Uykularım kaçıyor

A -
A +

-Her krizden avantajlarla da çıkılabilir. Tespit ettiğimize göre takviye çalışması yapmak bina başına 50-60 bin dolar, daire başına da 3-5 bin dolar gerektiriyor. Eğer bulduğumuz kaynağı vatandaşa kullandırırsak, çok kısa bir sürede İstanbul gereken tedbirleri almış olur. Şehrin gelişimini sağlayarak hem sağlamlaştırır, hem görünümünü düzeltebilirsiniz. Sosyal hayatı, inşaat sektörünü ayağa kaldırırız, tüm yan sanayii de bundan faydalanır ve canlanır. Bu da Türk ekonomisini canlandırır... -Üç ayrı deprem senaryosuna göre yaptığımız hesaplama yaklaşık, 50-60 bin binanın yıkılacağını gösteriyor. Bu 80-100 bin insanın ölmesi, 300-400 bin kişinin yaralanması demek. Fevkalade büyük bir rakamdır. İstanbul'da yaşayan 15 milyonun riske sokulması, Türk ekonomisinin çökmesi, tarihin büyük bir tehlikeye atılması, geleceğimizin ipotek altına alınması demek. Kısaca İstanbul'un bu çapta yaşanacak bir depremdeki kaybı birkaç dünya savaşından daha büyüktür..Sınırlarımız dışındaki bir savaşın detaylarıyla aylarca yatıp kalktık. Sadece haber konusu olarak bakılmamasını, ortak bir problem olarak algılanmasını diliyorum. Biz yıllardır çalışıyoruz, bilgi birikimlerine ulaşıyoruz.Her ulaştığımız bilgi benim uykularımı biraz daha kaçırıyor. Bizi daha çok telaşa, sıkıntıya sokuyor. Aynı hassasiyet devletin diğer kurumlarından, medyadan, üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından da gelsin. -Asıl sorulması gereken soru 30-40 sene önce niye bu çalışmalar yapılmamış?... Deprem bilincinin gelişmesi, herkesin sahip çıkması lazım. Yapılanları tenkit yerine, yapılmayanların da irdelenmesi, takip edilmesi lazım. Biz bütün bu çalışmaları görevimiz olmamasına rağmen yapıyoruz, peki görevi olanlar nerede? Bunu bir sormak lazım. Bizim afete bakışımız sadece depremle sınırlı değil. Sel ve diğer olayları da kapsıyor. İstanbul'da 2000 civarında kriz noktası tespit etmiştik,onları ortadan kaldırıyoruz. İstanbul'un olağanüstü bir durum yaşamasında çok dinamik bir yönetim şekli yerleştiriyoruz... 17 Ağustos 1999'dan beri İstanbul'da meydana gelecek bir deprem ve sonuçlarıyla ilgili ne çok şey söylendi. Uzmanlar, uzman olduğunu sananlar, yetkililer, yetkisizler... Bazı açıklamalar hepimizin uykusunu kaçırdı, bazıları içimizi biraz olsun rahatlattı. Ama ortak kanaat, bu gerçeğin kaçınılmaz olduğuydu. Kimi bu gerçekle meşhur oldu, kimi koltuğundan... İki gündür gazetemizde uzmanların açıklamalarını, eksik kalınan konularla ilgili görüşlerini okuyorsunuz. Peki 15 milyonu, binlerce yıllık tarihi ve ölçülemeyecek mirasları sırtlayan bu şehir felakete ne kadar hazır? Geride kalan dört yılda, ihmal edilmiş, yanlışlar yapılmış yirmi yılların hatalarının ne kadar önüne geçildi? Yapılanlar ve yapılamayanlar nedir diye Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ile konuştuk... "-1999 seçimlerine girerken 'İstanbul için büyük dönüşüm projeleri' adıyla bir kitap çıkarmıştık. 2023 yılına, Cumhuriyet'in 100. yılına kadar İstanbul'u adım adım nereye götüreceğimiz vardı içinde... Çevre, altyapı, Haliç, kültür-sanat, spor, prestij projeleri, teknoloji gibi başlıkların yanında bir başlığımız da depremdi. 