Anadolu'da sık anlatılan bir hikâyedir. Çok eskilerde, birbirine yakın birkaç köyün ortak bir derdi var. Köyün koyun sürülerine ve ağıllarına bir aç kurt dadanmıştır. Otlayan sürülere saldırır 10-15 koyunu boğar, birini de sürükler yemek için götürür. Aynı şekilde geceleri de sürülerin yattığı ağıllara dalıp aynı şeyi yapar... Köylü bu zarar ziyandan çok bizardır. Aylardır günün konusu bu vahşi saldırılara bir çare bulabilmektir... Köyün çobanlarından gün görmüş Ali isimli biri vardır. Bir gün Ali, köy kahvesinde der ki: "Ben bu kurda bir çare biliyorum. Ama gün gelir siz bu kurda sahip çıkarsınız ve beni de döversiniz!.." Köylüler "Hiç öyle şey olur mu? Sen bu zalimi bizden uzak tut. Dile bizden ne dilersen" diye yeminli sözler verirler... Çoban Ali ertesi gün yeni doğmuş bir kuzuyu bir çam ağacına kısaca bağlar. Çamın dalına da kuzunun hizasında kurdun kafasından geçebilecek, etrafına da koyun çanları dizili bir demir çember asar. Zalim kurt, kuzuya iştahla saldırınca, çanlı olan halka, kurdun boğazına geçiverir. Kurt kuzuyu kaptı, ama can havliyle hızla kaçarken, demir halkanın ipini ağaçtan koparır. Ve dağlara gider. O günden sonra kurt hiçbir sürüye ve ağıla baskın yapamaz. Boynundaki çanlar onun gelişini çevreye haber verir ve köylü sopalarla onu kovalar. Kurt artık açtır. Hiçbir avına yaklaşamaz. Açlıktan kemikleri çıkar. Dermansızlıktan yerlerde sürünür. Köylü de pek memnundur. At arabaları ile şehre inerken yol kenarında açlıktan sürünen eski düşmanları kurdu gördükçe, ona acımaya başlarlar. Artık kahvede gündeme aç kurdun zavallılığı, zalim çoban Alinin merhametsizliği oturur. Ve beklenen gün gelir çatar. Kahvede bir gün köylüler "Seni zalim seni!.." diye Çoban Aliye temiz bir sopa çekerler! Çoban Ali de pestil halde evine gider... Ertesi gün dermanı kalmamış kurdu arar bulur ve boynundaki; çanları olan halkayı çıkartır ve sırtını sıvayıp "hadi bana hakkını helal et" der. Köylü sonra çok yalvarır ama artık iş işten geçmiştir. Kurt da sürüleri dalamaya devam eder.