"-Tiyatro değişen olaylarla şartlarla atbaşı gitmesi gereken, bana kalırsa bazı olaylarda önde gidip onu karşılaması gereken bir sanat dalı. Diğer ülkelerdeki hayatın sentezini sahnede görürsünüz. O bakımdan bütün değişimleri takip etmek zorundasınız. Bizde hükümet değişir, yeni bir başkan gelir, o da kendine göre bişeyler yapar, ihtilal olur perde kapanır. O seyirci kaçar sonra onu yakalamak için herşey silbaştan olur. Onun için Türk Tiyatrosu ne kadar acele etse hep geç kalır..." "Türk Tiyatrosu utansın" -Son dönemlerde tiyatro sahnelerinde mankenler ya da başka popüler isimler yer almaya başladı. Ya da televizyonlardaki durum komedilerinde yıllarını tiyatroya vermiş sanatçılar hiçbir tiyatro geçmişi olmayan popüler isimlerle aynı sahneyi paylaşıyor?... "-Bu dünyanın her yerinde oluyor, bizde de olacaktır. Hakedenler kalacak diğerleri dışlanacaktır. Sahne atar, seyirci kabul etmez zaten. Şimdi prestij adına hepsi tiyatrocu oldu. Çıkıyorlar, tiyatro oyuncusu ünvanını alıyorlar, ama olamıyorlar tabii. Gene de hoşuma gidiyor. Niye? Tiyatronun değerini ağırlığını anladılar. Genco bir iş yaptı. Sitcom vari. Para da kazanıyor, medyada geniş yer buldu. Bu Genco adına iyi mi kötümü bilmiyorum. Bazıları Genco'nun böyle hafif bir komediyle perde açmasını pek hoş karşılamadı. Genco buna mecbur kalmışsa Türk Tiyatrosu utansın. Kaldı ki oyun içinde pek çok mesaj veriyor. Bu işi yapması bile başlı başına bir mesajdır..." -Toron Karacaoğlu, Suna Pekuysal gibi bir zamanlar aynı sahneyi paylaştığınız isimler de şimdi televizyonlarda sitcom'larda rol alıyor. "-Onları çok özlemişim, seyrediyorum. Bana da benzer bir teklif geldi. Şimdi Çolpan'ın oynadığı rol teklif edilmişti. Ama ben sitcom'a ısınamadım. Ağırlıklı olarak komediler müzikaller konuluyor sahneye. Bunu Türk Tiyatrosu açısından değerlendirirsek bu durum tiyatroyu aşağıya çekiyor. Çok güzel çalışılmış kaliteli bir oyun koymalı dedik ama onu yapacak kadroyu bulmak zor. Biraz yozlaştı. Herkes manken oldu, mankenler de tiyatrocu. Şu ara böyle bir harmanlama dönemi yaşıyoruz. Sağda solda gençler tiyatro yapmaya başladı ama bakalım nereye kadar..." Perde indiren tiyatrolar -Haldun Dormen, Tevfik Gelenbe kapandı. Gazanfer çok zor şartlarda perde açıyor. Şehir tiyatroları var işte. O da yeteri kadar kaliteli eleman bulursa. Gencay Gürün kaliteli işler yapıyor ama komediden öteye gidemiyor. Şimdi herkes arayış içinde. Çok kaliteli oyuncular devre dışı kaldı. Mesela bir Metin Akpınar. Bu durum ümitsizlik verse de ben en kötü zamanlarda bile durun bakalım derim. 2004-2005'te bazı şeyler yerşine oturmuş olacak gibi geliyor..." -Tiyatroda en çok kadınlardan çektim diyorsunuz kitabınızda. Bunun sebebi neydi?... "-Herhalde kökeninde kıskançlık vardı. Benden çekenler de olmuştur belki. Sanki ben olmasaydım bütün rolleri o oynayacaktı. O roller ben düşünülerek yazılmışsa bunun kabahatlisi ben değilim ki. Ama zamanla size çok zarar veren ve yıpratan kişilerle dost kalabiliyorsunuz. Ama büyük kırgınlıklarım da var..." -Şimdi neler yapıyorsunuz?... "-Tiyatroda kadın özgürlüğü ile ilgili bir konferans hazırlıyorum. Kadınlar 17'nci - 18'inci yüzyılda sahneye çıkmaya başlamış. Düşünsenize Romeo Juliet de Juliet'i bir erkek oynuyormuş..." -Geriye dönüp baktığınızda, yapmak isteyip de yapamadıklarınız var mı?... "-Sinemayı harcadım. Üstelik hayatımın ilk ödülünü sinemada almıştım. Sabredebilir, başrolde ısrar edebilirdim. Çok çabuk karakter rollerine geçtim. Bunu düşünür hep üzülürüm..." -150'den fazla oyunda ve pek çok filmde başrol oynadınız. Ama kitabınızda 'daha istediğim rolü oynamadım, daha çılgınını istiyorum' diyorsunuz. Nedir o rol?... "-Onu ben de bilmiyorum. Daha yapılmamışı, denenmemişi, şaşırtıcı olanı, onu rol belirleyecek. Bu yaştan sonra olur mu bilmiyorum. Ama bir rolü çalıştığınızda o bitiyor. İnsan doyumsuz. Hep daha güzeli iyiyi yapmayı aramaz mı?..." "Yüzde 90 ilgilenmiyor" -Tiyatro halka yeterince ulaşamadı demek yanlış olmaz herhalde. Bunda oyuncuların halktan uzak durmasının etkisi var mı; sebep neydi?... "-Tiyatro genel olarak hayatımızda yok ki. Türk insanının yüzde 90'ının hayatında yok. Eğitimimizle ilgili. Tiyatro eğitimi küçükken verilmeli. 