Adalet Mülkün Temelidir

A -
A +

TBMM salonunda kocaman harflerle yazılı bu söz, mülkün yani devletin hür ve bağımsız olmasının, istiklalinin, bölünmezliğinin temelinin "Adalet" olduğunu anlatır. Demokrasilerde kuvvetler ayrılığı prensibi esastır. Yani Yasama (Kanun koyma),Yürütme (Hükümet etme) ve Yargı (Hukuk dağıtımı) birbirlerinden ayrıdır. Birbirinin sahalarına hiç girmezler. Halk ve sivil toplum örgütleri de dahil kimse bunlara karışamaz. Zira her üç kuvvetin de Anayasa önünde hayati sorumlulukları vardır. Şu anda eskiden üst kademe yöneticilikte bulunmuş birçok devlet adamı, yüce divanlarda yargılanıyor. Öyleyse bırakalım serbest seçimlerle başımıza getirdiğimiz kimselere müddetleri dolana kadar karışmayalım. Adalet nazlı bir gelin, ürkek bir Anka kuşuna benzer. En ufak bir hareketten rahatsız olur ürker ve yuvasından uçuverir. Bu yaşıma kadar senelerdir, adaletin ürkütüldüğünü defalarca gördüm. Sonuçları da acı oldu. Son bir aydır Yücel Aşkın, Orhan Pamuk, Hirant vs. isimlerle ilgili davaları televizyonlarda seyretmekten, gazetelerde görmekten gına geldi. Sarıkamış Şehitleri anmasına bir dakika, Yücel Aşkın'a bir saatlik görüntüler, hatta saatler süren açık oturumlar. Türkiye üniversiteleri rektörlerinden, partilerin milletvekillerinden büyük grupların, Yücel Aşkın davası ile ilgili Van çıkarmaları. Ama Sarıkamış'ta kimse yok. Hazır Van'a kadar gitmişken; Sarıkamış pek uzakta değildi. Bir uğrayıverselerdi. Halbuki Sarıkamış milli davadır. Ama Aşkın olayı bir suiistimal suçlaması ile açılan özel hukuk ve ceza davasıdır. Sahi birileri bana söyleyebilir mi? Yücel Aşkın tutuklandıktan sonra, Türkiye'de kaç mahkemece kamu görevlisi kaç Türk vatandaşı, hangi suçlardan tutuklandı ve kaç gündür mahkemeye çıkmadan içerde yatıyorlar. Onların hakları için kimleri nasıl harekete geçireceksiniz. Onların hepsi kesinkes suçlu mu yoksa. Yoksa en büyük memur bizim memurumuz mu? Bir hukuk profesörü Aşkın davası hakimleri için alenen, "bu konuda verecekleri karar hukuki geleceklerini etkiler" diyor Bir hakimin hukuki geleceğini belirleyecek tek şey, Yargıtay'ın vereceği temyiz kararlarıdır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldıktan üç sene sonra bugünkü Fatih semtine parası cebinden bir cami yaptırmaya karar verir. Bizans kalıntısı bir Rum Mimarı çağırtır. Kubbe yüksekliği; yeni camiye çevrilmiş olan Ayasofya'dan daha fazla olmalı der. Kubbeyi tutacak Bazalt sütunları da çok uzaklardan getirtir. Rum mimar kendi dini uğruna bir bahane ile bu uzun sütunların boyunu Ayasofya'dan küçük kalacak şekilde kestirir. Bunu tespit eden Fatih kusur ve ihmal değil, ihanetten suçlayarak Mimarın bir elini kestirir. Mimar, Sultanı mahkemeye verir ve davacı olur: Ben evimin rızkını temin etmekten aciz kaldım diye. Kadı, Fatih'i mahkemeye celp eder. Sadrazam dahil kimsede tık yok. Fatih, kadı karşısında divana oturmaya yeltenince; Kadı "Beyim ayağa kalkın" der. Sultandan yine tık yok. Kadı der ki: Sen bu adamın elini Padişahlık yetkine dayanarak kestiremezsin. Çünki yetkin yok. Buna hukuk karar vermeliydi. Bunun karşılığı, senin de elin kesilecek. Mimar korkar üzülür. Onun davası ekmek davasıdır. Başlar kadıya yalvarmaya. Kadı Rum mimara, bunu ancak senin razı olman durdurur der. Mimar Rum'dur ve Hristiyandır. Kadı ve Fatih ise Türk ve Müslümandır. Mimar davadan vazgeçmeye kalkar. O zaman kadı, Fatih'i, ömür boyu bu Rum Mimar ve ailesinin geçimlerini cebinden sağlamaya mahkum eder. Bu adalet şaheseri karşısında, Rum Mimar oracıkta Müslüman olur. Adı da Sinan'dır. Sene 1457. Yani Koca Mimar Sinan'ın Osmanlı başmimarı olmasından tam yüz sene önce. Koca Sinan parlayınca, bu "fetih zamanının Sinan'ı", kitaplarda "Sinan-ı Atik" yani "eski Sinan" olarak anılır. O adalete kimse karışmadı, karışamadı ve Türk devleti dünyanın zamanında bir tanesi oldu.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.