29 Mayıs 2003 günü, İstanbul'un Türkler tarafından fethinin 550'nci yılını, çeşitli etkinliklerle milletçe kutladık. Ancak bu törensel kutlamalar Fethin maksadını anlatmaktan çok uzaktı. Hele asfaltta tekerlekler üzerinde yürüttüğümüz kalyonlara ne demeli. Bu törenlere bakarak birileri çıkıp "İstanbul feth oldu da ne oldu" veya "İstanbul'un fethi mi önemli yoksa matbaanın Osmanlıya geç getirilmesi mi? İyi düşünmek lazım" deyiverir. Dediler de. Zira yıllardır. İstanbul'un fethini; "Bizans toprağına göz diken Türkler'in, istilacı olarak gelip İstanbul'u almaları" benzeri bir söylemle anlatmışız. Yazık. Böyle söyleyenlere ve düşünenlere sormak lazım: Siz "Fatih'in İstanbul'unu biliyor musunuz?" Belgelere göre Fatih'in İstanbul'u: 1-Dünyanın ilim ve teknik merkezi idi. 550 sene önce, bu günkü Üniversiteler ayarında ve mükemmel eğitim veren 10 tane üniversite vardı. 2-O günkü nüfusa göre kişi başına günlük 150 litre su düşerdi. Hem de sağlıklı ve bedava. 3-İstanbul'da aç insan bulunmazdı. Külliye denilen sosyal tesislerde her birinde günlük 1000-2000 kişiye bedava yemek pişirilir ve dağıtılırdı. 4-İstanbul'un fethini müteakip 15'e yakın devlet, Türklerle dostluk anlaşması yapmak için sıraya girmişlerdi. Tarihçi Kritovulos'un yazdığına göre; "Limni, Midilli ve Taşoz'daki Rum devletçiği, Edirne'ye kendi eşrafından büyük bir heyet göndermişti. İstekleri ise, "Bizim üzerimize herhangi bir sefer düzenlemenize gerek yok. Biz şehirlerimizin anahtarlarını size takdim ediyoruz. Ve münasip gördüğünüz vergiyi vermeye hazırız" şeklindeydi. 5- O devrin en büyük Avrupa devleti Venedik, birkaç senelik vergilerini peşin göndererek Türklerle anlaşma imzalamaya can atıyorlardı. 6-Venedikli meşhur edip ve şair Françesko Filelfo, Fatih için yazdığı şiirinde "Sen dünyanın en adil hükümdarısın" diyordu. 7-İnsanların refahı o derece yüksekti ki; zenginler zekat verecek fakiri bile zor bulurlardı. 8-O zaman İstanbul'da, kap-kaç zulmü yoktu. 9-Komşu olan veya olmayan birçok devlet, Türk devleti ile anlaşmayı kendisi için bir üstünlük ve ayrıcalık sayıyordu. 10-Fatih döneminde yapılan Topkapı Sarayının Babı hümayun denilen birinci kapısının sol tarafında o devirden kalma mermer kitabede; "Kim olursa olsun, haksızlığa uğradığına inanan herkes bu kapıya baş vurabilir" yazıyordu . Yani 550 sene önce Osmanlı vatandaşının dilekçe hakkı vardı. İnsan hakları ihlalleri ile Türkiye'yi suçlayan Avrupalılara, bu kitabe cevap olarak yeter de artar bile.