İnsan zamanla her şeye alışır! Dennis Smith, uzun süredir ülkemizde yaşayan bir Amerikalı yönetici. Gazetelerde sık sık yer alan 'beyin göçü' haberleri ve geleceğini Türkiye dışında aramak isteyen gençlerin sayısındaki artışı görünce; ülkemizde yaşayan 'bir yabancı' gözüyle durumumuzu değerlendirelim istedim. O taraftan bakınca Türkiye nasıl görünüyor? İstanbul'da yaşamak nasıl? İnsan uzun süre burada yaşayınca kendinde neler değişiyor? Nelere alışıyor diyerek... Öncelikle Türk yemeklerine, sonra geç başlayan toplantılara, sonra da yolsuzluk haberlerine alışıyormuş insan anladığım kadarıyla! Kendi deyimiyle ailesi biraz karışık Dennis Smith'in. Annesi İtalyan; bir de kızılderili var ailesinde. Yani tipik bir Amerikalı. Ama sohbetin sonunda bizde bıraktığı izlenim olumlu. Çünkü Türkçe'yi birçok Türk'ten daha iyi konuşuyor, tavırlarıyla da hiç yabancı durmuyor. İlk günler toplantılara geç gelen insanlara çok kızarmış, şimdi bu duruma alışmış. İşte ITE fuarcılığın Türkiye'deki kolu; E Uluslararası Fuar Tanıtım Hizmetleri Yönetim Direktörü Dennis Smith'in, Colorado'da başlayan, İstanbul'da devam eden hikayesi ve Türkiye değerlendirmesi... Bizim ülkemizde haberciler aslında şanslıdır. Çünkü hemen hemen her gün yeni bir konu gündeme oturur, daha onu tartışıp bitirmeden yenisi gelir üstüne... Sürprizlerle yaşaya yaşaya; en olmayacak olayları ve gelişmeleri duymaya da, aktarmaya da alışmışızdır. 'Türk hali' diye tanımlar, anlatırız kendi aksaklıklarımızı. İyi de, dışardan gelen biri nasıl görüyor bu olan biteni dersiniz? Bunu Türkiye'de 12 yılını dolduran bir Amerikalıya sorduk. Dennis Smith, Türkiye'nin Ortadoğu'da bulunan lokomotif ve her yönüyle örnek bir ülke olduğunu söylüyor. Anadolu'nun jeopolitik açıdan da çok iyi bir konumda bulunduğunu vurgulayan Smith, ekonomik ve siyasi istikrarın tam olarak sağlanması ve AB'ye girilmesi durumunda çok cazip bir ülke olacağımızı vurguluyor. Gençlerin gözünün dışarıda olmasını ise; eğitim ve ekonomik sebeplere bağlayan Smith, "Bir de onlar güçlü ve bilgili olarak ülkelerine dönerlerse, kimse tutamaz burayı" diyor. Tabii önce "Neden Türkiye?" diye başladık söze: 'Zor da olsa alıştım' - Önce Almanya'da bir arkadaşım önerdi, 'Türkiye'ye gel İngilizce eğitim veren bir üniversitede oku' diye. 1988 yılında Türkiye'ye geldim ve bir sene Boğaziçi Üniversitesi'nde tarih okudum. Daha sonra Amerika'ya döndüm ve işletme eğitimimi tamamladıktan sonra 1992'de tekrar Türkiye'ye geldim. Almanya'da tanıştığım bir Türk kız arkadaşım vardı. Gelmemin büyük nedeni o. Onunla evlendim ve buraya yerleştim. Mayıs'ta buradaki 12 yılımı tamamlayacağım. Gelmeden önce Türkiye hakkında neler biliyordunuz? - Tam anlamıyla macera arayan bir genç düşüncesiyle gelmedim ben, ama bu bölge ilgimi çekiyordu. Türkiye hakkında çok az şey biliyordum. Türkiye; bizde bir Arap ülkesi olarak biliniyordu ve bir Amerikan sigara markasının getirdiği imajdı o. İyi bir imaj değildi. Benim büyüdüğüm şehirde Türk-Amerikan dostluk kulübü vardı. O dönemde birçok Türk genç, Colorado'da Jeofizik okur ve Türkiye'ye dönerek TPAO'da çalışırdı. Öyle gençlerle tanıştım. Fakat Türkiye'nin demokratik, laik bir ülke olduğunu bilmiyordum. Belki İran'a, Suriye'ye benzer diye düşünüyordum. 85-88 yıllarında Almanya'da kaldım ve o günlerde Almanya'yı da çok geri kalmış bir ülke olarak biliyordum. Yaşadıkça gördüm, fena ülke değil; ama insanları soğuk. Türkiye'de ise uçaktan inince tüfeklerle dolaşan adamları gördüm ve çok şaşırdım. Sonra trafiğe girdim, üç şerit varken beş şerit olmuş. Bu tarz şeyler sarsıyor. İlk kez gelen kişi için zor. Türkiye'de medeniyet var; ama herkes uygulamıyor. Skandallara şaşırdım Artık 12 seneyi geride bırakıyorsunuz. Bu süre içinde Türkiye'de yaşananları, değişimi nasıl değerlendirirsiniz? - Her geçen gün Türkiye'ye sevgim artıyor ve Türkiye gözümün önünde büyüyor, gelişiyor. Özellikle de İstanbul çok dinamik, çekici. Benim büyüdüğüm yer 1,5 milyon nüfuslu bir şehir. O şehir de büyüyor, gelişiyor, değişiyor ama hayat yüzde beş, yüzde on değişir. Ama burada inanılmaz! Düşünün, 1992'den 2004'e kadar neler yaşandı. 