"Evet, şimdi sıradaki gelsin", der gibi icra edilen bir askeri harekatı, üzüntü ile gözledik, izledik. Şimdi ne olacak. ABD. saldırı sebebi olan kitle imha silahını Irak'ta bulamadı. Hani Birleşmiş Milletler'in görevlileri, Irak'ta kitle imha silahı izine rastlamadık dedikçe, Amerika temsilcisi, kesin var iddiasında idi. Güvenlik Konseyi ve BM. Genel Kurulu Irak'ı suçlayacak bir karar almadı. Buna rağmen ABD-İngiliz ortaklığı 22 günlük bir saldırı ile Irak'ı aldı. Bu harekatı, Türkiye veya bir Asya devleti yapsaydı, şu ana kadar, BM. yüzlerce suçlama ve mahkumiyet kararı alırdı. BM'ye rağmen yapılan bu harekat dolayısıyla; ne Amerika, ne de ortakları hiçbir zaman suçlanamayacaktır. Öyleyse BM adil bir kuruluş olma vasfını kaybetmiştir. NATO da aynı durumdadır. O da tarafsızlığını kaybetmiştir. 10 Nisan günü ABD Başkanı Bush ve İngiliz Başbakanı Tony Blair uydu aracılığı ile, istila ettikleri Irak halkına yaptıkları konuşmaya; ben ABD Başkanı Bush'um, ben Birleşik Krallık Başbakanı Blair'im diye başladılar. Bu görünüşte Irak halkına hitaben gibi, aslında dünyaya kafa tutma ve tehdit konuşması idi. Beşinci kol güçleri ile Irak'ı içten yıkanlar, göstermelik ve zevk için birkaç saldırıdan sonra, Bağdat'a girip heykelleri "idam" ettiler. Bölge halkı 1914'ten beri zaten bir huzur yüzü görmedi. İngiliz'in oyuncağı oldular. Şimdi de yeni hedefler için suçlamalara başladılar. Bush'a göre, Irak elindeki kitle imha silahlarını Suriye'ye kaçırmış. İster misiniz şimdi bu hayali silahları aramak için, Suriye'ye bir harekat düzenlensin! Oranın da altını üstüne getirdikten sonra; belki de İran'a kaçırıldı diyerek, İran'a da saldırılsın. Böyle hayali suçlamalarla daha kaç ülkenin kanına girilecek. Bir de bakıyorsunuz, Amerikalılar'ın aradıkları kitle imha silahları, en sonunda; Pentagon'un mahzenlerinde bulunmuş. Haçlı zihniyeti ile hareket edenlerin ŞARK seferleri, tarihte hep hüsranla sonuçlanmıştır. Dokuz haçlı seferinde kaybettikleri, tarih sayfalarının yarısını işgal ediyor. "Her kuşun eti yenmez" sözü meşhurdur. Ola ki bir gün sert bir kayaya çarpabilirler. Beni üzen, Irak savaşı sırasında birçok TV kanalında yeni yorumcuların ortaya çıkması! Türkiye'yi güç durumlara düşürecek yorumlar yapıldı. Bunlar derhal susturulmalıdır. Eski bir büyükelçi, Amerika'nın resmi kanalı gibi savaş haberleri veren bir kanalda, 10 Nisan günü şunları söylüyordu: "Artık iman gücü ile savaşmak devri kapandı. Çanakkale savaşlarında Atatürk'ün idaresinde kazanılan zafer gibi iman gücü ile savaş kazanılamaz..." Emekli sayın büyükelçi uzun seneler Türkiye'yi Amerika nezdinde temsil etmiştir. Şunu üstüne basarak söylüyorum ki, savaşlar iman gücü ile kazanılır. Vatanını savunmaya inanan kişi, dünyanın en modern harp silah ve araçlarını yapmanın, onlara sahip olmanın da şart olduğuna inanır. Devletinin ekonomisinin kurtarılmasına, gençliğinin eğitilmesine de böyle inanır. Herhalde ekselansları, bazı esassız tarihi filmlerdeki saçma ve ruhsuz sahneleri, iman gücü ile savaşmak sanıyor. Necip Türk milleti Ulu Önder Atatürk'ün komutasında, İstiklal Savaşını İMAN GÜCÜ ile kazandı. Bir tarafta dünyanın en modern silah ve araçları, diğer tarafta askerine günlük bir avuç arpa kavurgası verebilen bir ikmal teşkilatı. Sonra da o modern ordunun kitlesel kaçışı, denize dökülüşü. Irak'taki son harekat bir savaş değildir. Güçlünün, güçsüze, çıkar sağlamak için bir saldırısıdır. Yani bir şekavettir. İlkeler ve vatan için savaşın fotokopisi bile değildir.