Büyük zaferin yıl dönümünde

A -
A +

Gündem çok dolu. O kadar çok yazılacak konu var ki, haftada her gün yazılsa yeridir. Bir masum imam, sahurunu yapmış, ıssız sokaklardan görevli olduğu camie gidip ezanı okumuş, namazı kıldırmış. Yani resmi görevini yapmış. Dönüşte yine ıssız sokaklardan birinde vuruluyor... Ülkenin gündemindeki referandumdaki Evet-Hayırcıların kampanyaları ve işin zaman zaman suyunun çıkması insanda moral bırakmıyor. Ben bu yaşıma kadar 27 Mayısdan beri birçok ihtilal ve müdaheleyi görevli olarak yaşamış biriyim. Demokrasinin dışındaki arayışların, ülkenin en az yüz yılına mal olduğunu gördüm. Eğer bu necip milletimizin başına Birinci Dünya Harbi, İstiklal Harbi gibi felaketler geldiyse, İttihad ve Terakki Partisinin, baskın ve ihtilallerle idareye el koymasındandır. Evet İstiklal Harbini milletçe el ele vererek kazandık, ama yıllarca harbin getirdiği yoklukları yaşamak niye. Bu ihtilal Türkiye'nin yüzlerce yıllık birikimini aldı götürdü. Oraya harcanan imkanlarımız elimizde kalsaydı; bu gün ABD bile bizden yardım talep eder durumda olurdu. İstiklal Harbinin iki mühim virajı vardır. Biri Sakarya Meydan Muharebesi, diğeri Büyük Taarruz. Birçok anmada Sakarya gölgede kalıyormuş gibime gelir. Her ikisinde de kumanda Mustafa Kemal Paşada idi. Sakarya 23 ağustos 1921'den itibaren 22 gün sürdü. Sakarya aşılsaydı Ankara elde kalmayabilirdi. Büyük Taarruz ise 26-30 Ağustos 1922 arasında 5 gün sürdü. Katiyen küçümsemiyorum. İkisi de şanlı zaferimiz. Son senlerde ise bunların kutlamaları ve ardından gelen bilhassa şehirlerimizin kurtuluşları pek az şevkle kutlanır gibi oluyor. Neden. Belki AB'ye girişin arefesinde böyle oluyor denebilir. Biz AB'ye girmek için açılan başlıklara yetişmeye çalışıyoruz. Okul karnesi gibi oldu. Türkiye de AB ye bir başlık açmalı: 1919-1922 yılları arası yurdumuza saldırıp her tarafı işgal edenlerin, milletlerarası alanda, Türkiye'den özür dilemesini başlık olarak şart koşalım. Dışişleri bakanımız kusuruma bakmasın. Ben yürüyen tekere çomak sokmuyorum. Sayın bakanın paralelinde ve şahsiyetli politika çizgisine bunu şart olarak düşünüyorum. Belki konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bile götürülmeli...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.