Aşağıdaki yazım 3 sene önce 1 Ekim 2003 tarihinde gazetemizde yayınlandı. O günden bugüne ne değişti? Hiç... İnsanlar olaylardan ibret almadığı müddetçe bu böyle devam edecektir: "Dünyada mekan âhirette iman" düsturunca insanlar, dere yatağına ev kurmazlar. Çünkü dere yatağı emniyetsizdir. Her an sel, seylap tehlikesi vardır. Yıkılır gider. Hem canı hem de malı tehlikededir. Maddi hususlarda gösterdiğimiz bu hassasiyeti, ne hikmetse evlat yetiştirirken veya başka manevi konularda ihmal ediyoruz gibime geliyor. Bu sözüm çocukları için her türlü itinayı gösteren anne ve babalara değildir. Eylül ayının son haftasında İzmir'den yükselen bir feryat gözlerimizi açıverdi. Zira bir kamu kuruluşunda kan verilen ve bu kandan HIV virüsü kapan bir yavrumuz, okulda hastalık yayar endişesi ile okul idaresince, öğrenci olarak kabul edilmiyordu. Mülki makamların araya girmesi ile bu yavru ilkokula kaydedildi. Bu sefer de, aynı derslikte ders gören öğrencilerin anne babaları, işe bir çözüm olur düşüncesi ve protesto maksadıyla çocuklarını okuldan aldılar. Milli Eğitim Bakanına kadar iş uzadı. Tıp adamları devreye girdi ve bazı veliler, hastalığın çocuklarına bulaşmayacağına ikna edildi. Diğer kısmı ise eyleminde ısrar ediyor. Gazeteler, televizyonlar bir haftadır konuyu işliyor. Güya yavruya sahip çıkar gibi yapıp, ismi ve soyadının baş harfleri ile rumuz olarak kullandılar. Bu çocuğun -Allah hayırlı uzun ömür versin- delikanlılığı ve iş hayatına atıldığında psikolojisini etkileyecek kadar ileri gittiler. Kanunların boşluklarını reyting uğruna ve çaktırmadan, yavrunun zararına kullandılar. Yazık!... Bu öğrenciyi çocuklarıyla istemeyen anne babalara haksız demiyorum. Ammaa, aynı hassasiyetle, çocuklarının arkadaşlarındaki manevi hastalıklara da dikkat edebiliyorlar mı? Şu anda gençliğin ihmal edilemez bir bölümü; tiner, balicilik, bazı uyuşturucu hap ve eroine kadar uzayan zararlıların kıskacındadır. Kumar ve içki hızla yayılmaktadır. Bazı sınıflara bira ve sair içkilerin sokulduğunu duyuyoruz. Kapkaç ve hırsızlık sokaklarda kol geziyor. Sakin Anadolu şehirlerine kadar soygunlar ulaşmıştır. Bu gibi suçları işleyenlerin kardeş ve çocukları da aynı okullarda okuyor. Bence bu hastalık HIV virüsü tehdidinden çok daha tehlikelidir. Yavruları ölmeden önce öldürür. Yani ahlakları zedelenir. Ev yaparken dere yatağından kaçıyoruz, ama gençleri kötülüklerden korumaya gelince basiretimiz bağlanıyor. Yani sel yatağına saraylar inşa ediyoruz. Bu kötü alışkanlıklarla mücadele eden kurum ve kuruluşların başında Yeşilay derneği gelmektedir. Yok denecek bütçesi ile senelerdir bir dergi çıkartır. Binlerce okulumuzda uyuşturucu, alkol ve sigara ile mücadele konulu konferanslar verdirir. Tesirli duvar ilanları bastırıp, okul ve kamu binaları duvarlarına yapıştırtır. Bizler eğer kötü alışkanlıklarla yeteri kadar mücadele edemiyorsak, bu işi bizim adımıza yapan Yeşilay'ı desteklemeliyiz. İstikbalimizi emanet edeceğimiz yavruları zararlılardan korumak için bu elzemdir. Yeşilay'a üye olalım. Gidip çalışmalarını yakından tanıyalım. Ve inanalım ki, anne baba olarak bizim yapmamız gerekenleri, Yeşilay etkin bir şekilde yapmaktadır. Elbette ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Ama vücudun sağlamlığı, tek başına kafayı da sağlamlaştırmıyor. Kafa sağlam olunca, beden özürlerini kimse öne süremez.. Çocuklarımızın ahlaken mükemmel yetişmesi için arkadaş seçimini yapmada, onlara baskı değil candan yardım yapmak görevimizdir. Eğer bunu ihmal edersek, gözümüzün nuru, gönlümüzün meyvesini, sel alır, götürür bir kanalizasyon çukuruna atıverir...