Türkiye çöl olmasın

A -
A +

'Erozyon Dede'... İsimler takılır bazı insanlara yaptıkları işlerle ilgili. Asıl işleri bir kenarda kalır, sonra da üstlendikleri görevlerle anılırlar. İşte takılan ismin tam yerini bulduğu, yaptığı işin hakkını veren bir konuğumuz var bu hafta. Yani TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca... Aileden kalan örme-triko şirketi Karaca'yla yıllar önce ihracatın liderliğini yapmış Hayrettin Karaca... Ama tabiat sevgisi hep içindeymiş. 50'li yaşlarda Türkiye'deki ilk özel arboretomu kurmuş, gezdiği her yerden tohumlar toplamış. Ve 70 yaşında yeni bir meslek edinmiş, Türkiye'deki çevre çalışmalarının liderliğini üstlenmiş. Sanayici arkadaşı Nihat Gökyiğit'le birlikte 1992'de kurdukları TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı); bugün sivil toplum hareketleri içerisinde en etkili olanı demek yanlış olmaz herhalde... Türk insanına ağaç dikmenin anlamını kavratmakta ve erozyonun ne büyük bir tehlike olduğunun beyinlere kazınmasını sağlamakta vakfın önemi inkâr edilemez. İşte o günden bu yana adım adım ülkeyi dolaşıp her yerde bu konuyu anlatıyor Hayrettin Karaca. Yola çıktığı günden beri enerjisi de, amaçladığına doğru gidişi de hiç değişmemiş. Değişen bir tek şey var: İsmi. O artık Türkiye'nin 'Erozyon Dede'si çünkü... TEMA Vakfı'nın Levent'teki merkezinde buluşuyoruz. Aslında açık havada yapacağımız sohbeti; birdenbire bastıran kar yağışı sebebiyle vakıfta gerçekleştiriyoruz. Hayrettin Karaca, senelerdir hep üzerinde görmeye alıştığımız kırmızı kazağıyla karşılıyor bizi. 11-12 senelikmiş, öğreniyoruz. İçerde tatlı bir telaş var. TEMA'nın yeni kampanyası "1 milyon fidan"a destek için çalıyor telefonlar. Sohbete başlamadan önce bir telefona cevap veren Karaca'nın sesindeki coşku ve mutluluk duyulmaya değer. 'Yüz bin, yüz bin fidan!' diye tekrarlıyor mutlulukla. Teşekkürün ardından yanımıza gelip anlatıyor. 'Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan kampanyaya yüz bin fidanla katılıyor' diyor. Yüz bin fidan 250 milyar demek. Biz de yeni kampanyanın nasıl gittiğini, kaçıncı fidanda olduklarını soruyoruz önce: 'Bilinçlenmeliyiz' - 1 milyon bir sembol aslında. Biz ise şimdiden hedefi aştık. Akılda kalıcı bir sayı olmalı. Pazar günü (bugün) 10 ulusal kanalda yapılacak yayınla bu sayının çok daha artacağına inanıyorum. Bizde çevre bilinci oturdu. Ama doğru oturmadı. Nereye ne ağaç dikeceğimizi bilmiyoruz. Uzun zamandan beri meşeyi kesip yerine çam dikmişiz. Bu yanlışlık çok yaygın. * Söz meşeye gelince, daha önce başlattığınız 10 milyar meşe palamutu projeniz ne durumda? - İyi gidiyor, 1 milyarı yakaladık. İlk iki sene çok iyiydi sonra deprem ve ekonomik kriz etkiledi. Bu, Türkiye için değil; belki de dünyada ağaçlandırma bakımından en büyük proje. Milyarlarca ağaç dikiliyor, bir gönüllü kuruluş ve bir ülke büyük hedef aldı. İlk tohumumuzu Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne koyduk. Son meşe palamutunu da Cumhuriyetin 100. yılında sizler Anıtkabir'e koyacaksınız. * Hep beraber olur umarım... - Benim umudum yok, sizler koyacaksınız. Gerçi daha yeni 83 oldum ama dur bakalım... * Ağaçlandırma konusunda alınan yol gerçekten sevindirici. Ama siz sık sık 'her sene şu ilimiz kadar toprak kaybediyoruz' diye tekrarlasanız da bunu algılamakta bir problem yaşıyoruz galiba. - Orada ağaç kadar başarılı olamadık. Toprak yoksa, ağaç dikebilir misin? Dünyayla kıyaslarsak Türkiye, bütün kara parçalarının 192'de birine sahip. Dünya her sene 25,5 milyar ton toprak kaybediyor erozyonla. Türkiye ise 1 milyar 200 milyon ton toprak kaybediyor. Dünya bir kaybederse, biz 11.8 kaybediyoruz. Kimsenin bundan haberi yok. Bir takımımız maç kazanınca bayram ilan ediyoruz, sokaklara dökülüyoruz; ama ülke elden gidiyor, farkında değiliz. 'Önce toprak' * Dünya ekonomisi açısından baktığımızda, toprak erozyonunun sonuçları nasıl etkileyecek? - Ayağımızın altından dünya gidiyor, geleceğimiz gidiyor, açlar çoğalıyor. 