1939-1945 seneleri arasında cereyan eden İkinci Dünya Harbi, Avrupalılar'ın yüz karasıdır. Milyonlarca genç, bazı zalimler tarafından savaş meydanlarında ölüme mahkum edilmişlerdir. Savaşla beraber, Almanya'da bir Yahudi düşmanlığı başlamıştır. Bu insanlık dışı olayların müsebbiplerini bir gün tarihler açık açık yazacaktır. Kurulacak olan Siyonist devletin topraklarına nüfus kaydırmak için, yine Siyonistlerce, Hitler canisine oynatılan bir oyun mudur yoksa 1942'lerden itibaren Rus-Türk hudut bölgesinde yaşayan, bilhassa Ahıskalı kardeşlerimize Ruslar Türk casusu gözüyle bakmaya başladılar. Her fırsatta zulmettiler. Nihayet 1944 Kasımı'nda 300.000'den fazla Ahıska Türkü'nü, hayvan vagonlarına balık istifi doldurarak; 42 günlük tren yolculuğu sonunda, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan'a sürdüler. Gayri müsait şartlardaki yolculukta 27.000 kişi, yeni yerlerine ulaşamadan yolda öldüler. Bir o kadarı da gittikleri yerde hastalık ve bakımsızlıktan vefat ettiler. Birkaç yüz civarındaki Ahıskalı da, Türk-Rus hududunu geçerek ülkemize sığındı. O zamanki Türk hükümeti bu kaçanları, Ruslar'ın baskısına dayanamayarak kısa sürede, Ruslar'a iade ettiler. Ruslar teslim aldıkları bu Ahıskalıları, hemen oracıkta, bizim heyetimizin gözü önünde kurşuna dizdiler. Olayın şahidi, Doğu Kapı hudud kapımız ve Ruslar'ın Leninakan tren istasyonunun duvarlarıdır. Aynı hükümet ve devletin başındaki milli şef zamanında; Fransa'da bulunan Paris elçimiz, Hitler'den kaçarak Macaristan'a gelen 1000'den fazla Yahudi'yi bir yolla Paris'e getirterek; rahibe okulları pansiyonlarında misafir ettirdi ve onlara Türk vatandaşı pasaportu vererek Filistin'e gönderdi. Bunları yakında vefat eden gazeteci, yazar Metin Toker'den dinlemiştim. Toker şöyle devam ediyor: "O zamanlar, Paris'te Türk elçisi Numan Menemencioğlu idi. Papalığın Paris'teki temsilcisi de 23 Jean ismiyle sonraları Papa olan Roncalli idi. Bu iki insanlık sevdalısı, el ele vererek; Fransa'ya sığınabilen Yahudiler'in, kuruluş çalışmaları yapılmakta olan İsrail'e gönderilmesini sağladılar." Birkaç gün önce vefatını gazetelerden öğrendiğimiz, o devrin Marsilya Konsolosluğunda görevli İsmail Necdet Kent'in de, yüzlerce Yahudi'ye, toplama kamplarına gönderilmekten kurtarmak için, Türk vatandaşı pasaportu verdiğini okuduk. Türk Musevi Cemaati Başkanı Bensiyon Pinto, dini kisvesi ile katıldığı cenaze töreninde; vefat eden İsmail Necdet Kent için "O, darda olan kardeşlerimize yardım etti" diyerek el açıp dua etmiştir. O zamanın hariciye arşivleri titiz bir araştırmaya tabi tutulsa; devrin Türk hükümetinin, Avrupa ülkelerindeki Türk elçiliklerine, bu durumdaki Yahudiler'e Türk pasaportu verilmesini emrettiğine rastlanılabilir zannediyorum. Darda olan her insana yardım eli uzatmak, necip Türk milletinin vazgeçilmez bir şiarıdır. 1897'de Filistin topraklarında bir Siyonist devlet kurma çalışmaları hızlandırılınca, Osmanlı padişahı, Kudüs topraklarına, Rus Yahudisi göçünü yasak etti. İngiltere limanlarına Rusya'dan gelen Yahudi göçmen gemilerindeki Kudüs yolcularına, bir gün içinde İngiliz pasaportu vererek, onların Kudüs'e rahat girmelerini İngiliz hükümeti sağlamıştır. Türk Devleti'nin elçileri, bir taraftan zulümden kaçan Yahudiler'e hizmete koşarken, aynı Türk hariciyesi, Kafkasya'dan kaçıp Polonya'ya, Avusturya'ya sığınan Kafkas Türkleri'ne lütfen dönüp bakmamıştır. Türkiye'nin merhametine sığınan Ahıskalı kardeşlerimizi de, kendi elimizle ve öldürüleceklerini bile bile, Ruslar'a teslim etmişiz. Bu işte bir terslik var. Ama ne diyelim olan olmuş, ölen ölmüş.