Nereden başlamalı bu sohbet diye düşünerek çaldım Altemur Kılıç'ın pembe boyalı, ahşap evinin kapısını. İşe soyadından girsem, Kılıç Ali'li yıllara gitsem... Milli mücadele, Atatürk'ün yanından ayrılmayan zevat-ı mutad'dan (her zaman yanında bulunan kişiler) olan İstiklal Mahkemesi hakimi babası Kılıç Ali'den söz etsek çıkabilir miydim işin içinden acaba? Nitekim söz ettik de. Yazılarında, konuşmalarında fikirlerini net bir biçimde ortaya koyan Altemur Kılıç aynı netlikle anlattı o yılları. Duvarları Atatürk, onun yanındaki babası ve yaveri olan amcası Muzaffer Kılıç'ın fotoğraflarıyla dolu olan Emirgan'daki tarihi evde dünden bugüne uzandı sohbet. Zaman zaman eşi Güzide hanım da katıldı konuşmalara ama fotoğraflara girmek istemedi. Tarihe tanıklık etmiş, önemli isimlerin içinde büyümüş biriyle konuşup, sonra da sohbeti özetlemek zorunda kalmak kötü. Hiçbir cümleye, kelimeye kıyamıyorsunuz ama! 1924'ten bugüne uzanan dolu dolu, bir o kadar da renkli bir hayat hikayesi. 'Ben hayatta yoruldum kızım' diye başlayan ve sözün gittiği yere uzanan sohbetten dinlemeye doyamadıklarımdan aktarabildiklerim... 'Burada yoktuk bir süredir, Amerika'daydık. Ev de o yüzden daha tam yerleşmemiş kusura bakmayın' diye karşıladı bizi Altemur Kılıç. 'Konuya girişi o belirlemiş oldu böylece. Amerika ikinci vatanı diyenler haklı mıydı yoksa? -Green card falan yok. Olur mu öyle şey. Kendime reddederim öyle bir şeyi. Maalesef kızım Ayşegül Amerika'da doğdu, Amerika'lı. Torunum da. Şimdi 25 yaşında elektronik mühendisi, Londra'da çalışıyor. Zaman geçtikçe herkes bir tarafa dağılıyor. Bu ev de bize büyük geliyor artık. Burası eşimin evi. Eskiydi, biz restore ettik şimdi ya satacağız ya da kiraya vereceğiz.' İki kere evlenmiş, ilk eşi boşanmalarından daha sonra vefat etmiş. Şimdi Güzide hanımla evli. -Sizinki ailenizle, yaşadıklarınızla kelimenin tam anlamıyla dolu dolu bir hayat. Bizim merakla okuduğumuz hakkında bilgi edinmek istediğimiz kişilerin içinde geçen bir hayat. Atatürk'ün tokadını yedim -'Ben hayatta yoruldum kızım. Her şeyi gördüm. Harbi gördüm, hapishaneyi gördüm. Görmediğim şey kalmadı. İki evlilikte enteresan tecrübeler edindim onlar da yordu beni' diyor gülerek. Ve çocukluğundan itibaren anlatmaya başlıyor. -'Ankara'da doğdum. Babam Atatürk'ün yanında olduğu için hep Ankara'daydı. Atatürk'ü görmüş olanlardan çok az kişi kaldı. Ben Atatürk'ün muhitinde, yakınında büyüdüm. Hatta tokadını yedim. Yaramazlık yapmıştım. Sık sık gelirdi bize. Benim gözümde dev gibi bir adamdı, çok etkileyen... Gözleri çakmak çakmak. Bizi tarihten imtihan ederdi, güreştirirdi. 