Bayramların getirdikleri demek yerine, getirmesi gerekenler desem daha iyi olurdu. Müslüman toplumun örf ve âdetinde bayramlar, sosyal barış ve sevginin zirvesine erişme günleriydi. Dünya telaşı arasında, ziyaret edemediğimiz dostların ziyaretinde bayramlar iyi bir vesiledir. Konu-komşu, yaşlı ve kimsesizler ile fakir-fukaraya yapılan ziyaretler ise ayrı bir anlam taşırdı. Taşırdı diyorum, çünkü bugünkü yaşantımızda bayramlar anlayışında, değişik yönelmeler meydana geldi. Şimdiki bayramlar, yukarıda yazdığım ziyaretlerden daha çok turistik geziler için bir fırsat sayılmaya başladı. Bazı tanınmış kişilerin, huzur evlerindeki, kameraman ordusu ile ziyaretlerini inkar edemem. O kişilerden bazılarının kendi anne, babaları bir köşede yalnızlığın yıkılmışlığını yaşarken, huzur evi ziyaretleri neye yarar ki! İnançlarımıza göre her iki bayramımızın da sosyal yardımlaşmada ve dolayısıyla kaynaşmada etkileri pek büyüktür. Ramazan gelince fakir fukaraya verilen iftarların, gıda yardımlarının, fıtraların yoksul kesimi nasıl sevindirdiğini, yaşayanlar, başına gelenler çok iyi bilir. Kurban bayramlarını, bir kan akıtma festivali gösterenlere doğrusu şaşıyorum. Birkaç cahil kimsenin veya enteresan haber yapma hevesindeki bir muhabirin çoğu düzmece uygunsuz kesim görüntüleri, elden kaçırılan bir kurbanın etrafa dehşet saçışını, boy boy ilk haber olarak vermenin anlamı nedir? Uyuşturucu krizine giren bağımlıların halleri, sarhoşların trafikteki rezaletleri, tinerci cinayetleri ile, kazara kaçmış bir kurbanın haberini, aynı kefeye koymak mümkün mü? Bu yayın kuruluşları, sene içinde evine hazır kıymayı, haftada yüz gram olarak almakta olan ailelere, bir koyun budunun hediye edilmesinin sevincini de gösterirlerse objektif bir haber yapmış olurlar. Halbuki bu günün medyasına yasalarımızın sağladığı birçok serbestlikler, sadece canlarının istediği, kendilerine reyting ve çıkar sağlayacak haberleri öne almak için değildir. Medya toplumu yönlendirmede çok etkilidir. Bu etkisi ile toplumda ileri gitmeye, gelişmeye katkıda bulunacak yayınlar yapması baş görevidir. El attıkları bazı olayları veriş şekline bakınca, ahlaksızlıkları kötüledikleri mi, yoksa teşvik mi ettiklerinde şüpheye düşülüyor. Bir gazeteci olarak bu yazdıklarım, sadece bir öz eleştiridir. Bayram görüşmelerinde birbirimize nasılsın diye sorduğumuzda, bunu bir formalite olarak yapmamalıdır. Soran usulen, cevaplayan usulen konuşunca, dertleri paylaşmak başka bir bahara kalıyor. Gerçekten, "nasılsın arkadaş bir derdin, borcun, sıkıntın var mı? Varsa hiç çekinmeden benimle paylaşabilirsin. Elimden gelen yardımı yapmak benim görevimdir" demeliyiz. Bayramın şu güzel gününde, dertleri fazla depreştirmek niyetinde değilim. Düşünmeli ki, bugün büyüklerimize layık gördüğümüz davranışlar, yarın bizim başımıza gelebilir. Unutmamak lazımdır ki; her gündüzün bir akşamı vardır. Bütün okurlarımın mübarek bayramlarını tebrik eder, daha nicelerine sıhhat ve mutlulukla kavuşmalarını, cenab-ı Haktan dilerim.