünü, Bir annenin sonsuz şefkatini, Bir eşin yeminine sadakatini, vefasını bulacaksınız bugün satırlarda... "İyi ki sizin gibiler var" diyerek... ... "Sedat Balkanlı" özellikle futbolseverlerin yakından tanıdığı bir isim. 1993-94 sezonunda Galatasaray'da futbol oynarken yıldızı parlamıştı... Ardından Fenerbahçe Başkanı Ali Şen onu sarı-lacivertli renklere bağladı. 1995-96 yılları onun futbol hayatının zirvesinde olduğu yıllardı. Fenerbahçe defansının belkemiği olan Sedat Balkanlı'nın hayatı 1997 yılının Nisan ayında tamamen değişti... O yeşil sahalarda en verimli yıllarını yaşarken amansız bir hastalık yapıştı yakasına. Sonrasında zorunlu jübile geldi, yeşil sahalara veda etti Sedat Balkanlı. Fenerbahçe defansında Sedat'ın ayrılışıyla boşalan yer bir daha doldurulamadı. Kısa bir süre öncesine kadar yeşil sahalara sığmayan Sedat, şimdi bir koltuğa mahkum biçimde yaşıyor. Bunlar onun hayatının şanssızlığı olsa da eşinin varlığı aslında en büyük şansı Sedat'ın. Belki Sedat eşinin elini sıkamıyor ama, Şükran'ın eli hep onun elinin üstünde. Şefkatle, sabırla, sevgiyle... Geride bıraktıkları 12 yıl keskin dönüşlerle dolu. Bir dönem hızla yükselen bir grafik, hayranlar, takdir edilmeler. Ve o coşku yaşanırken çıka gelen hastalık. Son 4.5 yıl zorluklara alışmanın, içlerindeki gücü keşfetmenin, bir anlamda sevgilerini sınamalarının dönemi gibi. Şükran belli ki eşinin hissettiklerini anlamaya çalışmakta. "Hiç kıpırdamadan durmayı denemek istiyorum ama olmuyor, her yanım uyuşuyor. Ya da hep aynı yöne uyumayı, insan nefes alamıyor, boğuluyor sanki" diye anlatıyor. Sedat bakışlarıyla anlatıyor herşeyi ve onu en iyi "Şükran"ı anlıyor...