4 kardeştik. Babam çok sert aynı zamanda da yumuşak huylu bir adamdı. Ben genel müdür olduğumda bile babamın yanında ayak ayak üstüne atamazdım... Baba tarafımın anası Çerkez daha doğrusu Abhaz. Annem Topkapı mevlevihanesinin şeyhinin torunu. Özbekistan'dan gelmişler. Özbek tekkesinden geçerek Mevlevi olmuşlar. Kültürlü bir aile. Annemim babası Mülkiye'de Maliye hocası.' Milliyetçiliğim babamdan kalma 'Milliyetçiliği babamdan ve Atatürk'ün emir subayı olan amcamdan öğrendim. Milliyetçiyim ve Turancıyım. Kore'ye gönüllü olarak gittim askerliğimi istihkam subayı olarak yaptım. Hapishaneye girdim, Yassıada'da. 27 Mayıs'ta Adnan Menderes'in Basın yayın müdürüydüm 8-9 ay yattım. O dönemin o hataların cezasını çekiyoruz. Dengeler alt, üst oldu. Ama ordumuz sağlam bir kurumdu ki o zorlukları atlattı. Politikacılar her gün bir oyun sergiliyorlar. Bu arada en doğru, güvenilir olan ordu. Ondan sonra da tavırlarıyla Bahçeli ve MHP.' - AB konusunda gazete içinde farklı bir görüşü savunuyorsunuz. -' Yılmaz Öztuna gibi bir tarih hocası AB'yi müdafaa ediyor ben şaşıyorum. Telefonla konuştuk anlaşamadık. Avrupa'nın kapısında bekliyoruz şapkamız elimizde. Ha alındık, alınacağız diye. Haysiyetimiz nerede kaldı. Ben kendi torunuma da dert anlatamıyorum. 'Ama dede para gelecek falan'. Herşeyi ranta bağlamayın diyorum. Dinlemiyor.' Sezen Aksu, konserinde neden 'Ne mutlu Türküm diyene" demiyor -'Türk tarihini bilmiyorlar, bilgi sahibi olmadan tartışıyorlar. Bizim hatamız, biz öğretemedik. Biz babamızın dizinin dibindeydik, herşeye şahit olduk. Milli mücadeleden hemen sonra gelen kuşağız. Fakat bunları bu ruhu aktaramadık. Bir de Sezen Aksu hanım çıkıyor, Türk tarihini, hassasiyetlerimizi na kadar bilir bilmiyorum. Konserler veriyor, kim verdiriyor onu da bilmiyorum. Ben Anadolu'nun çok büyük bir birlik olduğuna inanıyorum. Kürt kökenli, Çerkez kökenli.. Bunlar bu ülkeyi oluşturanlar, bu ülkeyi ülke yapan kültürler. Kadın mozaik diyor. Türkiye bir ebrudur, mozaik değil. Mozaik parçalanır, ebru parçalanmaz. Ebru'da renkler birbirine uymuştur. Daha evvel de Dansın Sultanları, Anadolu Ateşi, Yıldız Kenter'in 'Ben Anadoluyum' oyunu, hep aynı temayı işlemişlerdi. Bu toprak zengin bir toprak biz de bununla iftihar ederiz. Sezen hanım çıkıp da sonunda Atatürk gibi sesi titreyerek 'Ne mutlu Türküm diyene' diyebilseydi çok makbule geçerdi. O zaman ben de sarılır yanaklarından öperdim. 30 Ağustos'ta sen bu şovu yap, gel İstanbul'da gaziler gününde yap ama şehitlerimizden, gazilerimizden hiç söz etme. Şimdi Avrupa'ya gidecek. Orada diyebilecek mi ne mutlu Türküm diyene. Hoşgörüymüş. Biz hoşgöre hoşgöre parçalandık.' Milliyetçiyim ve oyum MHP'ye -Söylediklerinize, savunduğunuz fikirlere katılmasalar da insanları çeken bir elektriğiniz var. Ve Türkiye gazetesi yazarları arasında farklı bir portre çiziyorsunuz, bazı konularda ters düşüyorsunuz. -Ben inanıyorum, numara yapmıyorum. Okuldan beri aynı fikirdeyim. Değiştim, komünist, liberal oldum desem bana inanır mısınız? -Peki eskisi kadar MHP'li misiniz? -Ben MHP'liden ziyade milliyetçiyim. MHP de yegane milliyetçi adres olduğu için oradayım