Önümüzdeki yıl 80. yılına girecek bir ömür. Bir davayla birleşmiş bir isim. Her gece 'Allahım Kıbrıs'ın gittiğini gösterme, o günü göreceksem canımı al' diye dua eden, çevresindekilerin söylediğine göre günde 17 saat çalışan bir dava adamı. Bu dava uğruna herşeyini feda eden, yeri gelip hak etmediklerini duyan, hak ettiklerinden uzaklaşan.. Yorucu bir günün ardından akşam yemeğinde biraraya geldiğimiz KKTC Cumhurtbaşkanı Rauf Denktaş'la yola çıktığı ilk günden Pazar günü yapılacak seçimlere uzanan bir sobbet yaptık.. Bütün yorgunluğuna rağmen neşesiyle, enerjisiyle bizi şaşırttı. İşte Halkın deyimiyle 'Mücahit'... Denktaş'ın anlattıkları; -Günlerdir yoğun bir şekilde seçimlerle ilgili konuşmalarınızı dinliyoruz. Vermek istediğiniz ilk mesaj, insanların kafasına kazınmasını istediğiniz şey nedir? -'Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs meselesini hangi maksatla başlattığını unutarak ve kendilerine meşru Kıbrıs hükümeti ünvanı burakıldığı sürece Rumların bizimle uzlaşma ihtiyacı olmadığını, kaale almayarak biz kendi kendimizle kavga ediyoruz. 'Uzlaşın, uzlaşmayın, uzlaşıyor musunuz?, uzlaşacak mısınız?' ...diye. Rum, ortaklaşa kurduğumuz Kıbrıs'ı bir Rum Cumhuriyetine dönüştürmek için saldırdı ve ortaklığı yıktı. O günden itibaren Kıbrıs meselesinin halli mümkün değildir. Bize birşey vermek için masaya oturmuyorlar. Bizden devletimizi, eşitliğimizi almak egemenliğimizi tanımamak,Türkiye'nin garantörlüğünü ortadan kaldırmak için. Bu teşhisi koymazsak ve masaya oturmaya devam edersek, Rumlara yardımcı oluruz. "Bu tren Rum trenidir" Klerides Avrupa Briliği'ne girmenin verdiği güven içerisinde "Masaya taktik icabı oturduk. Taktiğimiz karşı tarafı uzlaşmaz göstermektir. Hiçbir taviz vermedik ve başardık. Avrupa Birliği'ne girdik." dedi ve Rumların gerçek yüzünü herkese gösterdi. Öbür taraftan Verhaugen denen kişi Avrupa Birliği'ne Kıbrıs olarak üye olacaksınız' diyerek baskı yapıyor. Bu baskı ortamında biz mücadelede ediyoruz. Kıbrıs meselesi hukuki bir mesele değildir, politik meseledir, tren hareket etmiştir trene atlayın' diyorlar. Hangi tren hareket ediyor. Kıbrıs treni müsade etsinler bu Rum trenidir. Bunu Kıbrıs treni yapabilmemiz için müzakerelerin devam edip sonuçlanması lazım. Bizi Rumların dengine çıkartmadan, yahut Rumları bizim dengimize indirmeden 'siz sadece rumları temsil edersiniz' demeden nasıl beklersiniz Rumun'un peşine takılıp gidelim, AB'ne girelim Bütün oyun biz bunu yaparsak Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde varolan haklarının ortadan kalkmasıdır'. Seçimlerle ilgili olarak taraf olmakla suçlanıyorsunuz. Ve seçimler bir referandum gibi yorumlanıyor. Ne diyorsunuz? - 'Bizim için bu seçimler devletimizin varlığı veya yok oluşuyla bağlantılıdır. Bir nevi referandumdur. Bugüne kadar referandumdur diyenler yaptıkları halk oylamalarında kendi atlarının kazanamayacağını görünce 'Yok canım referandum değil, bir seçimdir' demeye başladılar. Şimdiye kadar bütün seçimlerde tarafsız kaldım. "Annan Planı yol ayrımı olacak" Bu sefer Annan planını imzalayacağız diyenlerle, imzalanmaz diyenler arasında bir şeydir. Ve Annan planının halkımıza ne kadar zarar vereceğini Türkiye'nin haklarını götüreceğini bilen bir kişi olarak bunu anlatmam gerekiyordu, anlattıkça da bana saldırdılar. Denktaş'ın görüşmecilikten alınması da bir neticedir dediler ve beni taraf yaptılar. Kendimi müdafaa ediyorum aynı zamanda devleti müdafaa ediyorum bu benim görevimdir.' "Milliyetçi taraf kazanacak" 'Lefkoşa'nın içi biraz karışık fakir insanlar var. Belediye iki aydır onları yollamaya başladı. Lefkoşa'nın içerisinde 'Rum gelse de bana bir şey olmaz burası Türk mahallesidir' diyen bazı rahatsız insanlar var. %60-65 arası oyla milliyetçi taraf kazanacak, yüzde 20 oy kullanmayacak. Yinekoalisyon olacak. Annan'cıların meclisi ele geçirecekleri palavraları geçersiz. Ama tabii