Hemen bir ay kadar sonra, İstanbul'un Fethi'nin 555'inci yıldönümünü kutlayacağız. Osmanlı toprakları ortasında kalan ve çeşitli entrikalar içinde kıvranan Doğu Roma imparatorluğu, şanlı Türk ordusunca 29 Mayıs 1453'te fethedildi. İstanbul muhasarası 54 gün sürdü. Bu savaşın devamınca, Türk tarafında büyük zayiat verildi. Bizans'ta ölen insan sayısı 5000'i geçmedi. Fatih'in ordusunda 15000 kadar Lehistan askeri, yardım maksadıyla bulunuyordu. Venedikli meşhur komutan Justiniani, Silivri'nin kendisine verilmesi karşılığında, Bizans'a yardıma gelmişti. İlerleyen günlerden birinde, cepheyi gezerken küçük bir şeyden yaralanan Venedikli komutan, hemen savaşı terk edip Haliç'te kendisini bekleyen gemisine binerek savaştan kaçmıştır. İstanbul'un teslimini müteakip Fatih, atı üstünde doğruca Ayasofya'ya geldi. Kilisenin kapısında atından indi ve dönemin en büyük Ortodoks ibadethanesine, yaya olarak saygıyla girdi. İçerisi tıklım tıklım halktan insanlarla dolu idi. Ayasofya içindeki Doğu Romalılar, Fatih'ten "vurun şunların kellelerini" emrini, başları önlerinde bekliyor ve korkudan da tir tir titriyorlardı. Bu umutsuzlara Fatih'in "kaldırın başlarınızı! Şu andan itibaren benim teb'am yani vatandaşımsınız. Artık kimse size zarar veremeyecektir. Dininizde, dilinizde, iş ve ticaretinizde tamamen serbestsiniz. Kiliseleriniz açık kalacak, ibadetlerinizi kendinize göre yaparsınız, ancak Çan çalmayacaksınız. Burada kalmak istemeyen, kurtuluş akçesi vererek istediği yere gidebilir. İstanbul'da kalacaklar, eskisinden daha çok rahat edecekler" demesiyle sevinçten ne yapacaklarını şaşırdılar. Sonra Yüce Hakan Rumlara sordu: sizin din ulunuz yani dini başkanınız kimdir? Dediler Gennadios'tur. Ancak burada yok. Kendisini imparator Zeyrek'te hapse attı. Fatih çıkarın getirin dedi. Hemen getirdiler. Gennadios'a "bundan sonra bu Rumların patriki sensin" dedi ve eline törenle Patriklik asasını verdi. Gennadios'a Vezirlerine denk maaş bağlattı. Bu tayini kutlamak için onun onuruna bir ziyafet tertipledi. Fatih Sultan Mehmet bu sefer Ortodoks Ermenilere döndü: "sizin din ulunuz kimdir" dedi. Onlar da "İstanbul'da bizim dini bir başkanımız yok. Bizans imparatoru bize kilise açmayı yasakladı. Biz gizli gizli kiraladığımız kiliselerde ayin yapardık. Ancak Bursa'da bir patrikimiz var. Adı Hovakim" dediler. Derhal Bursa'dan Hovakim getirtildi. Ona da bir asa verilerek Ermenilere Patrik tayin etti. Maaş bağladı. Bu iki Patrik 555 senedir Fatih'in tayini ile görevlerini, hiçbir kısıtlama olmaksızın yapmaktalar. Bu kadar geniş hoşgörünün dünyada bir örneği daha yoktur. Bu patriklerin de kendilerine ihsan edilen hürriyetin kıymetini bilmeleri gerekir. Osmanlı devletinin son dönemlerinde, devlet zayıfladıkça, bazı Patriklerin başta İngilizler olmak üzere bir çok Avrupa devletine yaranmaya çalışmaları, bu nimeti inkardır. Şimdi ülkemizdeki Türk vatandaşı bu Patriklerin, kendilerinden beklenmeyen ülke zararına davranışlardan kaçınmalı gerekir.