ve ben bugün MHP'ye oy vereceğim başka çare yok. Kılıç Ali yanan lambayı niçin avuçladı? -Kılıç Ali'nin oğlu olmak büyük bir onur ama bir yük de getirmiştir herhalde. -'Babamın nereden geldiğine bakmak lazım. Babamın babasının aktar dükkanı varmış. Babası Rodos'dan gelmiş. Evlad-ı Fatihan'dan, Annesi Kafkasya'dan. Subay olmuş. Balkan savaşına katılmış, Çanakkale'de bacağından yaralanmış. Bana Celal Bayar anlattı Atatürk'le tanışmalarını. Babam kendine ait şeyleri pek anlatmazdı. Babamın kardeş çocuğu da Muzaffer Kılıç Atatürk'ün yaveri. Babam ve iki arkadaşı Atatürk'e iltihak etmek istiyorlar fakat daha önce Enver Paşaya katılmayı düşündüklerinden Mustafa Kemal güvenmiyor önce. Bir akşam vakti yeşil çuha masa etrafında toplanıyorlar. Ortada da bir lamba. Babam ve arkadaşlarına 'sen hangi cephede bulundun' diye sormaya başlıyor Atatürk. Sonra babama sıra geliyor. 'Sen benim her dediğimi sorgusuz sualsiz yapar mısın?' sorusuna babam, 'Yaparım komutanım' deyince 'Tut şu lambayı' diyor... Babam yanan lambaya yapışıyor, parmakları yanıyor fakat Mustafa Kemal'e de güven geliyor... Senin adın ne diye soruyor.. 'Emrullahzade Asaf' babamın adı.. 'Sen nerelisin' diyor Atatürk 'Beşiktaş'ın Kılıç Ali mahallesinden' deyince 'sen bundan sonra Kılıç Ali olarak Antep'e gideceksin milli mücadele için' diyor ve ondan sonra ölene kadar Atatürk'ten ayrılmıyor.. 1919'dan ölümüne kadar hep yanındaydı. Biz de o yüzden babamızı çok az görürdük. Amcamızın, halamızın yanında büyüdük. Bir gün gelir giderdi, zaman zaman görürdük.' Beni tanıyan başbakanlar -Kendi hikayenizi, ailenizi, yaşadıklarınızı yazıyor musunuz? -Yazıyorum. -Hangi aşamada. -'Koleji bitirdim.' diyor kahkahalarla. -Rahşan ve Bülent Ecevit'i tanıştırdınız yani. -Evet. Bir kolejden öteye geçebilsem anlatacak çok şey var. Adı bile belli kitabımın. Beni tanıyan başbakanlar.' -Kaç başbakan? -9 tane. İsmet Paşa, Celal Bayar, Ferit Melen, Adnan Menderes, Naim Talu, Nihat Erim, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Bülent Ecevit... -Mesut Yılmaz da var herhalde. -Mesut Yılmaz'ı tanırım ama sevmem. -En iyi hangisini tanırsınız? -En iyi Ecevit'i tanırım. En çok rahmetli Menderes'i severim. İsmet Paşayı da severim. Babamla arası hiç iyi değildi ama bana efendilik yaptı.. Nihat Erim başka türlü, Ferit Melen doğulu olmasına rağmen Türk milliyetçisiydi. Mason değilim! Sohbetimiz konudan konuya atlayarak devam ederken Altemur Kılıç soruyor bu kez 'Sen benim hakkımdaki bu şeyleri nereden biliyorsun?' diye. Okuduklarımdan, internette bulduklarımdan söz ediyorum. Başka neler var internette diye sorunca 'İddialar da var' oluyor cevabım. 'Neymiş onlar?' diyor önce, daha fırsat olmadan kendisi başlıyor anlatmaya' -Geçen gün internette bir herifle kavga ettim. 'Sen masonsun' diyor bana. Mason değilim. Sakalım mason sakalıymış. Huzur locasıymış ben bilmem bunları.