14-15 yaşından sonra herkes tiyatrodan birşeyler kaparak çıkabilir. Bir tiyatro kültürü vermek lazım. Tiyatro halkla buluşmalı, halkı alıp yukarı çıkarmalı..." -Bunda seçilen oyunların etkisi var mı? Yerli oyunlar seyirciyi daha mı çok çekerdi?... "-Devamlı yerli oyun oynamak lazım. Ne zaman yerli oyun koyduysak iş yaptı. Benim bir tiyatrom olsa öyle bir yelpaze yaparım ki hepsini veririm. Yerli oyun olsun, yabancı oyun olsun ortak bir noktada, insanda birleşmek lazım. Kendi insanının sorunlarını vermenin yanısıra dünyada neler olup bitiyor onu da vermek lazım. Burada rejisörün, oyuncunun başarısı devreye giriyor..." Ve perde ! Yanyana duran iki mask... Biri gülen, diğeri ağlayan. Yaşamın aynası tiyatroyu anlatan iki mask... ...Ve sahneye taşınan hayat hikayeleri, birbiri ardına değişen roller... Her akşam hiç bilmedikleri, tanımadıkları insanların karşısına geçip bu iki maskın arkasındaki binlerce yüzü sahneye taşıyan tiyatro sanatçıları... Onlarla buluşan, oyunun kahramanlarında kendilerinden birşeyler bulan, oyuncuları alkışlarıyla besleyen tiyatro seyircileri. Sahnede bir ömür nasıl geçer acaba?... Birbiri ardına kapanan perdelerin arkasına oyuncular neleri saklar?... Elli yılını sahnede geçirmiş, tiyatronun yanısıra beyazperdede de başarılı olmuş bir isimle bunları konuştuk. Çocukluğumda izlediğim Türk filmlerinde başrol oyuncusunun annesini oynayan ama anne olmak için çok genç duran o güzel kadını; Nedret Güvenç'i konuk ettik. Neredeyse bir ömrü tiyatro sahnesinde geçiren Güvenç, işindeki başarısının yanında evliliğini ve kızını da hiç ihmal etmemiş. Hayat hikayesini anlattığı kitabı, "Bir zamanlar İzmir'de"; Muhsin Ertuğrul'dan Avni Dilligil'e, Bedia Muvahhit'ten Cahide Sonku'ya tiyatro ve sinema tarihimizde bir yolculuk gibi. Bugünkü sohbetimizde tiyatromuzun içinde bulunduğu duruma da kısa bir bakış yapmış sayabiliriz kendimizi. İşte perde Nedret Güvenç için açılıyor bir kez daha... "Bir Zamanlar İzmir'de" ğ Kitap sadece tarihçe değil, Türkiye şartlarında en vasat ortamlarda bile insanın isteyince birşeyler başarabileceğini kararlılıkla en azından tiyatroda birşeyler yapabileceğini gösteren bir kitap. ğ Cahide Sonku çok güzel bir kadındı. Çok kültürlü değildi ama çok etkindi. Sanırım bir çeşit büyüklük hastalığına yakalanmıştı. Benim dönemimde onun tiyatrosu eskimişti. ğ Türkan Şoray'ı hatırlıyorum. Gençliğinde yanında hep ayna taşırdı. Çekimler sırasında sürekli yüzüne bakardı. ğ Eşimle Çetin Altan'ın oyununda tanıştığımız için nikah şahidimizin biri o, biri de Bülent Ecevit'in annesi Nazlı Teyze idi. Nazlı Teyze'yle kayınvalidem, birlikte çok güzel yağlıboya resimler yaparlardı. ğ Şöyle bir meclise bakın, nasıl konuştuklarına bakın. Tiyatroyla falan ilgilenmiyorlar. Tiyatro müzik eğitimi yok. Bir vekilin, bürokratın eğitimli olması lazım. Tiyatroyla ilgili karar veren yöneticiler tiyatroya gelmiyorlar ki. İkinci kitap için çalışıyorum. Tiyatrodaki olaylar ve anılarımın yer aldığı bir kitap olacak. Tiyatro hayat tarzıdır "-Hangi tiyatro oyuncusuna bakarsanız bakın, tiyatronun bir yaşam biçimi olduğunu görürsünüz. Hayatınızdaki diğer şeyleri ona uydurursunuz. Farklı çalışma saatleri ve yerleri olan bir meslek. Gece herkesin eve döndüğü saatte siz işe gidersiniz, herkesin uyuduğu saatte karnınızı doyurursunuz. Film setleri de sizi sizden alır. Ne saati, ne yeri bellidir. Eşim bir süre tiyatroda görev aldığı için işin mutfağını biliyordu. Nerede niçin geciktiğimi bildiği için anlayışlı davrandı. Benim şansım buydu; bu da sorunları engelledi. Özel hayatım benim özgürlüğümdü. Fazla magazin oyuncusu olmak istemedim. Mesleğimle özel hayatımı, kızımı ayırmayı başardım. Yalnız yaptığım işlerle basında yer aldım. Herkesin hayal ettiği Juliet rolünü hamile olduğum için kabul etmedim. Bu bir taviz değil benim için, bunu yapmak gerekirdi. Temiz, doğru dürüst bir evliliğe başlamışsanız; bir de çocuk varsa bazı şeyleri yapacaksınız..