1911 senesinde, Osmanlı devletinin en buhranlı dönemi başlamıştır. Avrupa'nın emperyalist devletlerince, Osmanlının yıkılması için ne lazımsa fazlasıyla yapılmaktadır. Zamanın tek basın organı olan gazeteler, yazı ve karikatürleri ile müspet, menfi her türlü yayını yapmaktadır. İşte bu senelerde, bir gazetede çıkan karikatür şöyle: Hükumet devletin düştüğü karışıklıktan kurtulmak için, çareler aramaktadır. Hükumet üyeleri, Cağaloğlu'nda şimdiki İstanbul Valiliğinin bulunduğu binada toplantı halinde. Salonun denize doğru iki penceresinin önüne doluşmuşlar. Ellerini kaşları üzerine siper edip uzaklara bakarak, ileriyi görmeye çalışmaktalar. Yaşanan karışık durumlara çözüm, çare bulmaya çalışıyorlar. Bulundukları yerin yüksekliği daha ileriyi görmeye yetmediği için, topluca Galata kulesine çıkarlar. Ama ne yazık ki, bu kulenin yüksekliği de az gelmiştir. Daha yüksek bir yer için tartışırlar. Sonunda, Paris'te bulunan Eyfel Kulesi'ni satın alıp, İstanbul'un yüksekçe bir yerine monte ettirip, onun tepesinden durumu görmek fikri ortaya atılır. Onu da satın alacak hem ödenek yok, hem de hazine tam takır. Sonunda, bütün kabine üyelerini içine alacak sepetli bir balon bulunur. Topluca binerler ve havalanırlar. Bu yükseklikte balonu idare zordur. Bulutların arasına girdikleri için de, yine bir şey göremezler. Derken, balonu yönlendirmeye yarayan dümen demiri kopuverir. Vekillerden birisi "Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete" der. Karikatür bu. Bu yazıyı hazırladığım 2 Mart Pazar günü sabahı, Meclis'teki tezkere kilitlenmesi, dağdan yuvarlanan taş gibi, gündeme oturuverdi. Böyle kilitlenmeler geçmişte beklenmedik sonuçlar doğurmuştur. İdarede çalkalanmalar yaşanmıştır. Temenni ederiz ki, en kısa zamanda feraha çıkalım. Savaşa hayır mitinglerinin son günlerdeki renk değişikliği de, ülkeye sıkıntıları davet edecektir. Böyle zamanda, beşinci kol faaliyetleri hız kazanır. Dünya jeopolitiğinde önemli bir yer tutan coğrafyamız, casuslar için cazip hedeflerdendir. İkinci Dünya Harbine girmediğimiz halde, Ankara, Avrupalı casusların savaş alanına dönmüştü. Meşhur Alman casusu Elyesa Bazna yani Çiçeron İngiliz cephesini, Ankara'daki İngiliz elçiliğinden vurmuştu. Babasını İngilizlerin Bosna'da şehid ettiği Çiçeron, bu acısının öcünü Ankara'da alabildi. Alman vakıflarının, hangi siyasi partilere ne derece nüfuz ettiğini, birçok gazeteler yazmaya başladı. Bundan aylarca önce, Alman vakıflarının Türk Belediyeleriyle temasına dikkat çekmiştim. Şimdi anlıyoruz ki Alman vakıfları, Belediyeler birliğine, büyük miktarlarda Finansal destek vermeye çalışmışlar. Hangi belediyelerin, Alman vakıfları ile hangi anlaşmaları yaptığını, işleri Bakanlığımızın büyüteç altına almasını bekliyoruz. İkinci olarak, savaşa hayır veya evet adı altında, ya da çok masum bazı isteklerle yapılacak gösteri ve mitingler hususunda çok hassas davranmayı bekliyoruz. Zira fesat odakları, böyle bulanık havayı severler ve küçük olayları, akaryakıt yangını gibi infilake dönüştürürler.