buna Amerikayı, İngiltere'yi, AB'nin inandırmışlardır. Seçimleri kazansınlar diye muazzam para almışlardır, hala da gelmektedir. Verheugen falan oynadıkları atın kazanamayacağını görünce asabları bozulmuş saçma sapan konuşmaya başlamışlardır.' Oynanan oyunu yazıyorum Kendi kendinize bu mücadele içinde geçen dönemle ilgili değerlendirmeler yapıyorsunuz muhakkak. Öyle değil mi? -'1964-74 yılları arasındaki durumu yazdım 9-10 cilt oldu. Onun öncesini ve sonrasını özellikle Annan planı cephesini yazıyorum. Vakit bulamadığım için yavaş gidiyor ama bunları yazmak ve gençliğe bırakmak da görevimiz.' Gençlerimizin beyni yıkandı -Gençliğe bırakmak deyince. Geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'lı gençlerin tavrıyla ilgili basına yansıyan haberler vardı. Sanki sizin mesajınızı almayan bir gençlik var KKTC'de. Buna katılıyor musunuz? -'Bizim öğretmenlerimizin yarısı 1964-65-70 yıllarında Türkiye'deki sağ-sol kavgasında yetişen insanlardır. Dolayısıyla onların Kıbrıs'a, Türkiye'ye, davaya bakış açısı çok farklıdır. Çocuklarımızın iğfal edilmiş durumdadır. Bizim öğretmenler sendika liderleri tamamen Türk, Türkiye aleyhtarı verilen mücadelenin aleyhtarı, Rumlarla birleşme yanlısı insanlardır. Ama gençlerimizin tümünü kaybetmiş değiliz. Yarıdan fazlası belki de pırıl pırıl milliyetçi gençlerdir. Büyük hata yapıldı.' "Adımlarımız cevapsız kaldı" -Geçtiğimiz aylarda kapıları açtınız bir takım adımlar attınız seçim sonrası neler olacak? -'Hep bizim açtığımız iyi yaptığımız söyleniyor da Rumların buna tepki koyduğu, engellemeye çalıştığı hala engellediğini fazla yazan yok.. Biz ticaret için, eğitim için gelin konuşalım dedik, Maraş'ı açalım dedik gelmediler. Rumların niyeti inin bütün Kıbrıs'a sahip olmak, bu yüzden de dünyaya 'Kıbrıs meselesi 1974'de başlamış toprağımızın istilasıdır' diyebiliyorlar. Rumlar 'istediğimiz her şeyi Annan planı veriyor' diyorlar.. Benim hastanede olduğum, Türkiye'de hükümet olmadığı bir dönemde güm diye masaya konmuş 'derhal imzalayın' denen bir plan. Ve o günden bu güne 'iki aya kadar referanduma gidin' diye bir baskı altındayız. Ve ona karşı direndik biz. Yavaş yavaş bu dava içinde olanlar anlata anlata ibre değişti.' 'Türkiye'ye yük değiliz' 'Ben siyasete Dr. Küçük'e yardımcı olmak için bir seneliğine girdim. Ondan sonra avukatlığıma gidecektim.1958'in başlarıydı. İngilizlerle kavgamız başladı. EOKA devam ediyor. Sonra Zürih anlaşması, sonra 60'da cemaat meclisi başkanlığına seçtiler yine çıkamadım kader oldu. Biz politikaya girdik demiyoruz, bir davayı omuzladık götürüyoruz diyoruz. Bizim zamanımızda öngörülen böyle mevkiler yoktu. Sadece Kıbrıs Yunan olmasın, Kıbrıs Türkiye'nini bağrına saplanacak bir liman adası haline gelmesin diye, özgürlük için mücadele ettik. Bizim için hala böyledir. Onun için KIbrıs Türkiye'ye yük oluyor, denince ağırımıza gidiyor. Çünkü biz Türkiye'nin mukaddes addettiğini sandığımız bir davanın öncüleri, Kıbrıs'taki bekçileri olduk. Mücahitleri olduk. Türkiye'nin engel olduğunu söyleyenler AB'ne girmesini istemeyenlerdir.' 'Ver kurtul' peşindeler Türk Basını 1955-58 yıllarında Türk halkının Kıbrıs'la ilgili heyecanını yansıtıyordu. Geçen zamanlarda Türkiye'nin AB'ne girmesi söz konusu olunca basın Türkiye'nin temel haklarını bile korumaz hale geldi. Ve üyelik için Kıbrısı'ı feda edebileceği gibi bir hayal aradı. Bu Türk hükümetini zor durumda bırakmıştır. Halbuki basın 1960 anlaşmalarına göre Kıbrıs asla Türkiye'siz AB'ne giremez, böyle bir hakkı yoktur, uluslararası dengeleri çiğnemektir diye bastırmış olsaydı, bugün Anadolu'da hala var olan Kıbrıs'la ilgili heyecanı yansıtabilmiş olsaydı AB Türkiye'ye bu kadar baskı yapamazdı. Kıbrıs'ta Annan planı lehine 30 bin kişilik toplantıyı 70 bin kişi gösterdiler. 70 bin kişilk toplantıyı da hiç vermediler. Türk milletinin kararlılığını dünyanın görmesi lazım o da basının işi.'