1999 depreminden altı ay önce depremle ilgili neler olabileceğini ana başlıklarıyla açıklamıştık..." ğ Depremi bütün dehşeti ile yaşadım -Daha büyük felaket yaşanmadan yaptığınız bu çalışma o günlerde nasıl karşılandı?... "-O zaman bunu gören çoğu dostlar, medyadan insanlar 'nereden çıktı bu' dediler. Çünkü kimse depremi konuşmuyordu. Bizim hem kurumsal olarak, hem de İstanbul ve Marmara'nın hassasiyetini bilen biri olarak benim bu konuda hazırlıklarım vardı. Seçimden hemen sonra İstanbul'un imar yönetmeliğinin depreme göre yeniden oluşturulması için talimat vermiştim ve Temmuz'da yönetmeliği Büyükşehir Belediye meclisine göndermiştik. Akabinde 17 Ağustos yaşandı. Depremle ilgili bilgiler, ön hazırlık olmasına rağmen 17 Ağustos'u yaşamak bizim için ciddi uyarıcı, şok etkisi yapmıştır. O anı hiç unutmuyorum, uyumuyordum, Florya'daydım ve depremi bütün dehşetiyle yaşadım, 'eyvah bütün İstanbul yerle bir oldu' dedim. Özellikle yüksek binaların çöktüğünü düşündüm. Ve o güne başladığımızda seferber olduk. İstanbul'da trafikte kitlenme yaşandı, haberleşme koptu. Bir çok kişi asker, polis, sivil vatandaşlarımız kurtarma çalışmalarına katıldı ama yetişmiş, özel donanımlı bir tek kişi yoktu. Modern donanımlı kurtarma aracı yoktu. Kesme makinesi, kaldırma yastığı, arama, kurtarma cihazı, arama köpeği yoktu. Gıda hazırlığı, çadırkent için hazırlık olmadığını, seyyar tuvalet, duş, mutfak, hijyenik şartlar... Hepsinin eksikliklerini gördük..." -Bütün bu söyledikleriniz afet sonrası için... "-İstanbul'un afet sonrası için de hiçbir hazırlığı yoktu. Onu da hazırlamak zorundaydık.Belediye olarak sorumluluğumuz deprem sonrası istenen araç gereçi vermektir ama başkalarından yapsın diye beklediğimiz hiçbir şeyin olmadığını gördük. Kanuni sorumluluğumuz olmasa da vicdani sorumluluğumuzu idrak ederek, bütün gücümüzle hem kişisel, hem de kurumsal olarak harekete geçtik. Başkan olarak sorumluluğu üstlendim ve bu iş için ne yapılacaksa yapacağız dedim. Rastgele bir çabayla depreme hazırlık olmaz. Bir kriz, bir afettir. O zaman öncesiyle, anınla ve sonrasıyla bunu iyi yönetmemiz lazım diyerek arkadaşlarımızı görevlendirdim. Japonya, Çin, Rusya, Amerika, Avrupa.. her tarafı dolaştık. Özellikle depremi yaşamış yerlerdeki bilgileri aldık. Bu işe hem bilimsel hem teknik, hem de personel anlamında bir kriz yönetimi olarak yaklaştık ve şu anda dünyanın en modern Afet Koordinasyon Merkezine sahibiz. Sürekli çalışılıyor. Olayın bilimsel boyutunu oluşturmayı hedefledik. 99'da acil bir şekilde deprem şurasını topladık..." ğ Teşhisi koyduk, sıra tedavide -Deprem sonrasına dönük çalışmalarınız tamamlanmış durumda anladığım kadarıyla. Ama hep depremin sonrası düşünülerek konuşuluyor diye şikayet ediliyor. İinsanlar evlerinin sağlam olmadığını bile bile oturmayı sürdürüyor. "-1999'a kadar yaptığımız makro ölçekli planlar vardı. 2001 başından itibaren Japonlar'la birlikte mikro ölçekli bölgeleme dediğimiz çalışmayı başlattık. Örnekleme usuluyle binaların irdelenmesi yapıldı. Hangi maddeden, kaç kat, kullanımı nasıl, kaç kişi yaşıyor. Bu bilgilein hepsi internet ortamında yayınlandı. Hepsi İstanbul'un bir deprem karşısındaki reaksiyonunu belirlemek için üç ayrı senaryoya göre ortaya çıkacak tabloyu tespit etmekti. Teşhis yapma çalışmasıydı. Bunlar olmadan rastgele depreme karşı bir şey yapmak mümkün değil. Herkes çıkıp bir şeyler söylüyor ama depreme karşı gerçek çalışmalar bunlar. Eylül ayında bitirdik kamuoyuna açıkladık. Ekim'de bunun devamı olarak 'Deprem master planı' çalışmasını başlattık. Teşhisi koyduk, İstanbul'la ilgili bütün verileri topladık. Neler yapabiliriz sorusunu deprem master planı veriyor. İTÜ; BÜ; YTÜ; ODTÜ 'ün