Toplumda çok önemli olaylar yaşanmaya başladı... Üstelik sadece ülkemizde de değil. Dünyanın her yanında insandan beklenmeyen vukuatlar çoğaldı. Yani insanlığın dengesi kaçmış gibi. Gittikçe işler zıvanadan çıkıyor. Aile içi şiddet tırmanıyor. Televizyonlarda her gün boy gösteren, her köfteye maydanoz olan "açık oturum gülleri" bu konuyu hiç duymuyorlar. Varsa yoksa devleti yönetsin, yönlendirsinler. Çanakkale muharebelerinde şehit olanların sayısını söylerken, ölen civcivleri sayarcasına, "canım ne yani 50 bin olsa ne 150 bin olsa ne. Sanki çok mu mühim" sözlerinin sahipleri, anne-baba cinayetlerine iş gelince sus pus oluyorlar. Son bir haftadır, Ankara'da annesine kıyan bir genç kızın, aile hikâyelerini okuduk, okuyoruz okuyacağız; seyrettik, seyrediyoruz seyredeceğiz. Aynı gün Konya'da, Ankara'dakinden daha yaşça büyük bir hanım, yine çok yaşlı annesini öldürdü. Bu olay ise güme gitti. Sanki onlar ottan insanlardı. Hiç dertleri bunalımları yoktu. Tarafsız basınımızın, taraflı yanlarının gadrine uğradılar. Konya'da öldüren sanki bir kedi, öldürülen de ana kedi gibi muamele gördüler. Toplumda insanları ayrı kefelere koymak adaletsizliktir. Hatta insana eziyettir. Ankara'da sanık durumundaki kişiyi anlatan haberler, "eh oldu bir kaza" gibi veriliyor. Yani anneyi bilerek öldürmek bazı sebeplerle, "olabilir"e getiriliyor. Savcılarımızın adaleti olumsuz yönde etkileyebilecek bu yazı ve haberleri engellemesini bekliyoruz. Yani bir olay mahkemeye intikal ettiğinde, haber verme hürriyetini sanık veya mağdur lehine verilen haberlerle, "hakkın suistimalini" derhal önlemelidirler. Evlatları yetiştirirken, onların da bir ruh taşıdığını, sevgi ve ilgiye muhtaç olduğunu unutmayalım. Ömür boyu annesinin göğsüne yaslanarak, şefkatle büyüyen insanların anneye elleri kalkamaz. Toplum huzurunu sağlamak devletin anayasal görevidir...