Filistinli çocukların görevi ölmek mi?

A -
A +

Bir süre önce, gazetelerde sütun sütun yazı ve resimler ile TV'lerde boy boy gizli kamera görüntülerinden; ABD'li genç bir annenin çocuğunu dövüşünü gördük. Bu zalim anne, öz çocuğuna dayak attığı için mahkemeye verildi ve 50 000 dolar kefaletle serbest bırakıldı. Davası devam ediyor. Büyük bir ihtimalle mahkum da olacak. Bir annenin çocuğunu dövmesi, uygun bir iş değildir. Ama onu terbiye etmeye çalışması da görevidir. Bu anne ipin ucunu kaçırmış. Hatalı bir davranış. Aynı günlerde İsrail'in Filistin topraklarına girip de, hedef gözetmeksizin roket ve makinalı tüfek yağmuruna tutması sonucu, çoğu çocuk 17 kişi öldü. Bu çocuklar 14 aylıktan 10 yaşına kadar çeşitli yaşlarda idi. Amerikalı annenin dövdüğü öz çocuğu 4 yaşında, roketle şehid edilen masum Filistinli 14 aylık. Bu olayın ikisi de bu dünyada ve aynı günlerde yaşandı. İkisi de insanla ilgili. Bu insanlardan biri Amerikalı, biri Filistinli. Bunların kıymetleri bazı kimseler yanında demek ki çok farklı. Filistinlinin ve çocuğunun, Körfez harbinde petrole bulanan martı kadar kıymeti yok. Çünkü o martı için nice insanlar seferber oldu. Filistinli masum ise öldüğü ile kaldı. Filistinlinin göz göre göre evi başına yıkılıyor. Bu zulmü reva görenlere insanlık adına kim dur diyecek? Yoksa Birleşmiş Milletler tüzüğünde; Amerikalı veya batılılar insan, Filistinliler insan değil mi yazıyor. Bugün öldürücü gaz kullanmak beynelmilel anlaşmalarla yasaklanmıştır. İsrail ise pazar yerlerine gaz saldırısı düzenliyor. Saddam Halepçe'de binlerce insanı, gaz kullanarak hunharca öldürdü. Suçlandı. Pazar yerine gaz atan İsrail'e en ufak bir tepki yok. Amerika'da ve batı ülkelerinde kapalı yerlerde sigara içmek yasak. Ama İsrail'in pazar yerine gaz bombası, roket atması serbest. Kimseden kınama bile yok. Adaletini seveyim şu Batı'nın! Bugün büyük ve demokrat bilinen bazı devletlerin elinde, kitle imha silahları var. Saddam ise kitle imha silahları bulundurmakla suçlanıyor. İnsanın aklına ister istemez geliyor ki; bu kitle imha silahlarını kimler bulundurmaya yetkilidir? Yetkiyi kimden alıyorlar? Yoksa gücü gücü yetene bir dünyada mı yaşıyoruz? Öyle ise bunca insan hakları hikayeleri niye? Filistin'deki ikinci intifada hareketi başlayalı iki sene doldu. 28 Eylül 2000 tarihinde, Ariel Şaron kasten ve gereksiz olarak, Mescid-i Aksa'ya girdi. Hem de Filistinlilere ve tüm müslümanlara rağmen. O günden bu güne, 2000 kadar Filistinli, 700 İsrailli öldü. İki senede 2700 insan. Ariel Şaron bu hareketi ile kendine iktidar yolunu 2700 kişinin kanları ile açtı. İsrail'de aklı başında, salim düşünen insanlara ne oldu da bu işin üstüne gitmiyorlar? Filistinlilere saldırdıkça İsrail dünyanın gözünde daha çok saldırgan sayılıyor. Yani Ariel Şaron'un idaresi, İsrail'i bitişe doğru hızla götürmektedir. Bu iş tayfunların sebep olduğu hortumlara benzer. Anafora kapılan İsrail'i de Filistin'i de bir gün silip süpürür.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.