Bayram haftasında Marmara bölgesinde, birbirine yakın merkez üssü olan iki deprem yaşandı. Cenab-ı Hakka çok şükür olsun ki bir can kaybı işitilmedi. Ancak deprem korkusuyla hastanelere başvuran birçok kişinin, panik sebebiyle telaşından sağa sola çarptıkları işitildi. Deprem bilindiği gibi tabii afetlerden biridir. Her tabii afet gibi insanların, bunlara karşı bazı tedbirler almaya kalkışmaları gayet normaldir. Hatta hepimizin görevidir. 17 Ağustos 1999 büyük depremi gösterdi ki, her ağzı olan, bu konuda konuşmamalıdır. Haberleşme araç ve sistemlerinin yaygın ve hızlı olduğu günümüzde, insanları bazı yanlış anlaşılacak haberlerle paniğe sevk etmek çok kolaydır. Bu sebeple zamanın hükumeti, 1999'da böyle konuşmaları sınırlandırmış ve devletin kurduğu bir komisyon marifetiyle halkın bilgilendirilmesini karar altına almıştı. Aradan 7 sene geçti. Bu kararlar herhalde unutuldu. Şimdi önüne gelen, yanına bir muhabir ve kameraman alıp sokağa çıkıyor. Olmadı TV stüdyolarının birinden diğerine koşup, 10'ar dakika ara ile ekranlarda arz-ı endam ediyor. Bu Prof. titrli kimseler hep birbirlerine zıt ifadeler kullanıyor. Birinin ak dediğine diğeri siyah diyor. Bu nasıl bilimsel çalışmadır ki, sonuçları 180 derece farklı ifade ediliyor. Halk şaşırıyor. Hatta söylenenlerden dehşete kapılıyor. Kime inansınlar. Bu söylemler sebebiyle toplumsal bazı karışıklıklar çıkması an meselesidir. Evlere gıda maddeleri stokları başlarsa kim dur diyecek, diyebilecek . Allah korusun böyle bir durumda, bu bilim adamı bilinen kimseler, "efendim bunlara biz sebep olduk, sorumluluk bizim" diyecekler mi? Deseler ne yazar. Bade harab-ül Basra. Bu konuya hükümetçe acilen el atılmalıdır. Kandilli Deprem Araştırma Merkezi anlaşılmaz bir suskunluk içindedir. Yoksa onlara "konuşma" mı dendi? Bir yer bilimci mahallelerde, sokak sokak kamera ile dolaşıp, "işte bu ev yıkılır, şu ev çürük" diyerek mahalleliyi de arkasına alarak hangi yetki ile dolaşır. Kendisi devletçe bu işle görevlendirilmiş mi? Yok. Peki bina statiği uzmanlık alanı mı? Ne gezer! O sadece yer bilimci jeoloji bilir. Yıkılır dediği evlerden birindeki hanım, kapıya çıkmış boynu bükük, sanki karşısına ölüm habercisi gelmiş gibi. "Eviniz yıkılır diyorlar ama ne yapalım ölürsek burada ölelim" sözleri ağzından dökülüyor. Bu yer bilimcilerin bu telaşları ülke insanına aşırı sevgilerinden mi yoksa, depremi önceden haber verme sistemleri pazarlama telaşlarından mı veya meskenleri depreme karşı güçlendirme sistemleri ve projelerinden kendilerine düşen bazı getiriler mi var?!. Şimdi halk bu korku ile beraber, kahvelerde, minibüslerde vs. toplu taşıma araçlarında bunları konuşuyor. Halkı paniğe, ümitsizliğe sevk etmek, korkutmak anayasamıza göre suçtur. Sayın Cumhuriyet savcılarımızın bu haber ve görüntüleri suç sayarak konuyu soruşturmasını, dillendirildiği gibi bunlara sebep olanların çıkar ilişkileri olup olmadığı, Türkiye'ye teklif edilen uyarı ve güçlendirme sistemlerinin bilirkişi ve olur raporlarındaki imzalarla, ekranlara çıkıp ahkam kesenler aynı kişiler mi veya ilişkililer mi araştırılmasını bekliyorum.