Osmanlı devletinin son seneleri... Ülkemiz senelerce harplerin pençesinde hayat memat mücadelesi verdi. Böyle yokluk, kıtlık ve can pazarı kurulan yıllarda, insanlar kendi canını unutur ve varsa yoksa yurt savunması ve dolayısıyla hürriyeti öne çıkar. İstiklal harbi sırasında genç bir delikanlı olan Yozgat-Sarıkaya'nın bir köyünden rahmetli Mehmet Çetin Amcanın hatırasını, oğlu İbrahim Beyden dinlediğimde gözlerim dolmuştu... 1994'lerde vefat eden Mehmet Amcanın bazı tanıdıkları ona danışmadan, Milli Savunma Bakanlığına bir yolla müracaat edip, ona gazilik maaşı bağlanması için evraklarını Ankara'ya yollarlar. Askerlik şubesine Mehmet Amcanın evrakları kısa zamanda gelir. Tabii ki bazı araştırmalar yapılacaktır. Amca şubeye davet edilir. Şubedeki bir görevlini "amca sen hangi cephede çarpıştın. Hangi birlikteydin. Bölük, tabur, tümen komutanlarınız kimdi" gibi sorulardan çok sıkılan Mehmet Amca,genç görevliye "Sen bana bunları niye soruyorsun" der. Görevli de, "Amca Ankara'dan yazı geldi. Sana belki gazilik maaşı bağlanacak" der. İşte cıngar orada kopar. Mehmet Amca "Senin vereceğin maaş, benim siperde mermi yağmuru altında geçen 15 dakikamın bedeli olamaz. Sonra ben sizden böyle bir şey istemedim ki. Şimdi de istemiyorum" der. Öfkeyle kalkar gider. Oğlu "Baba sen savaştın. Bunu herkes biliyor. Bu maaşı niye almadın, haram değil ki" deyince, oğlum şöyle otur bakayım der ve anlatır: "Evladım ben harbe giderken nişanlıydım. Her çatışmaya girdim. Ancak nişanlımı düşünerek, şehitliğe canı gönülden niyet edemedim. Ve şehit olamadım. Halen kendimi suçlu hissediyorum. O maaş acaba bana helal mi?" Mehmet Amcanın, ölünceye kadar da bir talebi olmaz. Mehmet Amca son anlarında, zaman zaman pencereye doğru "Bekle Ahmet geliyorum" diye haykıra haykıra ruhunu teslim eder. Ahmet ise Mehmet amca ile aynı cephede çarpışırken şehit düşen öz kardeşidir...