31 Ocak 2008 günü, iş saatinin başladığı sıralarda, Zeytinburnu-Davutpaşa'da meydana gelen büyük patlamanın haberi, TV'lerden akmaya başladı. Görüntüler kaynar katran gibiydi. Manzara Hiroşima görüntülerini gölgede bırakırdı. Haberler geliştikçe acılar da çığ gibi büyüdü. Bir anda 23 can kaybı. Bu kazalarda hayatını kaybedenlere Allahü tealadan rahmetler diliyorum. Geride kalanların acılarını paylaşıp sabırlar diliyorum. Yaralı kurtulan kardeşlerime de acil şifalar niyaz ediyorum. Can ve mal kaybı hayal edilemeyecek kadar ağır. Osmanlı devleti zamanında, parlayıcı ve patlayıcı maddelerle çalışmak pek sıkı bir kontrole tabi idi. Maalesef biz şimdi bu gibi işlerle uğraşmayı, iki yumurta kırıp menemen yaparcasına basit ve dikkatsiz hale getirmişiz. Karaköy yakınındaki semte adını veren, İstanbul'daki ilk tophanemiz vardı. Top dökümü başlamadan görevli kırk kişi, sanki kampa alınır, dışarı ile irtibatı kesilirdi. Bütün çalışanlar, gözleri hariç bütün vücutlarının dış kısmını kıl keçelerle sararlardı. Zira orada metale damlayacak bir damla ter, bütün Tophaneyi havaya uçurabilirdi. Sadrazam dahil ayrı bir kırk kişi de, bu işlemi takip için dökümün yapılacağı gün döküm bitinceye kadar Tophane'ye gelip kapanırlardı. Öylece de bir kaza yaşanmadan toplar dökülürdü. İstanbul'da on kadar baruthane vardı. Bunların hepsi meskun mahallerin çok uzağındaydı. Havaya uçan birkaç baruthane olmuştur. Ancak bunlar güvenlik tedbiri eksikliğinden değil yıldırım düşmesinden doğmuştur. Günümüzdeki havai fişek, maytap ve benzeri, şenliklerde kullanılan parlayıcı ve patlayıcı maddelerin imaline, ne kadar dikkat edemediğimiz son olayda apaçık ortaya çıktı. Havai fişek, kutlama ve düğünlerde bol bol kullanılıyor. Fişeklerin imalatı, ambalajı, nakliyesi, depolanması, satışı ve kalabalıklar içinde kullanılması ayrı ayrı tehlikeli işlerdir. Havai fişek kullanımı, askerî maksatlar dışında, zaruri, hayati bir şey de değildir. Hatta birçok yerde fuzulidir. İmalatı şehir dışına taşınsa bile, her an bir apartman dairesine, birkaç koli girmesi işten değildir. Bu da kitlesel insan zayiatı demektir. Yasama organımız bu işleri yasaklayan ve düzene sokacak, iki satırlık bir kanunu hemen çıkarmaz ise daha çok ölenler olur. Bize de ağıt yakmak kalır. Devlet gelip uygunsuz imalathaneyi mühürlüyor. İmalatçı mührü kırıp işe devam ediyor. Belediye savcılığa suç duyurusu yapıyor. Buna ne işlem yapıldığı belli değil. Belli olan bu işlerden habersiz 23 masumun can kaybı, sönen ocaklar ve 115 yaralı. Haberlerde de döndürüp döndürüp konulan bir babanın "yavruuuum, yavruuum..." feryatları görüntüsü nasıl bir yayıncılık anlayışıdır. İnsanların acıları üzerinden çıkar ve reyting sağlamak olsa olsa "yayın cılk"tır. Devletin bir gecekondu yıkımı operasyonunda, ekipleri taşa tutanlar için "gecekondu sahipleri yıkım ekibini püskürttü" ifadeleri ile devlet güçlerini düşman gibi ifade eden ve gösterenlerden ne beklersiniz. Zeytinburnu belediyesi bu iş yerlerini takiple baskınlar düzenleseydi, herhalde buna direnecek imalatçıları, bazı kanallar kahraman ilan eder ve saatlerce görüntü verirlerdi. 23 can kaybı, alın size kahramanlık demek lazım. Devletin yanında yer almak hepimize anayasal bir görev, karşısında bulunmak da, cezasını hayatımızla ödeyeceğimiz ağır bir suçtur.