ortaklığıyla yaklaşık 200 bilim adamı çalıştı. Çok farklı noktalarda analizler yapıldı, çözümler üretildi. İlk defa dünyada bu kadar kapsamlı deprem master planı yapılıyor. Bu birkaç binanın tasfiyesi, çok basit çözümler getiren bir çalışma değil. Türkiye'nin önünü açacak bir çalışmadır. Sadece İstanbul'un değil genel olarak Türkiye'nin deprem master planını ortaya koyacak bir çalışmadır. -Bu master planı neleri kapsıyor, ne getirecek? "-Hukuk sistemini, değişmesi gereken kanunları, kat mülkiyeti kanunu, imar kanunu, yerel yönetimler kanunu, afet kanunu,bu çerçevede akla gelebilecek ne varsa; Türkiye'de mali-finans sisteminde neler değişmesi gerek bütün bunlar yer alıyor... Depremle ilgili dünyadan uzun vadeli fon bulduk ama bunu getirip vatandaşlarımıza kullandıramadık, yerel yönetimlerin yetkisi yok. Bina yapımında kullanılan malzemelerde değişiklik lazım. Artık betonarmeden başka yapılara geçeceğiz belki. Kreatif çözümler bulup, üretmemiz lazım. Göz göre göre insanları tehlikeye atamayız. Yıkılması gereken binaları yıkmak zorundayız. ayakta durmasını sağlayabileceğimiz binaları ayakta tutmalıyız. Gerek can, gerek mal kaybı yamyassı olan binalarda daha çok oluyor. Onun için binaların yamyassı hale gelmesini engellemeliyiz..." İstanbul'da neler yaptık? š "Hedefimiz enkaz altından adam kurtarmak değil, bir tek kişiyi bile enkaz altına düşürmemektir, Bunu herkes masasına yazsın" dedim arkadaşlarıma. Deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenleri planladık. Acil olarak yapılması gerekenler vardı ve eşzamanlı olarak bu çalışmaları yürüttük... š Bütün İstanbul'u meydanlar, caddeler, köprüler, binaları kameralarla donattık. Nerede ne var tespit ediyoruz. š Yetişmiş insan yoktu, dünyadaki en ileri eğitim merkezlerine göndererek eğittik. Binlerce yetişmiş insanımız var kurtarıcı olarak. š Dünyanın en modern kurtarma araç-gereçlerini oluşturduk. Kameralı arama cihazları, kaldırma yastıkları, kesme makineleri, vinçler, teknik donanım olarak ne varsa aldık. š İtfaiye teşkilatımızı, acil yardım kurtarma müdürlüğümüzü afete yönelik yeniden organize ettik. İstanbul'un her yerinde birimler oluşturduk. İSKİ ve İETT'deki elemanları yetiştirdik. š Büyük bir afette yolların tıkanacağını düşünerek alternatif acil ulaşım planını hazırladık ve açık tutulması için emniyete, çeşitli birimlere yazılar gönderdik. š Yaralıların taşınması sırasında yolların tıkanması durumunda İstanbul'un pek çok yerine iskeleler, 100 tane helikopter pisti yaptırdık. š Yolların tıkanıp itfaiyenin girememesi tehlikesine karşılık, her köşe başına vanalar yerleştirdik. 5000 vanayla İstanbul'un hemen hemen tamamına ulaşabiliriz. š Yiyecek, giyecek bunların hepsini hazırladık. Halk ekmek fabrikamız TÜBİTAK'la birlikte uzun süre dayanacak vitaminli ekmek üretimini başardı. š TÜBİTAK'la birlikte depremi önceden kestirimin yönelik çalışmalar başlattık. Tabiattaki değişimleri, kaynak suları, kuyu suları ve diğer hareketlerin depremle ilişkisini tespit ederek depremin önceden kestirimine yönelik bizi umutlandıran sonuçlar çıktı. š Bizi deprem otoritesi haline getirecek, dünyada depreme dair bilgilerin hepsini topladık. Yıldız Teknik Üniversitesi ile yaptığımız çalışmayla 'Deprem Bilgi Bankası' oluşturduk. Bu da bizi teorik olarak güçlendirdi. š 1940'larda zemin etüdü araştırması, altyapı risk analizi yapılarak İstanbul buna göre teşekkül edilmeliydi. Bunların hiçbiri zamanında yapılmamış. Belediye