İki senedir suskun duran "Ermeni Soykırımı" iddiaları 24 Nisan'da tekrar ısıtılıp gündeme taşındı. Batılılar iki senedir Türklerin, Batı çıkarları yönünde mülayim davranmaları için Ermeni meselesini uyutmuşlardı. Şimdi "Demokles'in Kılıcı" misali yine tepemize getirip astılar. Sade soykırımı da değil. Güneydoğudaki bölücü terör örgütünün faaliyetleri iki senedir şıp diye kesilmişken, şimdi hiç durmamış gibi hızla gündeme getiriliverdi. Aslında bu gelişmelerle Batılılar, Türkiye'nin bu iki baş ağrısı konusunda suçüstü yakalandı. Yani, bu iftira ve bölücülüğü Türkiye'nin başına saranların kim olduğu apaçık görüldü. Birkaç sene önce Ermeni soykırımını tanıyan yasayı yürürlüğe koyan Fransızlar, Ermenilerin Marsilya'da diktikleri Kin anıtına sevgi ve övgüyle bakmışlardı. Adına Demokrasi dediler. Aynı Fransa Türk Genelkurmay Başkanının resminin, bir tren istasyonu önündeki meydana yere çizilerek, her gün binlerce kişi tarafından çiğnenmesine de demokrasi demişti. Fransa Kralı l. François'nın annesinin yalvaran mektuplarına, Kanuni Sultan Süleyman, insanlık icabı olumlu cevap vermiştir. Hem de hiçbir din ve milliyet ayrılığı gözetmeden. Yetmedi Fransız ekonomisini düzeltmek için bir milyon altın borç gönderdi. Yetmedi Osmanlı donanmasını, Barbaros Hayrettin Paşa komutasında Fransa'ya yardıma koşturdu. Nice (Nis) şehrini Fransızlardan gasp eden Venedikliler'e karşı harbi göze almışız. Nice kalesi Türklerin eline geçtiğinde ise; Barbaros Hayrettin Paşanın maiyetinde bulunan Fransız elçisi, döneklik yaparak Venediklilerle anlaşma cihetine gitmiştir. Bu Türk yardımına teşekkür mahiyetinde, Fransa kralı, Toulon şehrini, sekiz ay Türklerin idaresine verdi. Türk bayrağı çekildi. Türklerin idaresinden şehir halkı o kadar memnun kaldı ki, Türkler ayrılırken yollarını kesip gitmemeleri için ricacı heyetler gönderdiler. Şimdi Avrupa'da bir Fransa varsa, Türklerin 500 sene önce yaptıkları bu hayati yardımdan dolayıdır. Eğer Türk yardımı olmasa idi, Alman İmparatoru Fransa'yı coğrafyadan silecekti. Şimdi Ermenilere diktirdikleri bu heykeller, her halde Türklere teşekkür mahiyetindedir! Geçende İzmir'den Halil Danyıldız ismindeki okuyucum telefonla şunları bildirdi: "Efendim ben Kars Arpaçaylıyım. Çocukluğumda köyümüzde Ermeni zulmünü yaşamış ihtiyar bir hanım komşumuz vardı. Biz erkek çocukları olarak, aramızda zaman zaman savaşçılık oynardık. Biz harpçilik oynamaya başlayınca, bu teyze derhal hastalanır ve ishal olurdu. Bizlere bu savaş oyununu bırakmamız için rica eder, elimize şekerler yumurtalar tutuşturur ve 'Ne olur balam bir daha harp oyunu oynamayın. Ben çok hasta oluyorum' diye yalvarırdı. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanından rica ediyorum. İstanbul bir dünya şehridir. Buraya Ermenilerin Türklere yaptığı zulümleri anlatan bir Ermeni vahşeti heykeli yapılamaz mı. Böyle bir girişimde her türlü yardımı yapmaya hazırım..." İşte Kars'taki Ermenilerin ruh ve beden sağlığını kalıcı olarak bozdukları bir rahmetli teyzenin acıklı hikayesi ve bir okuyucumun devletten ricası. Bana kalırsa Sadece İstanbul'da değil, Kars Erzurum, Erzincan, Van, Bitlis ve Şanlıurfa'da da böyle anıtlar dikilebilir.