Aslında bugün sizlere Bulgaristan'ın tazminat isteme zırvasını yazacaktım. Ancak olayların ardından yetişmemiz gittikçe zorlaşıyor. Bunlar Türkiye'nin büyüme sancılarıdır. 12 Ocak 2010 günü, İsrail dışişleri bakanı yardımcısı, Türkiye'nin Tel Aviv büyükelçisini kabulündeki zırva davranışını hepimiz gördük üzüldük. Yani "alçak koltuk" politikalı seviyesiz siyaseti. Eğer bu çirkin hareket bana yapılsaydı, daha koridorda bekletilirken, "programım sıkışık" deyip selam bırakır oradan ayrılırdım. TRT'de yayınlanan filmlere bile karışanlar, kendi sonlarını hazırlıyor. 1889'da Osmanlı tahtında 2'nci Abdülhamid Han var. Alman İmparatoru Wilhelm, Alman birliğini kuran Prens Bismark da başbakan. Bismark, Almanya'daki yabancı elçilere bir yemek verir. Yemeğin ortasında Osmanlı elçisine dönüp, "Sayın elçi siz Türkler ne zaman bizler gibi yemek yemesini öğreneceksiniz?" diye aleni hakaret eder. Elçi sofradan kibarca kalkar. Telgrafla derhal Sultanı arar ve anlatır. Sultanın talimatı şöyledir: "Git aynı yerine otur ve aynı şekilde yemeğini ye. Sana Bismark sorarsa, bu hakaretin cevabını bizzat Sultanım verecek. Ben mezun değilim de!.." Aradan bir müddet geçer. 2'nci Aldülhamid, Kayzer Wilhelm'i İstanbul'a davet eder. Siyonistlerin Osmanlıdan toprak talepleri var. Filistin'de devlet kuracaklar. Herzl sık sık gelip, parayla toprak; Avrupa devletleri ise Siyonistleri bir an önce başından atmak istiyor. İngiliz, Fransız ve Almanlar onları destekliyor. Kayzer İstanbul'dan Kudüs'e gidecektir. İstanbul'daki beyanatında onları destekler. Sultanla Kayzer ilk kahvelerini içerlerken, masada Avrupa'nın seçkin gazeteleri var. Bir ara Sultan, Kayzere "Aynı makamlarda bulunuyoruz. Şu gazetelere baktım. Geleceğiniz için endişe ettim. Bütün gazeteler hep Bismark'tan bahsediyor. Korkarım sizi yerinizden edecektir" der. Kayzer bakar, bakar düşünür ve "evet" der. Ve bu seyahatin sonunda ülkesinde dönünce Bismark bir yolla hapse atılır ve Orada ölür. Kudüs'te ise bambaşka tonda beyanatlar verir... Onu nasipse haftaya yazayım. Sayın elçilerimiz 21'inci asrın büyüğü bir devletin temsilcisi olduklarını her an yaşamalıdır. 1571 Kıbrıs seferi öncesi Venedik'e gönderilen birer Kubat Çavuş gibi olmalarını bekliyoruz. Millet olarak da arkalarındayız...