1995'de yayınlanan bir araştırmaya göre dünyada tarıma ortak verilen destek 330 milyar dolar. Bunun 300 milyar dolarını ABD ve Japonya veriyor. Benim devletim IMF'yle anlaşma imzalarken bunu bilmiyor muydu? Dünya ekonomisinin temeli tarım. 'Dünya Ekonomisinde Sessiz Kriz' adlı kitap şöyle uyarıyor: 'Dünya ekonomisinin temelini tarım oluşturduğuna göre, bu üst yüzey toprak kaybına tedbir alınmazsa ekonomi tümden çökecektir.' O halde milli ekonominin temeli ziraat. * Bunca çaba, koşturma, emek... Nedir hayalinizde olan? - Bağımsız bir Türkiye benim hedefim. Onun da topraktan geleceğine inanıyorum. Açlığın, sefaletin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin bir numaralı şifası toprak. 'Toprak verimlidir, üretkendir' diyor Atatürk. Ulu önder Cumhuriyeti gençlere emanet etmiş; ama gençleri, seni beni kime emanet etmiş biliyor musun? Toprağa, toprağa! Ben 10. Yıl Marşı'nı okuduğumda 11 yaşındaydım. Bak ne diyor 'Yurt toprağı, her şey sana feda olsun; kutlu olan sensin, fakat sen Türk ulusunu sonsuza dek yaşatmak için verimli kalacaksın.' 'Tarımın derdi var' diye sempozyumlar olur, ben giderim. Dertleri sayarlar, en sonunda ben derim ki 'Tarım nerede oluyor, topraksız tarım olur mu?' Toprağın derdini çözmeden tarımın derdini nasıl çözeceksin? 'Hep şükrediyorum' * Siz büyük acılar da yaşadınız. Bütün bu koşturma, çevreyle ilgilenme bir çeşit kaçış olabilir mi? - Cenab-ı Allah'ın takdiri bu, şükretmeyi biliyorsan her şeye razı olursun. Ben feleğin çemberinden geçtim. Çok mutlu günlerim de oldu, çok acı günlerim de. Onu veren, diğerini de veriyor. Geriye döndürebiliyor musun? Onun için kaderine razı olacaksın; bakacaksın etrafa neler var ve ne yapabilirsin? Sonuçta hayat devam ediyor... Siz de '1 milyon fidan' kampanyasına destek olmak istiyorsanız, www.tema.org.tr adresinden bilgi alabilir; Akbank Levent Şubesi 82525, İş Bankası 1003843 ve Ziraat Bankası 517178 no'lu hesaplara yardımda bulunabilirsiniz. 'Erozyon Dede' ismi nereden geldi? Bir grupla birlikte Karadeniz yaylalarında bir bitki arıyorduk. Yüksek yerlerde nefesim daralınca, ben boynumda iki fotoğraf makinesi ve şapka ile turist gibi döndüm köye. Çocuklar bana 'Hello' diye seslendi; ama içlerinden biri 'Seni tanıyorum, televizyona çıkıyorsun ve kesme diyorsun' dedi. Sonra da arkaya dönüp diğerlerine 'Bakın, Erozyon Dede gelmiş' diye seslendi. Bu isim de bana kaldı! Bakarsan bağ olur! Bolu-Seben-Kozyaka köyü. Orman idaresi o yıl kesim, nakliye vermezse açlar! 120 haneli köy 62 haneye düşmüş, insan az, gençler yok, köy kızları delikanlılara varmak istemiyor, 'maaşı olsun yeter' deyip şehre kaçıyor... Biz bu köyde meraların ıslahı için çalışmalar yaptık. Köylü önce bunu kabul etmedi 'Biz denedik, meralar verimsiz' diyerek! Biz ısrar ettik, yetişmez dedikleri yere 2 ton fi tohumu verdik. Sonra 22 ton fi tohumu aldılar; 44.5 ton da kuru fi samanı koydular ambara. Toprak, bakınca nasıl veriyor, gördüler. Verimsiz dedikleri mera ıslah oldu, diz boyu otlar yetişti. Endüstriyel yem üretmeye, fazlasını da satmaya başladılar. Şimdi paraları var, göç geri döndü, köy 90 haneye çıktı. Artık köy delikanlıları şehirli kızlara 'bana varıyor musun?' diyor. Geçen sene bu köy devlete 76 milyar KDV ödemez mi? 6-7 senede oldu bütün bunlar. Şimdi köyde herkes meşgul! Samsun-Bafra-Karaburç köyüne gidelim şimdi de... Oraya giden hocalar, 'Sizin yaptığınız yanlış; her ürüne aynı gübreyi kullanmanızdan kaynaklanıyor' dediğinde köylüler kabul etmedi. En sonunda; 'Bizim dediğimizi yapın, ürün az olursa parasını ödeyelim' dedik. İlk olarak tarlalarının belli bir bölümünde denemeye karar verdiler. Şimdi o köy, zengin oldu. Bu da 7 yıl sürdü. Peki; parayı bulunca ne yapıyor köylü? Özeniyor! Neye mi? 'Hülya Avşar tenis oynuyormuş, ben de oynayacağım' deyip tenis kortu kurdular köye. Kazanan köylü, esnaftan peşin alışverişe başladı, göç tersine döndü. 20 bin köyü bu hale getirirsen 5-7 senede -ki bu mümkün- IMF kalabilir mi o zaman?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.