Her sene 25 Nisanda İngilizlerin Gelibolu yarımadasına çıkarma yapmaya başlamalarının yıldönümü kutlamaları yapılıyor. Bunun neresi bizim için kutlama!. Ülkemi istilaya gelenler için kutlamalar; benim için, milletim için kara günlerin yıldönümüdür. Birinci Dünya Harbinde, İngilizlerin elinden kaçan iki Alman savaş gemisine, Osmanlı hükümeti Çanakkale boğazından giriş izni verince; İngiltere, Fransa ve İtalya Osmanlı ülkesine saldırdı. Bir milyona yakın gencimizi bu uğurda şehit verdik. Ülkemize saldıranlara dur demek içindi bu kayıplar. Şimdi bu şehitlerimizi anmak yerine saldıranların şafak ayinlerine katılıyoruz. Bu da yetmedi herhalde. Bu törenler için 10.000 km. uzaklardan kalkıp gelen Avustralya başbakanı, Türk yetkililerden Anzak koyunu bize verin diyerek toprak isteme cüretini gösteriyor. O koyun adı önce Anzak koyu değildi. Neden adı değişti. Bu ikramımız neyin uğruna. Şehitlerimizin ruhları azaba düçar oluyor. İngiliz saflarında ve İngiliz menfaati için ülkemize saldıranlar, binlerce gencimizi ölüme gönderenler, bu topraklardan parça talep etme cüreti gösteriyorlar. Halbuki onlar bizim canımıza, ırzımıza kastetmişlerdi. 1957'de ABD'de doktor olarak çalışmakta olan sayın Ömer Musluoğlu şu hatırayı nakleder: Ömer Bey, ABD'de çalıştığı hastanede kotrolünde olan bir hastanın kolunda, Türk bayrağı dövmesi görüp sebebini sorar. Hastası doktorun Türk olduğunu öğrenince şöyle anlatır: 1915'de gençtim. Ben Avustralyalıyım. Savaşmak için İngilizler memleketimizde asker topluyordu. Beni de silah altına aldılar. İngilizler bizi toplayıp dediler ki; Barbar Türkler, Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya bu barbarlara karşı cephe açtılar. Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bizi önce Mısır'a getirip üç haftalık savaş eğitimi yaptırıp Çanakkale'ye getirdiler. İlk çarpışmada ağır yaralandım. Kendimi kaybetmişim. İlk yardım istasyonunda gözlerimi açtığımda, etrafımdaki yabancıların Türk olduğunu anladım. Bunlar barbar değil, üstelik her şeylerini benimle paylaşan merhametli kimselerdi. İsteselerdi beni öldürebilirlerdi. Öldürmedikleri gibi ayağımı yere bastırmıyorlardı. İngilizlere lanet ettim. Ve beni el üstünde tutan bu Türklerin bayrağını koluma dövme yaptırdım ve ömür boyu bu insanlarla savaşmamaya yemin ettim. Şu talihin güzel cilvesine bakın ki o gün öldürmeye kalktığım buna rağmen yaralarıma merhem olan Türklerden birisi daha, şimdi tedavimle uğraşıyor der ve İslamı kabul eder. Sahi biz de bir zamanlar at koşturduğumuz Macaristan, Romanya, Avusturya gibi yüzlerce ülkede böyle savaş hatıralarını anma için gitsek bize ne işlem yaparlar?