94 krizi, 98 Rusya krizi, Öcalan olayı, deprem, 2001 krizi... Yaşayamayacağım pek çok şeyi Türkiye'de yaşadım. Her tecrübenin olumlu bir tarafı var, iyi ki yaşadım. Türkiye'ye geldiğimde hatırladığım ilk skandal İSKİ skandalı. Anlayamıyordum, o zamanlar 'Nasıl böyle bir şey yapıyorlar?' diye. Hâlâ bankacılık skandallarını anlayamıyorum. Amerika'da da oluyor mesela Enron gibi; ama bir kişi yapıyor. Burada ise çok sayıda olay var. Türkiye'de gençler umutsuz ve hep bir arayış içerisindeler. Yurt dışına, özellikle de Amerika'ya gitmek istiyorlar. Dışarıdan nasıl görünüyoruz? - Türk gençleri Amerika'ya da gitseler aynı hayat savaşını verecekler. Orada milyonlarca zengin yok. Sadece fırsatlar var, ekonomik istikrar var. Türkiye, belli istikrarı sağlarsa, mükemmel bir yer olacak. Bölgedeki ülkelerden Türkiye'ye gelmek isteyen pek çok insan var. Türkiye, AB'ye girerse güçlenecek. Jeopolitik olarak da Türkiye üç denizle çevrili ve küçümsenemeyecek bir ülke. Körfez savaşlarında Türkiye bir NATO ülkesi ve laik bir cumhuriyet olarak dünya basınında yer aldı. Yani eskiye göre daha iyi bir gözle bakılıyor. Durum şimdi farklı. Mevcut hükümetin uyguladığı politika güçlü gidiyor. Türkiye hep tarım ülkesi olarak biliniyordu; artık bir sanayi ülkesi olarak biliniyor ve ihracatının yüzde 85'i sanayiden oluşuyor. Ucuza satıyorsunuz! Peki Türkiye'nin eksik tarafları nedir? - Bence en eksik tarafı, kendisini ucuza satması. Türkiye'deki tesisler; İtalya'daki ve İspanya'daki tesislerden çok iyi. Tesisler kâr elde etmek için böyle bir altyapı, imkan ve güzellik varken; günlük 10-20 Euro'ya hizmet veriyorlar, eleman sayısını düşük tutuyorlar. Biz, dünyanın en büyük turizm fuarını Moskova'da yapıyoruz. Türkiye'ye ait kocaman bir stand oluyor ve ağırlıklı Ege, Akdeniz sahilleri tanıtılıyor. Ama turistler, Türkiye'yi sadece ucuz ve problem yaşanmayacak bir ülke olarak tercih ediyorlar. Sadece yaz turizmini değil; din ve kültür turizmini öne çıkarmak, kış turizmini ve alternatif turizm dallarını tanıtmak lazım. Türkiye'de kaç iklim var; aynı anda yaşanan, bu doğru değerlendirilmeli. Fuarcılık gelişmeli Türkiye'de fuarcılık sektörünün durumu ne, firmalar ne kadar biliyor bu konuyu? -Bizim temsil ettiğimiz ITE, Londra merkezli dünyanın en büyük fuarcılık şirketlerinden biri. Ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde faaliyetlerimiz var. Dünya çapında otuza yakın ofisimiz var ve yıllık ortalama 300 fuar düzenliyoruz. Türkiye'de 1997'den beri bulunuyoruz. O tarihten bu yana yaklaşık 30 milyon sterlinlik bir yatırım yaptık. Türkiye gelişmekte olan bir pazar. Türkiye'de fuarcılık sektörünün altyapısının çok oturduğu söylenemez. Biz, Türkiye'deki fuarcılık şirketleriyle ortak veya proje bazlı işbirliği yapıyoruz. Petrol ve gaz konusunda bir konferans yapıyorsak; bilin ki bu konuda sektörel bilgimiz var. Fuarcılık sadece mekanda birkaç stand ve sandalye demek değil. Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan gibi gelişmekte olan ülkelerde bir pazar oluşturmaya ve Türk firmaların o pazarlara girmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bir fuara katılacağınız zaman hedeflerinizi koymanız, planlı olmanız lazım. Ya müşteri bularak malınızı satacaksınız; ya da bir temsilci bulacaksınız. Fuarcılığın gelişmesinde özellikle KOBİ'lere büyük görev düşüyor. Çoğu firma bundan haberdar olmalı. Bu ay içinde düzenleyeceğiniz bir fuar ve konferans var mı? - Hazar-Karadeniz petrol rezervi konferansı ile Türkiye petrol ve gaz fuarı. 