bünyesinde deprem ve zemin inceleme müdürlüğü kurduk. Belki dünyada ilk defa bir yerel yönetimde böyle bir müdürlük oluşuyor. š Bütün su şebekemizi yeniledik, depremde çatlamayacak çelik kadar sağlam, plastik gibi esnek borular kullandık. š Barajların boşalama ve baraj setlerinin yıkılması tehlikesini gözden geçirdik. Ve bertaraf ettik. š Doğalgazda otomatik vana sistemini geliştirerek, doğalgazdan doğabilecek yangın riskini asgariye indirdik. š Altyapıda çok ciddi iyileştirmeler yaptık. Çünkü istanbul için en önemli tehlikelerden biri altyapı rsikiydi. Bunu önemle söylüyorum. š İstanbul'un zeminini detaylı şekilde makro ölçekte inceledik. Jeolojik ve jeofizik incelemeler sonucundaki verilerle yerleşime uygunluk haritalarını yeniledik. İstanbul'un bundan sonra nasıl şekilleneceğini, nasıl büyüyeceğini ortaya koyduk. Depreme hassas olan yerleri yerleşimden uzak tuttuk. Ona göre kat sayısı ve yoğunluk oluşturduk. Yıldönümü ve anma Yıldönümleri... İlk anda kulağa ne kadar hoş gelen bir söz... Özele indiğinizde, güzel kutlamaları ya da "unutuldu" diye sitemleri çağrıştırıyor... Anma'lar... Kaybettiklerimizin ardından söylenenler, yapılanlar... Yine tekille bütünleşiyor kelime.. Dahası öyle oluyordu... Ama son dört yıldır hafızamızda, bir büyük acının ortaklığını anlatıyor bu iki kelime... Bir büyük felaketin "yıldönümü"... ...Ve aniden giden onbinlerin "anılması"... Herkesin hikayesi ayrı... Yaşadıkları, Yaşayamadıkları... Tamamlanamayanlar, Hep eksik kalacaklar... Büyük bir acının birbirini tanımayan ortakları... ...Ve bir büyük korkunun eşiğine bırakılışımız... Tekrar ne zaman görülecek, Ne zaman karşılaşacağız?... diye beklediğimiz bir karabasan gibi. Orada öyle duran. "Siz bekleyin... Hatta hiçbir şey yapmadan bekleyin isterseniz... Ben de bekliyorum ama geleceğim" der gibi duran bir kötü düş.. Düş değil tabii... Uyanması yok... Tam tersi, bir sonsuz uykuya başlangıç... Siyaset arka planda -Bugün gündemimiz deprem ama yerel seçimler yaklaştıkça adaylar konuşulmaya başlandı. Melih Gökçek AKP'ye katıldı .Sizin durumunuz ne olacak? Bağımsız olarak mı katılacaksınız, yoksa bir partiye geçiş söz konusu mu?... "-Biz yaşanabilir bir İstanbul'u gerçekleştirmek istiyorduk bu oldu. Bundan sonraki etap dünya lideri, yöneten İstanbul. Bunun kolay olmadığını biliyoruz. Çok çalıştık, gönlümüzü, aklımızı bu işlere, projelere yoğunlaştırdık. Siyaset bizim için çok arka planda kaldı. Artık bu sonbahardan itibaren o da şekillenmeye başlar..." -Kapkaç olayları korkutuyor insanları. İstanbul güvenli bir şehir diyebilir misiniz?... "-Güvenli bir şehir. İstanbul Interpool kayıtlarında da dünyanın en güvenli şehirlerinden biridir. Emniyet yetkililerinin de bu konuda çalışmaları var sanıyorum, bunu da çözeriz inşallah... İşin zorunu çözdük, kolayı kaldı. İstanbul'da altyapı sorunu bitmiş, çevre, hava kirliliği kalmamış... Her taraf yeşilleniyor, parklar, kavşaklar, Haliç, Marmara Boğazı şekilleniyor..." -Haliç'te yüzdükten sonra 'Acaba başkan hastalandı mı' diyenler oldu?... "-Yok gayet sağlamım. Tekrar yüzeceğim inşallah. Boğaz'da bu sefer. Olmazlar olur hale geldi. Ben İstanbul halkına da teşekkür etmek isityorum. İstanbul'a sahip çıkmak, İstanbul'u sevmektir İstanbulluluk. Benim bir isteğim var halktan, binalarımızı mutlaka kontrol ettirelim. Her taraf bu kadar güzelleşiyor binalarımızı da güzelleştirelim..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.