Depreme tedbir, ama nasıl?

A -
A +

Bu hafta 26 Ağustos Büyük Taarruz'u, Malazgirt'i, Merci Dabık'ı yazmayı planlamıştım. 17 Ağustos 1999 Körfez Depreminin yıl dönümündeki etkinlikler, beni depremi yazmaya zorladı... Ben de o depremi bizzat yaşadım. 18 Ağustos günü sabahtan yola çıktım ve deprem bölgesinin birçok yerini dolaştım. İnsanların ızdırabını yakinen gördüm, yaşadım. Onlarla mülakatlar yaptım. İki gün sonra işim icabı Konya üzerinden Akdeniz sahillerine indim. Türkiye bazı bilgilere göre 30 000 kişisini toprağa vermişti. Sahillerdeki binlerce mayolu tatilciye baktım. Ya bunlar Türkiye'de değildi. Ya da deprem Türkiye'de olmamıştı!.. Benden üç gün sonra devrin başbakanı havadan deprem bölgesini helikopterle dolaştı, gitti. Adapazarı'nda 4 katlı yere gömülmüş yapılar çoktu. 1967 depreminin sonrasında Adapazarı'na tayin oldum. En yüksek binalar depremden 6 sene sonra bile 4 katı geçemiyordu. Peki sonra 1999'da yapıların katlarını neden sayamaz olduk. Bütün merkezî idare ve mahalli idare kuruluşları yapılaşmada kesin tavır ortaya koymazsa, bu işin sonu hiç iyi görünmüyor. Sayın Işıkara "Orda kimse yok mu?" oyununu sahneye koydu. İnsanlar ağladı. Ama o kadar... O ağlayanlar belki ertesi gün herhangi bir belediyedeki, evine çıktığı kaçak katı yasallaştırma mücadelesine, kaldığı yerden devam edecek. Yani deprem esas vicdanlarda oluyor. Bunu önlemeliyiz. İnsanlar hem ağlıyor hem de, tıpkı trafik kazaları gibi; bana bir şey olmaz diyor. Kanunsuz yapıları yıkmaya gelenlere taşlarla saldırıyoruz. TV ve gazete habercileri, olayı iki düşman grubun harbi gibi veriyor. Hatta güvenlik güçlerine saldıranları mazlum sayıp alkışlıyor. Emniyet müdürüne saldırıyı haklı gösteriyor. Sonra da aynı medya 17 Ağustos yıl dönümünde, romantik anma ağıtları yakıp, acılı haberleri veriyor... Bunlar timsahın gözyaşları bile olamaz. Zira timsah ne de olsa masumdur. Aç karnını doyuracak. Ya bizler! Allahın verdiği binlerce nimete rağmen başka insanların hayatı, ölümü, cenazesi ve anmasını ve onları bir yolla ağlatmayı çıkar kapısı yapmışız... Önce deprem korkusuyla rant temini kapısı kapatılmalı. Her önüne gelen deprem falcılığı yapmamalı. Bu da kanunla yasaklanmalı. Varsa olan kanunlar işletilmeli. Savcılara görev düşüyor. En önemli mesele, vicdanlardaki kanunsuz yapılaşmayı halletmektir. Gerisi laf-ı güzaf...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.