26-28 Şubat'ta İstanbul'da yapılacak. Enerji Bakanı Sayın Hilmi Güler gelecek ve kendi gündemindeki konuları konuşacak. Türkiye dışındaki diğer ülkeler de gelip kendi durumlarından bahsedecekler. Irak savaşı sonrası bu alanda bölgedeki ilk toplantı olacak. Geçen sene ilk defa yaptık ve o toplantıda Rus yetkililere bakan 'Bize pahalı gaz satmayacaksınız' mesajını verdi. Zaten bizim istediğimiz de böyle bir tartışma ortamının oluşturulması. Petrol çıkabilir TPAO ile fuarlar düzenliyorsunuz. Şimdi Karadeniz'de petrol arıyorlar, eğer bulunursa ve çıkarılabilirse bölgede neler değişecek? - Ben kesinlikle petrol çıkacağına inanıyorum. Zengin bir kaynak. Yeni oluşan güney-kuzey kordonu bitmek üzere. Orada petrol bulunursa, Trabzon hemen petrol şehri olacak. Çünkü limanı hazır, yol bağlantıları kurulacak. Ve oranın durumu çok değişecek. Amerika-Türkiye dostluğu da bence çok gelişecek. Amerika'da Başbakan Erdoğan sadece Kıbrıs'ı konuşmadı. Petrol, Irak'ın geleceği ve bölgedeki durum da konuşuldu. Türkiye'nin en büyük zenginliği genç nüfusu. AB'nin de bu bakımdan Türkiye'ye ihtiyacı var. Geri dönmek kolay değil İstanbul'da İngiliz konsolosluğuna ve HSBC Bank'a saldırılar olunca, ailem 'yeter artık, Amerika'ya dön' dedi. Ama artık, bu tarz şeylere alıştım. Türkiye bunu hak etmiyor, üzüldüm. Böyle bir olay olacaksa; bu, aileme gitmişken ya da başka bir yerde de olabilir. Kadere inanıyorum. Maalesef 2000 yılında evliliğimi noktaladım. 7 yaşında bir çocuğum var. Burada işim var, dostlarım var. Yani mütevazı, dengeli bir hayatım var. Yakın dostlarımın çoğu Türk. Şu anda benim her şeyim burada, kalkıp gitmek kolay olmaz. Çünkü geride bırakacağım dostlar beni çok üzer. Çok güzel insanlar var burada. Oğlum burada herhangi bir çocuk gibi yetişiyor. Annesinin tarafı köklü bir aile. Hafta sonları ben alıyorum. Onu fazla gezdirip, farklı kültürleri görmesini sağlamaya çalışıyorum. Fakat ileride bir gün Amerika'ya gitmek isterse onu desteklerim. Türk mutfağı çok lezzetli! Türkiye'ye gelmeden çok fazla sebze tüketmiyordum. Sayenizde çok seviyorum sebze yemeklerini. Yemek pişirmeyi biliyordum zaten, şimdi her türlü yemeği yapmaya çalışıyorum. Amerika'da kabak ve patlıcan pişirmek yoktu. Altı ay önce bir arkadaşım patlıcan reçeli ikram etti, çok güzel. Zeytinyağlı pırasa, karnıyarık gibi yemekleri çok seviyorum; ama ben pişirince yağını ayarlayamıyorum. O yüzden çok iyi pişirenlere gidip yiyorum. Türkiye'de çorbalar müthiş, en çok yayla çorbasını seviyorum, bir de mercimek. Dolmayı da unutmamak lazım. Biber ve yaprak sarmalarına bayılıyorum. En sevdiğim tatlı ise fırın sütlaç, sonra da ayva tatlısı. Dünyanın hiçbir yerinde bu tat yok. Kestane şekeri de güzel, ama pahalı satıyorlar. Türk kahvesini ise sade içmeyi severim. Milli takımı tutuyorum Üç ay TÖMER'e derslere gittim. Ondan sonra eşimle ve arkadaşlarımla konuşarak öğrendim Türkçeyi. En güzel şey, işyerinde İngilizce konuşmadan mümkün olduğunca Türkçe konuşmak. Ve çok okuyorum. Ayşe Kulin'in kitaplarını okudum, benim anlayabileceğim bir tarzdı. Orhan Pamuk'u da okurum. Ama son iki senedir biraz İngilizce kitaplarına döndüm, özlediğimi fark ettim. Futbolla fazla aram yok, takım tutmuyorum. Avrupa'daki karşılaşmalarda ise Türk takımlarını destekliyorum. Türkiye'yi dünya kupasında da destekliyordum. Dünya kupası sırasında Amerika'ya gitmiştim. Orada bir lokantada arkadaşlarla yemek yiyoruz. Ekranda da Türkiye-Güney Kore maçı vardı. Ben çok heyecanlandım ve arkadaşlarıma da anlatıyordum, süperdi.